reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Anne ve Dünya

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Anne ve Dünya

Önce annemizi kaybettik güneşli bir mayıs günüydü. Hem de bir pazar günüydü hiç unutamıyorum. Saçlarımıza gün değe değe, bırakın baş tacı etmeyi evlerimize konuk bile edemediğimiz annelerimize kapitalizmin dayattığı ürünlerden birisini cicili bicili paketlere koyarak götürdük. Paketleri açmadan bir kenara koyan çizgili nur yüzlü annemiz, yıllardır yaptığı gibi bize seviniyormuş maskesiyle gülümseyerek asıl yapmak istediği şeyi yaptı. Kollarını bir okyanus gibi açtı, bir çınar gibi gönlünü gönlümüzün karşısına getirdi, bir büyük hasretle bizi kucakladı. Yüzündeki ifadeyi hatırlamıyoruz çünkü biz karşı tarafa bakıyorduk ve biran önce bu tören bitsin de bitmek bilmeyen koşturmacamızın arasına dönelim istiyorduk. O gözlerini kapatmış geceler boyu uykusuz kaldığı, bizi susturabilmek için bağrına bastığı günleri film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiriyordu. Ağladığımız susmadığımız, sustuysak da uyumadığımız onlarca günü yeniden hatırlıyordu. Hiç acele etmemişti, şu çocuk sussun da bende gidip yarım kalan uykumu tamamlayayım dememişti. Sabırla sükunetle başucumuzda beklemiş ve gözlerimizi kapatınca yanağımıza bir muhabbet busesi kondurmuş ve başını başımıza yaslayıp oğulcuğum rüyasında düşmesin diye bizi rüyalarımızda bile yalnız bırakmamıştı.

O bizim annemizdi, bir derya idi, bir çınar idi, bir yar idi... Gerisi ağyar idi.

Şimdi televizyon ekranlarında anneler görüyoruz, yavruları sınavlarda ter dökerken onlar kapı önlerinde ellerinde Kur’an cüzleri, yada Yasinler oğullarının on katı ter döküyorlar. Kalplerini yoklasanız kıpır kıpır. Ağızları dua dolu, yavrum dediler mi binlercesi daha geliyor ardından. Üstad ne güzel özetlemiş;

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk;

Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...

Neyi kaybettiğini hatırlayamayan insanlık uzun zamandır bocalamaktadır. Aslında sade annemizi değil, günlere hapsolan her şeyimizi kaybettik. Beton duvarlar arasında renkli camlar arkasında bir ömür tükettik ve geriye doğru döndük baktık. Koca bir “hiç” biriktirmişiz. Kırdığımız kalpler, kaybettiğimiz umutlar unutuşlara ve yok oluşlara dönüşmüş. Yarini aklından çıkaran var mıdır ki sevgililer gününde hatırlasın, ya annesini unutturanlar neden yılda bir gün hatırlasın isterler. Dünya bir sahne, bizler birer oyuncuyuz ama gelin görün ki ne senaryoyu biz yazdık, nede rollerimizi biz seçtik. Beyinlerimiz uyutuldu, uyuşturuldu, önce büyüklerimizi beğenmez olduk, sonra onların uzağına düştük, en sonunda ne mi oldu bizler büyük olduk. İşte o gün anladık ki “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmazmış”. Ve hem annesini hem Bağdat’ını kaybetmiş bir dünya da yaşamak düştü payımıza. Günlerle sınırlı sevgiler akşam olunca özgürlüklerine kavuşurlar...

Ben annemi istiyorum, bir günlüğüne değil, bir ömür boyu. Başımı mezarıma koyuncaya kadar onun dizinin sıcaklığını hissedeyim istiyorum. Çok şey mi istiyorum.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...