reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Eleştiri, eleştirmen...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

"Gelecek kuşaklar unutur ya da över. Sadece eleştirmendir, yazarın yüzüne karşı yargıyı veren."

Walter Benjamin

Şiirin tüfek, şairin de tüfeği kullanan kişi olduğunu düşünürsek, eleştiri, şairin rast gele ateş etmesini engeller, ona nişancılık eğitimi verir, bir bakıma terbiye eder.

Eleştiri, boş konuşmaz ve boş konuşanlar ondan hoşlanmaz.

Eleştiri, şiirin sütannesidir.

Eleştiri, kişisel bir mesele değil, bir medeniyet projesidir.

Eleştiri, gücünü sanat eserinden değil, eleştirmenin iradesinden alır. Eleştiri, biraz da ortaya irade koymak, karar verebilme gücüne sahip olmak demektir.

Yozlaşma, seviyesizlik ve ne yaptığını bilememe, eleştiri yoksa ben varım, der.

Ve eleştirmen...

Eleştirmen, açık aramaz, namuslu bir hakem gibi gördüğünü çalar.

Eleştirmen tarafsız olamaz. Denir ki, "taraf tutamayan susmalıdır."

Eleştirmen, herkesle, her fikirle iyi geçinmek zorunda değildir. Eğer böyle bir derdi varsa, kendisi yoktur.

Eleştirmenin çevresinde küçük ya da hatırı sayılır bir grubun oluşması, yine eleştirmenin bu gruba dâhil kimseleri öne çıkarması, bir yozlaşma veya adam toplama gibi görünse de, değildir.

Eleştirmen, bazen hâlihazırdaki bir grubu, ekolü, akımı destekleyebileceği gibi; bazen öncü bir şair gibi çığır açabilir, bir akım, ekol oluşturabilir. Fakat açılmış bir yolu kapatamaz. (Eliot ın şu sözü, bir kez daha kendini gösteriyor: Her kuşak, kendi yazın eleştirisini beraberinde getirmek zorundadır.)

Eleştirmen, muhalif gibi görünse de, değildir. İktidarın ta kendisidir o. Muhalif olan şairdir.

Eleştirmen, şiir bilgisini, karşı tarafı ezmek için kullanamaz. Kullanırsa, ortaya koymuş olduğu metin hastalıklıdır. Kendisi de.

Eleştirmenin lügatinde kıskanmak kelimesi olmamalıdır. Bu, işini doğru yapmasını engeller, otoritesini sarsar. Çünkü eleştirmen kıskanan değil, kıskanılan kişidir.

Buraya kadar yazılanlar, olması gerekeni işaret ediyor. Peki, günümüzde eleştiri ve eleştirmen, tam olarak işlevini yerine getirebiliyor, yapması gerekeni yapıyor, yapabiliyor mu?

Attila İlhan a inanacak olursak, hayır; çünkü "bizde şair olamayan eleştirmen oluyor" diyor. Böyle bir sözü söyleyenin şair olup olmadığına mı bakmak gerekir, yoksa başından geçen tatsız bir olaya mı? Geçelim...

(Eleştirmen, şiir yazmak, önce bir şair olarak kendini ispat etmek zorunda değildir.)

Tekrar sorumuzun cevabına dönelim: Walter Benjamin, "sanat coşkusu eleştirmene yabancıdır" der. Yani eleştirmen, şiire soğukkanlılıkla yaklaşmalı, kendini şairin ya da okurun yerine koymamalıdır.

Bizde eleştirinin ve eleştirmenin gerektiği gibi işlevini yerine getirememesi, tırnak içindeki durumun tam tersi olmasından kaynaklanıyor.

Eleştirmen kendini kâh şairin yerine koyuyor, kâh okuyucunun. Şair coşkuludur, okuyucu duygusal. Bu kararsızlık ya da şaşkınlıkla (buna pozisyon hatası da diyebiliriz) kaleme alınan metinler, doğal olarak olması gereken yerde olmuyor, bir şey söylemiyor, doğru teşhis imkânı vermiyor ve sadece onu alıp şuraya koymuş oluyor. Çünkü eleştiri coşku ve duygu değil, zekâ işidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...