Eleştiri, eleştirmen...
"Gelecek kuşaklar unutur ya da över. Sadece eleştirmendir, yazarın yüzüne karşı yargıyı veren."
Walter Benjamin
Şiirin tüfek, şairin de tüfeği kullanan kişi olduğunu düşünürsek, eleştiri, şairin rast gele ateş etmesini engeller, ona nişancılık eğitimi verir, bir bakıma terbiye eder.
Eleştiri, boş konuşmaz ve boş konuşanlar ondan hoşlanmaz.
Eleştiri, şiirin sütannesidir.
Eleştiri, kişisel bir mesele değil, bir medeniyet projesidir.
Eleştiri, gücünü sanat eserinden değil, eleştirmenin iradesinden alır. Eleştiri, biraz da ortaya irade koymak, karar verebilme gücüne sahip olmak demektir.
Yozlaşma, seviyesizlik ve ne yaptığını bilememe, eleştiri yoksa ben varım, der.
Ve eleştirmen...
Eleştirmen, açık aramaz, namuslu bir hakem gibi gördüğünü çalar.
Eleştirmen tarafsız olamaz. Denir ki, "taraf tutamayan susmalıdır."
Eleştirmen, herkesle, her fikirle iyi geçinmek zorunda değildir. Eğer böyle bir derdi varsa, kendisi yoktur.
Eleştirmenin çevresinde küçük ya da hatırı sayılır bir grubun oluşması, yine eleştirmenin bu gruba dâhil kimseleri öne çıkarması, bir yozlaşma veya adam toplama gibi görünse de, değildir.
Eleştirmen, bazen hâlihazırdaki bir grubu, ekolü, akımı destekleyebileceği gibi; bazen öncü bir şair gibi çığır açabilir, bir akım, ekol oluşturabilir. Fakat açılmış bir yolu kapatamaz. (Eliot ın şu sözü, bir kez daha kendini gösteriyor: Her kuşak, kendi yazın eleştirisini beraberinde getirmek zorundadır.)
Eleştirmen, muhalif gibi görünse de, değildir. İktidarın ta kendisidir o. Muhalif olan şairdir.
Eleştirmen, şiir bilgisini, karşı tarafı ezmek için kullanamaz. Kullanırsa, ortaya koymuş olduğu metin hastalıklıdır. Kendisi de.
Eleştirmenin lügatinde kıskanmak kelimesi olmamalıdır. Bu, işini doğru yapmasını engeller, otoritesini sarsar. Çünkü eleştirmen kıskanan değil, kıskanılan kişidir.
Buraya kadar yazılanlar, olması gerekeni işaret ediyor. Peki, günümüzde eleştiri ve eleştirmen, tam olarak işlevini yerine getirebiliyor, yapması gerekeni yapıyor, yapabiliyor mu?
Attila İlhan a inanacak olursak, hayır; çünkü "bizde şair olamayan eleştirmen oluyor" diyor. Böyle bir sözü söyleyenin şair olup olmadığına mı bakmak gerekir, yoksa başından geçen tatsız bir olaya mı? Geçelim...
(Eleştirmen, şiir yazmak, önce bir şair olarak kendini ispat etmek zorunda değildir.)
Tekrar sorumuzun cevabına dönelim: Walter Benjamin, "sanat coşkusu eleştirmene yabancıdır" der. Yani eleştirmen, şiire soğukkanlılıkla yaklaşmalı, kendini şairin ya da okurun yerine koymamalıdır.
Bizde eleştirinin ve eleştirmenin gerektiği gibi işlevini yerine getirememesi, tırnak içindeki durumun tam tersi olmasından kaynaklanıyor.
Eleştirmen kendini kâh şairin yerine koyuyor, kâh okuyucunun. Şair coşkuludur, okuyucu duygusal. Bu kararsızlık ya da şaşkınlıkla (buna pozisyon hatası da diyebiliriz) kaleme alınan metinler, doğal olarak olması gereken yerde olmuyor, bir şey söylemiyor, doğru teşhis imkânı vermiyor ve sadece onu alıp şuraya koymuş oluyor. Çünkü eleştiri coşku ve duygu değil, zekâ işidir.