reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Devam ediyor, edecek...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Hakkı Özdemir, henüz yayınlanmamış romanı Mutsuzluk Fotoğrafları`nda, "Herkes gibi olmayanlar, herkes için büyük bir tehlikedir" diyor. Yani, değerli eleştirmen Ömer Lekesiz`in de altını çizdiği gibi; "Uydum kalabalığa" demek, sizi tehlikesiz ve düşmansız biri yapar. Fakat öte yandan, İtalyan şair Cesare Pavese, "Her tepe bir şahsiyettir" diyerek, önemli bir tespitte bulunuyor. Herkes gibi olmayan, kalabalığa uymayan isimlere bir bakın: Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel, Mustafa Kutlu, İsmail Kara... Zirve kabul edilen ve hakikaten öyle olan bu isimler, ortaya sadece eser değil, şahsiyet de koymuşlardır.

Herkes gibi olanlar, kalabalığa uyanlar, zaten büyük sanatçı olamaz. Ama iyi bir solcu veya sağcı olabilirler. Solculuk ve sağcılık üzerinden edebiyatı tartışmak veya edebiyatı böyle bir zemine çekmek ise esaslı sanatçıların yapmadığı ve hiçbir zaman yapmayacakları bir iştir.

Ülkemizde sol anahtarını elinden düşürmeyen ve bu anahtarla kendine yeni kapılar/imkânlar açanlar olduğu kadar, sağa çekip bir şeyler bekleyenler de az değildir. Ama her daim görüldüğü gibi, kimse kendini uzun süre saklayamıyor, saklayamaz. Sağcılık üzerinden kahramanlık yapanların çoğu, en çok da edebiyatçılar, şimdilerde atlarını kamuya bağladılar veya bağlamaya çalışıyorlar. Demek ki bize kahramanlar değil, işini iyi yapan, bir iç kanama gibi sessiz ve derinden giden insanlar lazımmış.

Şunu unutmayalım: Çanakkale Savaşı sırasında 215 okkalık mermiyi tek başına kaldıran ve İngiliz savaş gemisi Ocean`ı safdışı bırakan Seyit Onbaşı; soyadı kanunundan sonra Kahraman, Yaman, Aslan, Topçu, Şanlı gibi soyadlarından birini değil, "Çabuk" soyadını tercih etmiştir.

İşte böyle insanlar...

Her fırsatta sol ve sağ ayrımını körükleyenlerin, edebi ve fikri manada bu ayrılığı keskinleştirmeye çalışanların, menfaat söz konusu olduğu zaman, nasıl bir dayanışma içine girdiklerini sıklıkla görüyoruz. Özellikle son beş-altı yılda...

İsim vererek konuyu başka yerlere çekmek veya çektirmek istemiyorum. Sadece şöyle bir kitabı hatırlatayım, yeter: Ortak Bir Şeyleri Olmayanların Ortaklığı. Yazarı, Alphonso Lingis.

Cumartesi günkü Nurettin Topçu Sempozyumu`nda, akademisyenlerden biri, hukuk ile ahlakın arasındaki farkı şöyle özetledi: "Hukuk, bir eylemin sonunda hesap sorar. Ahlak ise hesap sormayı başa alır." Son beş-altı yılda, yolsuzluk ve dolandırıcılık suçlamasıyla yargı önüne çıkıp hukuka hesap veren "sağcıların", hatta "İslamcıların" sayısındaki artış, sizce neyin işareti, alameti?

Bir şeyin, mesela bir caminin, kitabın, fikriyatın birden fazla tarihi vardır. Sözgelimi Mısır Çarşısı`nın inşa tarihi 1660, ihya tarihi 1943`tür. Huzur`un veya Tutunamayanlar`ın inşa tarihi ile ihya tarihi birbirinden farklıdır.

Tabi bir de "imha tarihi" var. Şu anda oraya doğru gidiyoruz.

Acilen-ihtiyaçtan, şu dört kavrama tekrar sarılmamız icap ediyor: Hakkaniyet, Merhamet, Mesuliyet ve Ciddiyet...

Güzel Ahlak ise her daim çatımızdır, olmalıdır!

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...