Uğraş, Biz de Uğraşacağız!
Ezandan haz almazsın. Kıymet vermezsin, Çağrıya koşana. Bir anlam ifade etmez; kamet, tekbir Peki ama, nasıl oldu?
Malazgirtte kırk binle tozu dumana katan, Haliçin karşı yakasında Canların Canına kavuşan, Topkapıda Rum Ateşine aldırmayan, Tih Çölünü bir çırpıda geçen sen miydin, yoksa ithal bir ordu muydu?
En son koşumuz Mohaçtan bu yana, nasıl da tanınmaz hale geldin?
Okyanusta yılan kovalayan, Sarayda solucan mı besliyordu? Setr pantolon, cazlak surat, püsküllü fes, kaytan bıyık, lejyoner nişanı Onlara benzetti seni.
Otağından artık zafer sesleri gelmiyor. Kutlu habere kulak kesilmiş Afgan kadınların, Kars giderse Kabilin düşmesi yakındır. Osmanlı sayesinde güvendeyiz asırlardır! haykırışı mazide kalmış.
Komutan padişahlar, güçlü nefeslerini Balkanlarda bırakmış Kan gövdeyi götürüyor, Yedikulede
Askeriyle şehadete koşan Sultan, gıpta ile anılıyor, bugün. Yerini, ölmeyi emreden, ama her nasılsa ölmeyen(!) komuta kademesi aldı.
Nerede Bingazi, Yemen nerede? Nerede Gazze, Mısır nerede? Nerede On İki Ada, Rodos nerede? Nerede Batum, Sofya nerede?
Zafer şerbeti içilmiyor, nedense! Mahzenden kin şarabı çıkarılmış. Venizelos, Çörçile uzatmış. Çörçil, Staline sunmuş; Dolmabahçede(!)
Belliydi, Şevket Paşanın Trakyayı boşaltmasındaki amacı! Istanbula hürriyet getireceğim! derken, Edirneye Bulgar, Tekirdağa Yunan konuşlanmış. Esaret başlamış, Gümülcinede.
Nasıl olmuş hayret, bilse terk eder miymiş, sınırı(!) Otuz Bir Martta bağırtan o, kovan o, kovalayan o! Tavşan o, tazı o!
Bir de İstanbul a geldim ki: Bütün çarşı, pazar. Naradan çalkanıyor, öyle ya... Hürriyet var!
Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş... doğru! Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru!
Derdest edip doksan bini, sırtlarda bırakıp ardına bakmadan giden Enverland Kralı bugün nerede? Gireceği yokmuş anlaşılan, orta yola. Kurt kemiriyormuş, içini.
Ekmek elden, su gölden. Ye, iç, yan gel yat! Senin de defterin dürülür bir gün. Bak, rahmetle hatırlayan var mı, postlu dostlu darbeci beyaz şarap paşasını!
Hemen de zoruna gitti, Hakkını helal etmeyen yazarın ince ince vuruşları! Oysa Hak Arapça, helal Arapça, rahmet Arapça Varsın, helal etmesin hakkını. Laik olmayan adamdan, laik olmayan üç kelime
Vazifesi sınır beklemek sadece, bir tek onu yapmamış!
Karabağ karalar bağlarken Petrosyanla yediği içtiği ayrı gitmeyen sahte kahraman nasıl unutulur? Uzaklardan tanışıyorlar mı yoksa? Belki de çok yakından, Adanadan, Kıbrıstan
On binlerin kanı kurumadan tarihsel dostluk da neyin nesiydi?
Şiir öğrenmiş bir çırpıda, okumuş Nazımdan! Madem ak sütün içinde ak kaşıktı da, Necipçiler-Nazımcılar kavgası niye on bin cana mal oldu?
Otuz sene evvel ezberleyeydi de Nazımın dörtlüğünü, Maraş, Sivas, Çorum, Fatsa düşman kaldırımlar değil, kardeş kentler olaydı?
Ben yanmasam / Sen yanmasan / Biz yanmasak / Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa Altı üstü on kelime! Değer miydi o kadar cana?
Bir musıbet iyidir derler, bin nasihatten.
Şanlı günlerin hatırına bağrına bastığın, kumaşına hayran olduğun, on yılda bir dikkat kesildiğin senin için neler düşünmüş neler
Belleğinde darb-ı mesel bol:
Nankör sap, tanıdık baltanın yoluna çıkmış:
Şu ağaç var ya önüme çıkıp duruyor, kurtar beni!
Hay hay! demiş balta. Yalnız, bana yardım et!
Emret! demiş, sap.
Senden güç almalıyım ki bu iş olsun! demiş balta.
Beraberce ağacın yanına vardıklarında balta, ağaca demiş ki:
Bu sap senden çıkmadı mı, niye sana düşman kesildi?
Ağaç mütevekkil, cevap vermiş:
İyilik yapardım da ondan. Benim kök suyumdan, o da nasiplenirdi. Yıllarca koynumda sakladım. Büyüyüp olgunlaşınca garez doldu içi.
Sapı benden ne de olsa!
..
Çok söylendi, inanmadın. Nasihat kar etmedi. Cezayirde çöl sıcağı bir şey hatırlatmadı. Sandıkları patlatan yüzde doksan ikinin sevinci kursağında kaldı.
Kendi gidip cuntasını bırakan frenk artığı, kanla suladı sokakları.
Özenle sakal bırakan, alnına tevhid bandajı bağlayan, köy basıp gazeteci çağıran, kameramanın önünde katliam yapan, tekbir getiren cuntacı
Dinciler köy bastı! sekiz sütuna manşeti Pariste kutlayan Buteflikadan almış taktiği, Elazığlıyı bir dilberle bastıran postmodernci!
Alamamış hızını. Yavrularını yiyen kurbağa misali üretemediği(!) uçağı düşürecekmiş, askerin başına. Fatihin kabrinin yanı başında nefret yayacak, kin salacakmış!
Fırsatı ganimet bilip iki yüz bini yollayacakmış; kodese. İşkence kılavuzundan ölümlerden ölüm beğeni seçecekmiş.
Konuş Kanuninin torunu! Konuş Yavuzun hayranı! Konuş yeni yetme seri katili beğenmeyip, Selahaddinle kan bağı kuran aykırı adam! diyecekmiş.
Bize tabi olmazsınız ha! deyip ahirete yollayacakmış, aklı sıra!
..
Bilmez ki, zulmün bahçesinde Adaletin Musası yetişir. Yusuf yüzlü, sabır ile sultan olur, Mısıra! Nuhun gemisi çıkar, Cudiye!
İbrahim, Hakka yürür, tevekkülle! Alemlerin Efendisi, on yıllık hasretin ardından, döner Dünyanın Kalbine!
Anılır rahmetle, adları.
Ya ispiyoncular, çapraz sorgucular, dönekler, işbirlikçiler, düzenbazlar, fitnebazlar, gammazlar .! Şeytana kim rahmet okur, şeytanın çocuklarını kim hatırlar?
Ezanı Türkçe okutacakmış! Ezanı sevmeyen adam!