Herkesin iktidarı kendine
Yeryüzünde işgal ettiğimiz mevzi ya da mevkiimiz (cürmümüz), bize az ya da çok bir hareket sahası temin eder. Siyasal bir terim olarak iktidar, elde güç bulunduranların diğerlerini sevk ve idare yetkisi anlamına gelir. İktidar da kaynağını ve dayanağını, ilahi olan/olduğuna iman edilenden, toplumdan, karizmatik bir liderden (önderden) vd. alabilir. Bu siyasal anlamıyla öne çıkan iktidar kavramının bir de kök anlamına bakalım.
Sahip olduğu kudreti (güç) ve imkanı icra edebilme anlamıyla iktidar, her birimizle ilişkili çağrışımlar içerir. Başkanlar, başkan yardımcıları, onun yardımcıları, amir, memur, patron, kalfa, hoca-öğretmen, sanatçı, şair, baba, anne, ağabey, abla... Her biri sahip olduğu imkan ve selahiyetler ölçüsünde irili ufaklı iktidar alanlarına sahip. Bir mevkiiye tayin edilmesi gerekmeden de kabiliyet ve çabalarıyla insan bir prestij alanı kesbedebiliyor. Bir şair mesela... Bir filozof... bir sanatçı. Söyledikleri, yapıp ettikleri dolayısıyla bir ilgi, bir sevgi, bir beğeni odağı olabiliyor. Hak edip etmemesi konumuz değil.
Hakketsin ya da etmesin içinde bulunduğu bu durum, sahip olduğu konum, ona bir tür iktidar alanı açabiliyor. Bir hayır kurumunun başkanı ya da yöneticisi için benzer şeyler söyleyebiliriz. Yahut bir akademisyen için. İktidar alanını sahip olduğu servete veya bir siyasal kudrete borçlu olması da gerekmiyor. Bilgi, beceri ve gayretleri sonrasında elde ettiği bir iktidar alanı da olabilir sahip olduğu yer. Bir makam odası, bir kürsü, bir medya penceresi vb. de görünür hale gelebilir iktidarı. Görünürlüğün-bilinirliğin artması (popülerlik) kanaatimce imtihanı daha da derinleştirip zorlaştırabilir. Çok tanınmış bir sanatçı, bir siyaset adamı, bir ilim-fikir adamı olmak gibi mesela... İman edenlere gelince... Onlar için, ellerinde olan bu imkan ve selahiyetlerden doğan -ki gayrı meşru yol ve yöntemlerle temini zaten ve baştan merduttur- sözkonusu iktidar alanı mukayyed olup mutlak sahibi ancak Allah tır. Bu sebeple mü minler kendilerine sunulmuş imkan ve yetkilerinden oluşan kudretlerini mutlaklaştırmamaya, Yaratıcı karşısında gözetimde olduklarını hatırlayıp hatırlatmaya ve bu doğrultuda tutum/davranış içinde bulunmaya söz vermiş olanlardır. Sahip olduklarının mutlak sahibi olan Allah a ait ve O na borçlu olduklarının, saat geldiğinde yine O na hesap vereceklerinin farkında olan ve buna mutabık davrananlardır;"inna lillahi ve inna ileyhi raciun" bu demektir.
O halde siyasal iktidarların, iktidarın yegane biçimi olduğunu zannetmek, bizi kendi selahiyet ve sorumluluk alanlarımızın (iktidarlarımız) farkında olmaktan alıkoyabilir. İrili ufaklı iktidarlarımızın bizde ne tür hal, tavır ve davranışlarla tezahür ettiğini bir yoklamakta fayda var.
İşgal ettiğimiz mevzi ve mevkilerde nasıl bir sorumluluk şuuruyla, ne ölçüde mütevazı, etrafımıza ve hele işe koştuklarımıza karşı ne çeşit bir muameleyle yaklaştığımızı bir kere daha gözden geçirmekte yarar var. Bu modern zamanlar, elimizdekilerden çok başkalarının ellerindekine bakarak konuşmaya kışkırtıyor bizi.
Diyeceğim o ki başkalarının günahları üzerine odaklanıp oyalanmak, bize kendi hesabımızı unutturmasın.