reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

İstanbul’un Nadide İncileri: Adalar

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Heybeliada’da tarihi evlerin arasından ilerledikçe yeşilin bütün

tonları, çiçek renk ve kokularının çeşitliliği ziyaretçilerini çarpıyor.

Oksijen vurgunu yemiş bir vaziyette Refah Yolu Caddesi’nden ilerlerken,

faytonları çeken atların nal sesleri ve kıyasıya pedal çevirerek adanın

ciğerlerine doğru ilerleyen gençler eşsiz manzaranın keyfini çıkarıyor.

Burgazadası, Prens Adaları’nın büyüklük olarak üçüncüsüymüş.

Rivayet odur ki, Büyük İskender in generali, Demetrios un babası olan

Antigone buraya büyük bir kale yaptırmış. Ada önce onun adıyla anılmış,

sonra Yunanca kale/ burç anlamına gelen Burgaz adını almış. Evliya

Çelebi nin 17. yüzyılda yazdığına göre, ada halkı Rumlardan, çok az

sayıda da Yahudi ve Ermenilerden oluşmaktaymış.Çağdaş Türk Edebi-

yatı’nın önemli yazarlarından hikâyeci Sait Faik Abasıyanık, hayatının

bir bölümünü burada geçirmiş. Kızılçam ormanıyla kaplı olan ada, 2003’te

geçirdiği yangınla adeta küle dönmüş. Ada yine de çam ormanları,

sahilleri ve zarif ahşap köşkleriyle, seyir terası konumundaki 176 metre

yükseklikteki Bayrak Tepe’siyle hâlâ İstanbul un kendine hayran bırakan

mekanlarından biri olma özelliğini taşıyor.

Kaptan dümeni

Heybeliada’ya doğru kırarken, martıların eşliğinde Kaşık Adası ilişiyor

gözümüze. Yüzüstü yatırılmış bir kaşığa benzediği için bu adaya Kaşık

Adası ismi verilmiş. Özel mülkiyet olan adada bir iskele ve iki küçük ev

bulunuyormuş. Ada yatların kenarında demir attığı sakin bir liman olma

özelliğini Ada Dostları Derneği’nin girişimlerine borçluymuş.

Yaşlıların nostaljik muhabbetleri

Heybeliada İskelesi’ne yanaşırken adanın yaşlı sakinleri birbirleri

arasında iç geçirerek nostalji yapıyorlar. Eskiden burada rıhtımın

olmadığını, mendireğe yakın bölgede deniz hamamlarının bulunduğundan

bahsediyorlar. Sahilden içerilere doğru ilerlendiğinde tek veya iki

katlı ahşap evlerden oluşan balıkçı köyünün, yukarıdaki camiye kadar

üzüm bağlarıyla dolup taştığını kulak misafiri olanlara işittiriyorlar.

Adaya önceleri bakır çıkarıldığı için Yunancada bakır anlamına gelen

“Halki” deniliyormuş. Fakat daha sonraları heybeye benzemesinden dolayı

Heybeliada ismiyle anılmaya başlamış. Denizden yüksekliği 140 metreyi

bulan dört tepesiyle dikkat çeken ada, Büyükada’dan sonra hem nüfus hem

de yüzölçümü olarak ikinci sırada yer alıyormuş.

Mekteb-i Bahriye-i Şahane

Büyükada’yı bir sonraki geziye bırakarak bizlerde diğer yolcularla

birlikte Heybeliada’nın güzelliklerini yeniden keşfetmek üzere vapurdan

iniyoruz. İskeleden ilerlerken sol taraftaki devasa yapılarıyla Deniz

Lisesi göze çarpıyor. 1773’te Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’nın ön

ayak olmasıyla mühendishane olarak kurulan okul, o zaman

Kasımpaşa’daymış. Zamanla büyümüş, ihtiyaca göre yeni binalar da

eklenmiş, öğrenci sayısı artınca 1834 yılında Heybeliada’ya taşınmış.

Tanzimat ile birlikte yenilenmiş Mekteb-i Bahriye-i Şahane adını almış.

Ulaşımın yükü fayton ve bisikletlerin üzerinde

Sağ taraftaki Rıhtım Caddesi’nden ilerlendiğinde ise ilk bakışta çay

bahçeleri, çarşı, balıkçılar ve Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi göze

çarpıyor. Kilisenin yanından Lozan Zaferi Caddesi’nden ilerlerken

faytoncuların yoğunluğu yerini birden bire bisikletçilere bırakıyor.

Heybeliada fayton tarifesi mevkiine göre 12 ila 40 Türk Lirası arasında

seyrederken, bisiklet kiralama fiyatları ise kullanım saatine göre

değişiyor. Adalarda resmi araç dışında motorlu araç bulunmadığından

ulaşım fayton ve bisikletlerle sağlanıyor. Tarihi evlerin arasından

ilerledikçe yeşilin bütün tonları, çiçek renk ve kokularının çeşitliliği

ziyaretçilerini çarpıyor. Oksijen vurgunu yemiş bir vaziyette Refah

Yolu Caddesi’nden ilerlerken, faytonları çeken atların nal sesleri ve

kıyasıya pedal çevirerek adanın ciğerlerine doğru ilerleyen gençler

manzaranın keyfini çıkarıyor.

