reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Mezarlık manzaralı dünya

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İlkbahar gelmeden, ağaçlar filizlenip yaprak sürmeye, tomurcuklar patlamaya başlamadan hüzün sardı benliğimizi.

Bu sefer bahar değil, hüzün erken geldi. Dualarımıza hüzün değdi. Tesbihlerimizde dizili kehribar taneleri saçıldı ortalığa. Hûhûlarla beslenen nefesler de, kendinden geçmiş nefisler de hüzne boğuldu. Hüzün konuşur, bunalıp kaçarken bile hüzünle buluşur olduk.

***

Tek millet olan küfür; Allah’ın ipine sarılmışları barbarca imha ediyor.

Fitne bataklığına düşen Zenciler, Araplar, Türkler, Kürtler, Farisîler, Şiîler, Nusayrîler, Sünnîler birbirini boğazlıyor.

Hayatta kalabilmek ne mucize; kalanlarsa kinle, nefretle, kahırla bîtâb düşmüş umutların üzerinde tepiniyor.

İslâm coğrafyası Kerbelâ’ya döndü; kan gövdeyi götürüyor.

Dünya her geçen gün mezarlık manzaralı eve dönüşüyor.

Sanki ruhların ber-heva olduğu küçük kıyamet yaşanıyor.

Medet!..

İmdat!..

Havar!..

Help!..

Yetişin insanlık öldürülüyor!..

***

Bütün bunlar olurken...

Belki değil, kesinkes kışın sonu da gelecek... Yağmurlar yağacak; şimşekler de çakacak... Lodoslar esecek; denizlerin ortasından önüne kattığı her şeyi, martıları da kovalayacak... Sonra semadan rahmeti sırtlanan nûr taneleri inecek; dağları, ovaları, kirlenmiş beldeleri de sarmalayacak...

Güneş uzun uzun ışıtan ve ısıtan yüzünü tekrar gösterecek; nevruz ateşleri yanacak, böcekler emekleyecek, çiçekler açacak, ağaçlar dal sürecek, Kırlangıç Fırtınası da geçecek...

Anadan üryan nebâtat, “kün” emrini duyunca; davetkâr elbiselerini giyinecek, bizlere “aşk makamı”nda dirilişi anlatacak...

Yine bütün bunlar olurken...

Hayat güzellik ve çirkinlikleriyle devam edecek; kimileri sevinecek, kimileri üzülecek...

An gelecek...

Mukadder ayrılıklar yaşanacak... Kimileri kaybettiği Yusuf’unu ararken, kimileri Züleyha’nın peşine düşecek...

Kimileri âhir için evveldeki kıssalarla tevekkül edecek; kimileri kaoslardan beslenerek mazlumların ahlarını alacak...

Kimileri “Hak geldi bâtıl zâil oldu”ya iman edecek; kimileri dermansız fermanlarla gününü gün eyleyecek...

Kimileri davasının çilesini çekmeye devam edecek; kimileri “ben haklıyım devrimi”ne yeltenecek...

An gelecek...

Bir rüzgâr esecek...

Vakarını koruyanlar bir başak tarlası gibi; rüzgârlara direnecek, bire bilmem kaç verecek. Birbirine Hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi unutanlar; hüsrana düşecek. Yanacak, kavrulacak, varlıkta yok olacak...

***

Hidayet, feraset, dirayet dolaşıyor kuşatmak için benlikleri; fakat pervasızca direniyor benlik hastalığının iflah olmaz esirleri...

Gözyaşları akıyor“elbet bir gün güleceğiz” ümidiyle; “ok yemiş ceylan” gibi...

Bir çığlığın sessizliğinde...

Benliğin yürekleri kavuran gölgesinde...

Dikenlerin sardığı gül bahçesinde...

Gevşemeden, tasalanmadan, yılmadan yürüyoruz; rotamız belli, lâkin “Nuh Tufanı”na tutulmuş gibi...

***

İman etmişiz; nefisler tekrar terbiye olacak, pişmanlıklar aslolana rucû edecek ve elbette bugünler de geçecek.

Zaaflarına yenik düşenler; vicdan mihrabına kapanıp lâl olmuş, hâl olmuş günahlarına mâtem tutacak.

Vakarını kaybetmeyenler, ümitsizlik iklimine inat; “bu da geçer ya hû” diyecek.

An gelecek...

Zamanlar tükenecek, hüzünler bitecek, tûrab bile sevinecek. Yeni bir yolculuk başlayacak, içinde hüzün de bulunmayacak...

Bütün bunlar oluyorken ve hâlâ nefes alabiliyorken; bizler İbrahim’in, oğul İsmail’i kesme kıssasını bir daha, bir daha gönlümüze nakşedeceğiz. Başka çaresi yok; ancak sevdiğimiz İsmailleri kurban ederek saadete ereceğiz.

***

Vuslatı anlatmak zordur. Vuslat hikâyelerini âşıklara, dizeleri ise şairlere teslim gerekir. Fakat yürekler acıyı tattı mı; herkes âşık, herkes şairdir o dem. Dökülür yollara cümleler Karanice, cenk eder Alice, adalete teslim olur Ömerce, toprağı okşar Veyselce, “ölüm de var ey fâni” der Ruhsatice...

Sonra susar, sessizce...

Zaman zamanı çelmelerken; birileri sert rüzgârların ana gövdeden ayırdığı yapraklara değil, dalların çaresizce kopuşuna seyirci kalır... Gövdeden parçalar kopar; beden susar, ruh feryad-ı figan eder... İhtirassızca “hayatın cilvesi bu” der; hayatın cilvesi bu.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...