reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

1950- YILINDAN BERİ BATI, EMPERYALİZMİNİN-İSTEDİĞİ OLDU.

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

?Çok partili ve serbest seçim sistemine geçtiğimiz 1950 yılından sonra milletimiz, siyasi yelpazenin sol cenahında yer alan insanların niyetini doğru okumuş, icraatlarını iyi değerlendirmiş ve o günlerden bu günlere kadar sosyalizmi kurtuluş yolu olarak lanse eden o kitleye iktidar görevini tevdi etmemiştir, muhtemeldir ki bundan sonra da vaziyet böyle devam edecektir. Çünkü siyasetin bu modelini şiar edinenler ile millet arasında "kan uyuşmazlığı" olduğunu herkes biliyor.

Ne var ki, aynı milletin mensupları siyasetin öbür cenahında rol yapan ve kapitalizmi ."huzur sokağı" pozisyonuna büründürerek, kurtuluşu başka adreslerde arayan sözde sağcı insanların durumunu iyi ve doğru teşhis edemedi. Hem sosyalizmin, hem de kapitalizmin yahudi menşeli bir oyun ve tuzak olduğunu, İslâm´ın kendine özgü bir hayat modeli bulunduğunu ve her Müslümanın bu modele uygun yaşaması gerektiğini bu millet Müslüman olmalarına rağmen gereği gibi maalesef anlayamadılar.

Türkiye üzerinde "derin ve kirli" hesabı bulunan malum mihraklar, yerli işbirlikçi piyonlarını çok iyi kullandılar. Ve onlar vasıtasıyla beyinlerimize öyle nüfuz ettiler ki, ehl-i küfrün, bizleri kapitalizme mahkûm etmek için sosyalizmi öcü göstermelerini dahi kavrayamadık. Bizi bu çirkef hayat modeline razı etmek için "sosyalizm´i ölüm, kapitalizm´i de hastalık" olarak lanse ettiler, bizler de "ölmektense hasta olarak yaşamak iyidir" mantığını "iman esası" gibi kabullenir ve savunur hale geldik. Daha açık ifade ile pirincin içindeki siyah taşları ayıklama becerisini gösterdik, ama beyaz taşların taş olduğunu ya anlayamadık, ya da kabullenemedik. Neticede, içimizden çıkan ve bizden görünen sağcıların eliyle dişlerimizin kırılmasına rıza gösterir olduk.

?Düşünebiliyor musunuz? 1950 yılından beri batı emperyalizminin paralı askerleri mesabesindeki sözde sağcı iktidarlar insanlarımızı manevi olarak uçurumun kenarına getirip bırakmışlardır, ama buna rağmen faturayı bu zaman içinde doğru-dürüst iktidar olamamış olan solculara, sosyalistlere kesmekten de geri kalmamışlardır. Neticede ülkemizde oynanan bir tiyatrodur ve bu tiyatroda sağcılar da solcular da ağa beyleri tarafından kendilerine verilen rolü oynamaktadırlar. Önemli olan oyuncuların rolü değil, oyunun senaristi ve konusudur. Bizi 50-60 senedir boş şeylerle oyalıyorlar.

?Daha doğrusu bizler millet olarak, işin reklam kısmını gerçek zannettik, perdenin arka kısmında gelişen olayları göremez-hissedemez bir hale düştük. Dünya üzerinde söz sahibi olan siyaset mühendisleri, başımıza musallat ettikleri ve inançlı insanların eliyle orada tuttukları piyon idarecilere reklâm kabilinden bir-iki icraat yaptırdı, bizler hep bunlarla oyalandık, onları savunur olduk. Hülasa bu arada kaybettiklerimizin muhasebesini yapma fırsatını bize fazla gördüler.

Birileri "fazla karamsar olma kardeşim. Kaybettiğimiz ne var ki, bu kadar dertleniyorsun" şeklinde itiraz edebilir. İlk bakışta haklı da zannedilebilirler. Ama ne var ki, durum gerçekten vahim ve bizler hakikaten manevi alanda büyük kayıplara uğradık. Üslubumdan ve böyle fincancı katırlarını ürkütebilecek konulara değinmemden bazılarının rahatsız olduğunu çok iyi biliyorum. Gel gör ki, inanmış bir insan olarak, inanan insanların manen felakete sürüklenmeleri karşısında sessiz kalmayı bir türlü içime sindiremiyorum. Ne felaketi mi? hacıların-hocaların, müridlerin-mürşidlerin, abidlerin-zahidlerin, tarikat - cemaat önderlerinin, kariyer sahibi akademisyenlerin-ilahiyat profesörlerinin, imamların-müezzinlerim ve müftülerin, kendi deyimleri ile dindar ve muhafazakârların, kapitalizm denilen şu gayri İslami küfür nizamını kabullenmesinden, ona kan ve can vermesinden, bu meyanda zina, faiz ve domuz gibi haramların serbest bırakılmasını siyasi kaygılarla meşru görmesinden, sessiz ve tepkisiz kalmasından, itiraz etmemesinden daha büyük felaket, daha büyük kayıp olabilir mi?

Selam ve dua ile....

Milli Olmak Gerek Beyim

Bu Vatanı seveceksen

Milli olmak gerek beyim

Kötülüğü kovacaksan

Milli olmak gerek beyim

Solcu yedi doydu gitti

Sağcı geldi soydu gitti

Haçlı cana kıydı gitti

Milli olmak gerek beyim

Mana gerek her bir söze

İman doldurmalı öze

Var mı söyle başka söze

Milli olmak gerek bize

Dünya malı yolcu değil

Avrupalı elçi değil

Modernlik ölçü değil

Milli olmak gerek bize

Tutuşalım biz el ele

Düşmeyelim dildin dile

Muhtaç etmeyin yâd ele

Milli olmak gerek beyim

Refik KUTLU 06.10.2015

(Kül. Bak. Halk. Şairi)Sivas

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...