reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Böyle konuşmamıştık

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Fedakârlık, bütün güzel şeylerin temelidir. Fedakârlık ile ahmaklık bir tutulmaya başlanmışsa, o güzel hatır dahil, birçok şey yıkılır, bir daha da onarılamaz.

Bir de mesuliyet bahsi var. Biliyoruz ki, mesuliyet duygusu olmayanın hem mahcubiyet, hem de mensubiyet duygusu olmaz. Çünkü mesuliyet, `imana dayanan bir duygudur.`

Mesuliyet hissiyle yaptığınız her fedakârlık, maalesef, sizi daha üzgün bir insan haline getiriyor. Nihayetinde, kararları, Berat Demirci`nin o eşsiz ifadesiyle söylersek; "sıkışınca özgürlükçü, acıkınca toplumcu, zenginleşince serbest piyasacı, kendini gizlemesi gerekince millici" olanlar veriyor.

Çiğnenmiş bir vasiyet gibi üzgünken, `şu saatten sonra ancak bir dilsizin sözüne itimat edebilirim` diye not ettiğimi hatırlıyorum. Fakat insanız ve itimat hususu, ihtiyaç listemizin en başında duruyor.

Öte yandan, gayesi yarına kalmak değil de bugün bir şey almak olanlardan anlayış bekliyorsunuz. Sizi bir tenhaya çekiyor ve `suya sabuna dokunma` diye nasihat ediyorlar. Sormak istiyor, fakat soramıyoruz: Suya sabuna dokunmazsak, nasıl temiz kalabiliriz?

Onca insanın hayatıyla oynayıp da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edenlere bir bakın. Yüzlerinde herhangi bir mahcubiyet ifadesi görebiliyor musunuz?

`Dünyalık karşısında değişmelerine rağmen, hâlâ dünyayı değiştirme iddiası içindeler` ve gerçekten de acınacak haldeler.

Cahit Okurer, kırk sene evvel, "içinde ahlaki bir nizam tesis edemeyen insanda samimiyet aramak beyhudedir" demiş. Böyleyseniz eğer, bir hafta önce kara dediğinize bugün ak diyebiliyorsunuz.

Bu arada, olan, fedakâr insanlara, dava delisi Kerimlere, mesuliyet gömleği giymiş kolsuz mücahitlere oluyor. Yani, "çalışmışsam o gün, dürüst ve islâm kalmışsam" diyenlere.

* * *

Edebiyat, büyük oranda, yerini bulma hadisesidir. Aynı şey, siyaset dahil, hayatın her alanı için geçerlidir. Yerinizi bulamadığınız vakit, söyledikleriniz bile, doğru dahi olsa, yersiz oluyor.

Tesellimiz ise Hüsrev Hatemi`nin şu sözü: "İnci ve kıymetli taşın değerini herkes bilebilir. Fakat insanın değerini ancak insan olan bilir."

Unutmayalım ki, sadece insanın acısı değil, acımasızlığı da üzüntü vericidir.

Nasıl bakarsak, öyle görürüz. Örneğin, menfaat penceresinden bakan, herkesi menfaatçi olarak görür. Hangi pencereden baktığımızı anlamak için bir soru: `Kendini kurtarmak` deyince, aklımıza ilk olarak maneviyat mı geliyor, yoksa maddiyat mı?

Belki de bundan dolayı, sadece işlerimizin değil, ilişkilerimizin de bereketi kalmadı. En muhterem insanların bile çevresi sürekli değişiyor. Adeta toplu bir `çevre felaketi` yaşıyoruz.

Evet, davaların, hatta yardımlaşmanın bile sektöre dönüştüğü günlerden geçiyoruz. Sühreverdi, "hizmet önemlidir, hizmette edep daha önemlidir" der. Gelin görün ki, herkes meyve ağacına hizmet etme telaşı içinde. Diğer ağaçlara dönüp bakan yok. Kırılmışsın, etmişsin, kimin umrunda...

Jean Paul Sartre, "insanlar, yalnızca yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumludurlar" diyor. Bunu da hatırlatmış olalım.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...