Gelenin Keyfi İçin
Gelenin Keyfi İçin
Haberin yok, darbe sana yapıldı. Sen uzaklaştın özünden, ben değil. Seni kopardılar gülünden. Aliden, On İki İmamdan, Al-i İmrandan uzaklaşan sensin. Ben değil. Sanın gitmiş, adın kalmış sadece.
Emin ol, bana bir şey olmadı. Görünürde baskı gören benim. Benim, diyar diyar dolaşan. Sana jurnal teklif edenler, benim semtime bile yanaşmadı.
Sağ eline ayı, sol eline güneşi verseler dönmeyecek bir Kutlu Öndere tutkulu, bu gözler. Sen kaçım kaçım kaçarken bir suçlu gibi, ben başı dik dolaşıyorum, bulvarları.
Eğri oturalım. Ama konuşalım, dosdoğru. İlkeler batağında yuvarlanmazdan evvel, çok değil bir asır önce, ağzı dualı gönlü imanlı dedelerin vardı.
Eve sağ ayakla girer, şükrederdi nimete. Sabahın ardından Haşr, Öğlenin peşinden Fetih, İkindiden sonra Amme, Akşamdan çıkınca bir kez daha Haşr, Yatsıdan itibaren Amenerrasulü okurdu.
Su, ateş ve toprak insanlığın ortak malı! derdi. Gecenin bir yarısı arka gider, gevere giden suyu kesen haramiyi fena hırpalardı.
Senin olmayanı ne hakla kıskanıyorsun. Şu alemde neyin var, söyle bakalım! zılgıtını yiyen, bir daha konukomşunun hakkına giremezdi.
Komşu hakkından bahsederken, Neredeyse komşuyu komşuya varis kılacak bir İnsanlık Öğretmenine sahipti.
Kapısına kürekle geleni, közle gönderir. Olmadı, ateşin bağrını deşerdi. Boş çevirmek olmazdı. Tarla tump davasında ara bulur; kan gövdeyi götürmeden, kini götürürdü yürekten.
Osmanlı, nizam-ı alem için asker çıkarınca koşardı, ön safa. Hak için sancak açmış neferlerin arasında kaybolur giderdi. İsimsiz kahramandı. Bütün isimler bir isimde toplanmıştı, adı Mehmetti.
Bir cephe gerisinde, Hakkarili Şeyhmus, Tuncelili Düzgün, Aydınlı Murat dünü an ile buluştururken, katılırdı araya. Cenknameden ezberine geleni anlatır, boğazına dolanan hıçkırıktan sonunu getiremezdi.
Savaş bitti, terhis başladı! nidası duyulur duyulmaz köyüne döndü. Yorgunluğu çıkmadan, Seni ilçeden çağırıyorlar! sesi yankılandı. Emir demiri keserdi. Üç gün var ki ne bir haber, ne bir selam
Yeni konsept babanıza uygun değil. İstirahat(!) edecek yanımızda. Taze güç lazım bize. İç düşmana göre ayarlayacağız, kendimizi.
Sakın Piranlı Hocaya uymayın. Yanmayın onunla birlikte.
İyi de Piranlı Hocayla derdimiz yok bizim.
Taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmazken elinden bir şey gelmedi. Aklın karıştı. Değiştiremeyen değişirdi. Uydun kalabalığa, başladın hain kahraman edebiyatına
Çok değil, on dört sene sonra Munzurda, Ali Boğazında, Dersimde, Ovacıkta aynı tezgah kurulurken dank etti, kafan. Demek konsept dedikleri buymuş. Buymuş, halkları önce bölen, sonra düşman kılan.
Sustukça, sıra sana gelirmiş. Harp Oyunuymuş bunun adı.
İyi hoş, bir Harp Oyunu da Edirnenin ötesi için kursalarmış ya Olmadı, Ahıskanın hürriyeti Olmadı, Kıbrıs Olmadı, Musul Kerkük Olmadı On İki Adalar için
Dedemin mezarı nerde?
