Acilen, ihtiyaçtan
`Kazanırsan dost kazanmaya bak, düşmanı anan da doğurur` diye bir atasözü var. Bana kalırsa, bugün için, İslam dünyasını en iyi anlatan söz budur. Kardeş olması gerekenlerin birbirine neler yaptığı. Büyük acılara nasıl kayıtsız kalındığı. Kuru nutuklardan ileriye gidilmediği.
Müslümanların derdine derman bulabilmek için kurulan örgütlerin ne işe yaradığını, kimlere hizmet ettiğini ise, çatı adayın duruşundan / söyleminden anlayabiliyoruz. Diyelim ve geçelim: Hiçbir şey olmamış gibi davranmak, ancak taşlara mahsustur.
Doğu Türkistan`dan Orta Afrika Cumhuriyeti`ne kadar, neredeyse bütün bir İslam coğrafyası, açık yaraya dönüşmüş durumda. Hem canımız, hem insanlığımız kan kaybediyor. Çürüyor. Birbirimizi öldürürken de, sulh talep ederken de batıdan medet umuyoruz. Ayrıca acı.
Salı günkü bir habere göre, Suriye`de `ölümü belgelenebilen` insan sayısı, 171 bin 509`a ulaşmış. Bunu kaçla çarpmak lazım gelir, bilmiyorum, bilmiyoruz. Dağılan yurtlar, yuvalar. Sahipsiz kalan yavrular.
Taraklı, Göynük, Nallıhan, İnhisar, Sarıcakaya, Mihalgazi, Gölpazarı, Pazaryeri, Dodurga, Domaniç, Söğüt... Bu beldelerin olduğu bölge, bana kalırsa, Anadolu`nun kalbidir. Toplam nüfusları yüz bini zor buluyor. Hepsini ve daha fazlası düşünün. Allah muhafaza. Hemen yanımızda, işte böyle bir kıyım yaşanıyor. Yazmaktan ve konuşmaktan başka ne yapabiliyoruz? Sükût.
İsrail işgal devleti, son altı yılda, Gazze`ye düzenlediği üç büyük operasyonda 475`i çocuk, 1679 Filistinliyi şehit etmiş. Binlerce yaralı. Boşlukları doldurduğumuz vakit, sayı daha da artıyor. Bir devlet, milyar dolarlık silahlarıyla, çocukların / yetimlerin / öksüzlerin üzerine çöküyor. Oruçlar, ölümle açılıyor. Ne yapabiliyoruz? Hiç.
Daha beteri / acısı şu: Irak`ta, sadece birkaç ayda öldürülenlerin sayısı, İsrail`in on yılda şehit ettiklerinden fazla. `Tarifsiz kederler içindeyiz.`
Kuzey Nijerya`da medrese talebeleri tenhalara götürülüp katlediliyor. Kim yapıyor, belli değil. Hangi birini sayalım? Orta Afrika`da, sırf adı Ahmet olduğu için çocuklar şehit ediliyor. Hangi birini sayalım? İnsafsız Amerika`nın insansız uçakları, Afganistan ve Pakistan`ın ücra köşelerinde, dağ başlarında, aileleri havaya uçuruyor. İslam dünyasının nükleer güce sahip tek ülkesi bile, vahşi batının operasyon / oyun sahasına dönüştü. Biliyoruz ki, sendeleyip düştüğümüz vakit, benzer şeyler bizim de başımıza gelecek. Malum; yıkılan ağaca balta vuran çok olur. Edebiyat Ortamı dergisinin son sayısında, Mustafa Aydoğan, halimizi ne güzel yazmış: `Bazen, gözlerimiz kararsa da, düşmediğimize dua ediyoruz.`
Aynı yazıdan bir iktibas daha: `Ayna, Türkiye`dir. Anadolu`dur. Her diriliş, önce, bu topraklarda görür kendini...`
Peki, bizler ne durumdayız? Kendi içimizde, hiç bu kadar gergin, tahammülsüz, önyargılı, art niyetli, acımasız olduk mu? Sanmıyorum.
Tutarlı mıyız? Liberal iken, bir günde `muhafazakâr` olanların sayısı ne vaziyette? İmdadımıza, vefatının otuz dokuzuncu yılında, rahmet ve minnetle andığımız Nurettin Topçu yetişsin: `Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada asla barınamazlar.`
Muhitler dağılıyor; kıymetli olan ne varsa, hızlı bir şekilde sektöre dönüşüyor. O halde, soralım: Bir yerimiz var mı, kaldı mı?
Ani gelişen dostluklara karşı dikkatli olmamız tembihlenir. Böyle değişken `dostlukların` yaşandığı bir siyaset, bize / millete ne söyleyebilir?
Zahmete katlanmadan rahmete ulaşmak isteyenlerin sayısı artıyor mu, azalıyor mu? Artıyor.
Onca olumsuzluğa ve giderilmesi gereken eksikliğe rağmen, Türkiye, Türkiye`dir. İslam dünyasının kuzey yıldızı. Yine, biliyor ve inanıyoruz ki, ümitsizlik, mümin ahlakından değildir.
İslam dünyasının hali ortada. Kaleler düşmüş, piyonlar söz sahibi olmuş. Her bir örgüt, neredeyse çok uluslu şirket. İktidar, fitnenin.
Tarihî ve dinî birçok nedenden dolayı, sorumluluk Türkiye`dedir.
İlk bakışta, Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu`nun tezleri karşılıksız çıkmış görünüyor. Onun talihsizliği, büyük bir projenin ortasına gelmesidir. Fakat umudumuzu koruyoruz; hâlâ bir şeyler yapılabilir, yapılmalıdır.
Yeni dönemde, Türkiye, daha büyük sorumluluklar almalı, adımlar atmalıdır. Kararlı, dirayetli bir şekilde. Bunlardan biri, mutlaka, cennetmekân Necmettin Erbakan`ın İslam Birliği projesi / hayali olmalıdır. Acilen, ihtiyaçtan. Çünkü yaşadığımız çağ, bizi buna mecbur kılıyor. Denilecek ki, `birlik mi kalmış, her yer tarumar olmuş.` Kalanla. Olanla. Gelenle. Müslüman Kardeşlerimizi zalimlerin elinden kurtarmak için.
Yeni dönemde, Sayın Erdoğan`dan birinci beklentimiz budur. Bazı şeylerin mazereti olmaz, bunu da kendisine hatırlatalım.