Bir demir, bir yağmur, bir ateş, bir de çocuk..?
Bir demir, bir yağmur, bir ateş, bir de çocuk..?
Bir demir, duygusuz, hissiz, soğuk, azap gibi. Dokunuyorsun hiçbir ses vermiyor. Umutsuz ve unutuş gibi birşey. Yağmur yağıyor sağanak sağanak, rahmet koşar adım üzerine geliyor, demir içine çekmiyor yağmuru. Yağmursa bira üzgün, biraz pişman, dışından akıp gidiyor. Ondan uzak kalmakla sevinen damlalar, onun dışında bir yerde toplanıyorlar. Derlenip toparlanıyorlar ve damla iken su oluyorlar, su iken sel, sel iken bir güç haline geliyorlar. Akıp gidiyorlar sonsuzluk hissiyle. Bazen bereket oluyor yapıp gidiyorlar, bazen yıkıp gidiyorlar. Demir orada öylece duruyor, ne bereketten nasibi var ne yıkımdan. Ne "ol"uyor, ne de ölüyor.
Sonra günlerden bir gün, demir bir demircinin ocağına düşüyor. Her made, halden anlayanının elinde bir anlam kazanıyor. Her anla, bir anlayanın kalbinde değer kazanıyor. Tohum toprağını arıyor, su tohumu arıyor, üçü bir araya gelince çorak topraklar gülşene dönüyor. Demirci enine boyuna bakıyor evirip çeviriyor, nefes veriyor körüğe, ateşi körüklüyor. Ateş sessiz sesiz yanarken, çığlık çığlık oluyor. Önce hara sonra nara dönüşüyor. Yandıkça yanıyor, bir daha yanıyor. Demir suya baktığı gibi bakıyor ateşe. Ateş onu şenliğe çağırıyor aldırmıyor. Aldırırsa ateş onu içine alacak biliyor.
Demirci gönülsüz demiri ateşe daldırıyor. Ateşin umurunda değil demir geldi diye ne artıyor , ne de eksiliyor. O yanmaya ve yakmaya devam edyor. İçi de bir dışı da bir. Görevi yakmak, yanmayı arzu edene hizmet sunmak. Bu onun ateşinden bir parça eksiltmiyor, ya da artırmıyor. O yanıyor ve yakıyor.
Demir ateşe girince bir süre tereddüt geçiriyor, başka bir aleme girdiğini farkediyor. Önce acı hissediyor, sonra heyecan, sonra tarifsiz duygular. Terliyor, ürküyor, kaçmak istiyor. Bir süre sonra alışıyor, hissetmeye başlıyor, içine işliyor, zerre zerre tadıyor ateşi. Önceki halini terkediyor, sonra terketmeyi de terkediyor. Sonra ateşle hemhal olmayı seçiyor. Kendini ateşin sıcaklığına bırakıyor.Rengi karadan, kırmızıya, sonra beyaza dönmeye başlıyor. Nardan, nura...
Ateş durmuyor, ateş duymuyor, ateşin umurunda değil. Ateşe gelen ve gidenler ateşten birşey eksiltmiyor, ateş olup ya da ateş alıp gidiyorlar...
Demirci demirin "ol"duğuna kanaat getirdiğinde çekiyor ocaktan, örsün üzerine koyuyor artık şekil almaya ve şekle girmeye müsait hale gelmiş demiri örsün üzerinde bir kaç saniye izliyor. Bir çocuk peydah oluyor, dükkanın içinde, kara gözleriyle demire bakıyor, uzatıyor ellerini tutmak istiyor. Uzanıyor ve demirci can havliyle...
- Dokunma yanarsın, diye bir haykırış bırakıyor örsün üstüne.
Demir, masum gözlerde ki merakı, heyecanı ve sonradan oluşan endişeyi bire bir hissediyor. Terliyor, titriyor, ürküyor. Susuyor, susuyor, dağlar gibi susuyor, taşlar gibi susuyor, içinde büyütüyor yanıgnını. Çocuk parmakları yanan elini acıyla geri çekiyor. Dükkandan kaçıp gidiyor. Demirci demire olan öfkesini örsün üzerinde ateş saçan çekiç darbeleriyle çıkarıyor. Demir şekilden şekile, halden hale geçiyor. Demir "ol"uyor, ateş yanıyor, dünya dönüyor, "aşkın bir adı da yanmaktır", diye fısıldıyor demirci sonra körüğe var gücüyle basıyor.Körük koşup da yorulmayan atlar gibi nefes nefese ateşe nefes veriyor..