Biz babana zor bulduk, kaldı ki deden!
.
Bu ses de ne!
İhtilal, ihtilal Gitsin Celal, gelsin Cemal !
Celale bir şey olmaz. Olursa Adnana olur. Celal, mason nitekim.
Mason da ne?
Siyonun parlak yıldızı.
Kanuniye öz oğlunu boğdurtan, Lale Devrini başlatan, Tanzimatı hazırlatan, gavurun hatırına Mebusanı açtıran, Kızıl Sultanı(!) hal eden, sonra pay-i tahtı halleden
Ülkeyi Balkan Savaşına sokan, cephede alınanı masada kaptıran, ithal kanun hazırlatan, Mecelleyi yasaklatan, ırkçılığı hortlatan, etnik kavga başlatan
Teraziyi takvimi değiştiren, ucube bir tip üreten, Alisiz Aleviliği pompalayan, Tek Partiye arka bahçe yapan Başsız gövde misali
Bu kadar uzun mu masonun eli?
Sana bu soruyu sorduran da mason!
Nasıl yani?
İsimlerinin geçmesinden hoşlanırlar. Haz verir onlara. Böylece korku yayılır, halkın yüreğine. Gizem katarlar ki hallerine, sinsin insanlık. Çekilsin dört duvarın ardına.
Listeler yayımlarlar ara sıra. Zannedersin bütün idareler onların. Niyetleri pasifize etmek. Bu çağın vebası bunlar.
Oysa Alemlerin Efendisi, Bizansı alt etmiş, Sasaniyi yok etmiş, bugünün abdsini tar u mar etmiş.
Ömerin Orduları Kafkasyaya dayanmış! Kim korkar, hain kurttan!
.
Bugünü konuşalım, biraz da
Bu denli acıdan sonra sevincin kalesini kurmak elimizde. 27 Mayısın 40. yılı. O güne varmadan atılmalı adımlar, cesurca. Varabildiği yere kadar gitmeli.
Yüz yirmi bin mahkum, tahta bavuluyla ayrıldığı yuvasına varmalı. Kapıyı bir umutla çalmalı. Allahım, neydi günahım! Ben nerde yanlış yaptım! demeli. Gecenin bir yarısı gözünü açtığında, isli lambaları, demir ranzaları değil, nicedir okumadığı Mushafı görmeli.
Zaman bir imkandır. İnsan bir imkandır. Aile bir imkandır. Selam bir imkandır. Hayat bir imkandır. Vahiy bir imkandır.
Hukuk, silah olmaktan çıkmalı. Yargılamak için değil, fırsat için olmalı, devlet. Sabıkalı, titretmeli yüreğini, devletlinin. Her günahta ben varım! demeli. Herkes bir adım atmalı. En çok da yasak koyucu(!)
Uzaklara barış dağıtan, kendini nasıl ihmal eder? Terör, kan, gözyaşı lügatlerden çıkmalı. Tarihi buluşma, dünyaya örnek olmalı.
Empatisi olmayanın sempatisi olmaz. Öteki bir candır. Ötelenmiştir zamanla. Öteye beriye savrulmuştur, bir anda. Tayfunun önünden almalı. Sen de onun ötekisisin, bir anlamda.
Irklar üstü, diller üstü bir medeniyete başkentlik yapmalı, Ankara. Üç kıtaya hükmetmiş bir ülkenin çocukları, Nerede kalmıştık? demeli, yeniden. Ensar ile muhacir misali kaynaşmalı.
Mekkenin Fethinde, "Ey Mekkeliler! Sizden kim Mescid-i Haram a girerse emniyettedir. Kim Ebu Süfyan ın evine girerse emniyettedir.
Hepiniz hürsünüz. Size bugün bir kınama yoktur. Umulur ki Allah sizi affeder. Çünkü O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."
Çağlar üstü Fermanına kulak kesilmeli Anadolu. Fethe odaklanmalı, yeniden
Yetmiş iki milyon altı yüz seksen bin olmuşken