İstanbul beton tarlası gibi...

Deniz Lisesi’nden sonra yapılar bıçak kesiği gibi kesiliyor ve adeta

yeşilin ortasında kayboluyorsunuz. Anayoldan ayrılıp çam ağaçlarının

arasındaki patikalardan aşağıya doğru ilerlendiğinde önce sahilde

denizin keyfini çıkaranların, sonra da İstanbul’un kalbine doğru

kartpostallaşan manzara nefes kesiyor. Çam ağacına sırt yaslanıp

manzarayı seyretmeye başlandığında Burgazadası ve Kaşık Adası’nın

arasından yapıldığı günden beri tartışmaların odağında olan Zeytinburnu

sahilindeki “Onaltıdokuz”kuleleri bir taraftan, Anadolu

Yakası’nda yükselen gökdelenler bir taraftan keyif kaçırıyor. İstanbul

buradan bakılınca adeta beton tarlasını andırıyor.

Adanın en gözde mekanı

Kıyı şeridinden Heybeliada Su Sporları Kulübü ve Değirmen Burnu’nun

bulunduğu yöne doğru ilerlendiğinde Sadık Güzel Osman Sokak’tan

ilerlerken Sadık Bey Green Beach Club sahille olan serbest dolaşım

hakkınıza son veriyor. Çamlık Piknik Alanı’ndan istifade etmek

istiyorsanız kişi başı 4 Türk Lirası ödemeniz gerekiyor. Mecburi

istikamette yürüyenler Yeni İskele Yolu Sokak’tan özellikle kendisini

derinden hissettiren zakkum ve kokusuyla ciğerlere değen ıhlamur

ağaçları arasından Heybeliada Ruhban Okulu’nun paralelinde bir müddet

ilerlemek zorunda kalınıyor.

Ümit Tepesi’nin en hakim

noktasında bulunan Aya Triada Manastırı ve Rum Ortodoks Ruhban Okulu,

İstanbul’un fethinden sonra Rumların dini eğitim merkezi haline

getiriliyor. Bu okulu bitirenler dünyanın her bir tarafına yayılıp,

Ortodoks kiliselerinin başına geçiyor. 1970’lerde Türk hükümetiyle Rum

Ortodoks Patrikhanesi arasındaki bazı anlaşmazlıklardan dolayı buradaki

eğitim faaliyetlerine son veriliyor.

Heybeliada Camii huzur dağıtıyor

Abbas Halim Paşa Sokağı’ndaki köşkler adanın ruhuna zenginlik

katıyor. Kaptan Hafız Sokağı’nın sonundaki Kazasker Abdülkadir

Efendi’nin eşi tarafından 1935 yılında yaptırılan Heybeliada Camii adeta

adaya huzur dağıtıyor. Kare planlı, asma katlı caminin bahçesindeki

üzüm, ceviz, gül ve dut ağaçları adeta bir klima gibi gölgelenmek

isteyenlere serinlikler üflüyor. Dut ağacının dallarından sızan şireli

salkımlardan yememek ikramı geri çevirmek manasına geliyor. Hakkımıza

düşen ikramı alanlar, hamd ve şükür dualarını sunuyor.

“Lozan’ın zafer mi, hezimet mi?”

Kültür Bakanlığı Halk Kütüphanesi’nin önünden aşağıya doğru inerken

tarihi köşk ve konakların yorgunluğu göze çarpıyor. Lozan Zaferi

Caddesi’nden iskeleye doğru ilerlerken “Lozan’ın zafer mi, hezimet mi?”

sorusuyla tekrar başbaşa kalınıyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi,

verem hastaları için 1 Kasım 1924 günü 16 yataklı küçük bir hastane

olarak Çam Limanı’nın Yeşil Burun mevkiinde kurulan ve İsmet İnönü,

Rıfat Ilgaz gibi birçok ünlüyü de misafir eden Heybeliada Sanatoryumu (1

Ağustos 2005’tarihinde Süreyya Paşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları

Eğitim ve Araştırma Hastanesi ne nakledildi), Çam Limanı ve Alman Koyu

buraya gelip de görülmeden dönülmemesi gereken yerlerin başında geliyor.

Yıldızların tek tek sayıldığı mehtaplı gecelerden ilham alanların Çam

Limanı’nda "Biz Heybelide her gece mehtaba çıkardık..." nağmeleri hâlâ Heybeliada’da gezinenlere eşlik ediyor.

Şehir Hatları İskelesi’ndeki turnikeden geçerken görevlinin

Heybeliada’yı keyifle terk etmemize mani olma girişimleri boşa çıkıyor.

Buradan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Şehir Hatları Genel Müdürlüğü

yetkililerine seslenmek gerekiyor. Lütfen böyle stratejik noktalarda

insanca iletişim kurabilen görevlileri memur edin. Lütfen!..

Büyükada’yı da başka bir sefere anlatalım inşaallah.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...