reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

ZEYREK’İN GİZEMLİ SIRLARI

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Geçenhafta başladığımız yolculuğumuza, Nevşehirli İbrahim ve Çırçır Caddesi’nden ilerleyerek İbadethane Sokak’tan Zeyrek’in kalbine doğru ilerliyoruz. Buralar adeta açık hava müzesine benziyor. Sanki medeniyetler bıraktıkları izlerle hiç durmaksızın geçit merasimi yapıyor.

At Pazarı Meydanı, Zeyrek Evleri, Pantokrator Sarnıcı, Mehmed Emîn Tokâdî Türbesi, Pîrî Mehmed Paşa Camii, Eski İmaret Camii (Pantepoptes Kilisesi), Zeyrek Kilise Camii (Pantokrator Kilisesi), Zeyrekhane, Kadınlar Pazarı, Bozdoğan Su Kemeri (Valens Su Kemeri), Fatih İtfaiyesi, Ümmü Gülsüm Camii Çivizade Mescidi, Kasap Demirhun Camii, Bıçakçı Alaaddin Camii, Haydar Paşa Medresesi, Divitdar Keklik Mehmed Efendi Camii, Zembilli Ali Efendi Mektebi ve Türbesi, Çinili Hamam, Haydarhane Hamamı, Çukur Hamamı, Eski İmaret Camii Sarnıcı, Hacı Hasan Sokağı Sarnıcı, İbadethane Sokağı Sarnıcı sadece bir çırpıda isimlerini sayabildiklerimiz...

İstanbul öyle bir beldeki; her zaman saklı bir köşesi, gizemli bir yanı ve kendisine sakladığı özel sırları vardır. Kimi zaman ketum davranır, kime zaman ise cömertçe paylaşır en mahrem sırlarını.

Bu kadim beldenin sokaklarında ilerlerken bize karşı da cömertliği tutuyor. Bağrında sakladığı nadide bir mekânın masalsı geçmişini fısıldıyor. Dördüncü tepesinin eteklerine tutunan Zeyrek’ten bahsediyor. Arnavut kaldırımlı sokaklar, dik yokuşlar, camiler, hamamlar, türbeler ve cumbalı ahşap evler hâlâ yaşayan bir efsane gibi misafirlerini heyecanlandırıyor.

Yaşlı evler birbirine yaslanmış; güçlü olan zayıf olana omuz veriyor. Siirt’ten, Bitlis’ten göç ederek buraları mesken tutanlar “ciğerin en geç koktuğu” sokakların kıymetini bilmeden yaşıyor.

Gün ortasında sokaklar o kadar ıssız ki; karşıdan karşıya gerilmiş iplere dizilen çamaşırlar, cam kenarlarını süsleyen saksılardaki enva-i çeşit çiçekler, duvarların arkasında ağlayan çocuklar olmasa buralar terkedilmiş bölge izlenimi oluşturuyor. Fakat biraz ötede sigarasını tüttüren ihtiyar dede, yanımızdan geçerken masumiyeti bakışlarına yansıyan çocuk ve “nereyi arıyorsunuz?” sorusuyla yabancılığımızı yüzümüze vuran nene; kaybolmaya yüz tutmuş umutlarımızı birden yeşertiyor.

Davetkârca bizleri peşine takan Zeyrek, her adımda biraz daha cömertleşiyor. Neşesini de kederlerini de paylaşıyor.

Hor kullanılmasına rağmen, İstanbul’un kartal yuvası konumundaki teraslarından biri olan Zeyrek’te büyülü bir zaman ve tarihe yolculuk bizleri bekliyor.

Betonlaşma tarihi dokuya zarar veriyor

Osmanlı kent dokusunu günümüze taşıyan en önemli mahallelerden olan ve UNESCO tarafından tüm medeniyetlere ait değerli izleler taşıdığı için “Dünya Kültür Mirası” olarak belirlenen Zeyrek, ahşap cumbalı evleriyle misafirlerinin gönlünde hoş bir sada bırakıyor. Zeyrek semti 19. yüzyılın ilk yarısında yapılan ahşap sıra evleriyle, kıvrımlı dar sokaklarıyla, dik yokuşlarıyla, saymaya nefes yetirilemeyecek merdivenleriyle dikkat çekiyor. Zeyrek, Süleymaniye ile birlikte Osmanlı kent dokusunu günümüze taşıdığı için tarihsel olduğu kadar mimari açıdan da önem taşıyor.

İnsan bu sokaklarda dolaşırken; bakkalıyla, fırınıyla, pencerelerden birbirleriyle dertleşen kadınlarıyla, sokakta oynayan çocuklarıyla, çeşmeleriyle, minareleriyle, tarihin derinliklerinden kopup gelen emanetlerle yüzleştikçe unutulan kadim dostlukları tekrar hatırlıyor.

Onlarca tarihi yapı; geniş saçakları, ahşap cephe kaplamalarıyla Osmanlı’nın kent dokusuna dair hikâyelerini anlatıyor. Ayakta kalabilenler gösterdikleri muhteşem sabır ve dayanma güçleriyle hâlâ dimdik ayakta duruyor. Bazıları kuaförden yeni çıkmış rüküş kadın pozundaki halinden utanarak, çaresizce etrafını temaşa ediyor. Betonlaşmaya karşı direnme gücünü yitirenler ise birer birer viraneye dönüyor.

Ayasofya’dan sonraki en önemli ibadet merkezi

İbadethane Sokağı’nda ve Haliç’e hâkim bir yamaç üzerinde inşa edilen Zeyrek Camii, kiliseden camiye çevrilen mabetlerdenmiş.

Bölgenin merkezini oluşturan Zeyrek Camii, 12. yüzyılda İmparator II. Ioannes Komnenos ve eşi İmparatoriçe Eirenetarafından büyük bir manastırın merkezi olarak inşa edilmiş. Zeyrek, Bizans`ın surlarla çevrildiği ilk dönemlerde Pantokrator Manastırı`nın kurulmasıyla gözde bir semt olmuş. Eirene`nin ölümünden sonra imparator kocası burada bir kilise daha yaptırmaya karar vermiş ve Pantokrator Kilisesi’nin kuzeyinde Hz. Meryem`e adadığı bir kilise daha inşa ettirmiş. Böylece birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca, İmparator Komnenos aralarına üçüncü şapeli yaptırmış. II. Ioannis Komnenos, binaya tamamlandıktan sonra, bir de narteks (kilise mimarisinde kullanılan bir yapı biçimi) eklettirmiş.

Birbirine bu kadar yakın 3 kilise olunca, imparator bunları birleştirme kararı almış ve yapı manastır halini almış. Bu manastıra bağlı 700 rahip ve çok sayıda din görevlisi bulunuyormuş.

Hz. İsa’ya adanmış manastırı Haçlılar yağmalamış

Manastırın kiliseleri dışındaki bölümlerini taşıyan sarnıçlar dışında günümüze bir şey ulaşmamış. Pantokrator Hz. İsa’ya (dünya hâkimi Hz. İsa) adanmış olan manastırın yan yana üç binadan oluşan kilisesi Ortaçağ Bizans mimarisini en iyi temsil eden örneklerindenmiş. Manastır, V. Haçlı Seferi (1204) sırasında İstanbul’un ele geçirilmesinden sonra Haçlılar tarafından yağmalanmış. Manastırdan götürülen bazı el yazmaları, kilise eşyaları ve rölikler Avrupa ülkelerinin bazı müzelerinde sergilenmekteymiş.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...