TUĞLALARLA DUVAR ÖRMEK
Bireylerin, öncelikle kendileri sonrada çevrelerinde ilişki kurdukları diğer insanların fonksiyonlarını, özelliklerini ve sahip oldukları donanımları, doğru bir algılayış biçimi ile bilmeleri, insan ilişkilerinin ve beklentilerin daha isabetli olmasında etkin bir tavır alışı sağlayacaktır. Her şeyden önce birey kendisinde var olan yetenek ve özellikleri bilmez ve bunları geliştirmezse, sahip olduğu donanımı yeterli düzeyde kullanamıyor demektir. Özelliklerini rantbal biçimde kullanamayan birey ise hem kendisine hem de içerisinde yaşadığı topluma gerekli katkıyı sağlayamaz. Hâlbuki toplumu oluşturan her bir fert, kendi özelliklerini aktif bir biçimde kullansa ve bunu toplumun hizmetine sunsa, artıların arttığı bir toplum meydana çıkar. Varolan fonksiyonlarının farkında olmayan, o fonksiyonları hem bireysel hem de toplumsal hizmete sunamayan kişilerden, toplumun bir katkı elde etmesi mümkün değildir. Böylece o özelliklerin bulunmasının bir manası da olmaz. Bu tıpkı, çok değerli madenlerin toprakların altında bulunmasına rağmen yerüstündekilerin onun farkında olmayışı, olsa dahi çıkarıp değerlendiremeyişi gibidir. Çıkarılmayan ve işlenmeyen maden değerinden bir şey kaybetmez ama ne değerinin anlamı olur ne de başkasına katkı sağlar.
Bugün yaşadığımız değer karmaşasının bir sonucu da gerek toplumsal gerekse bireysel olarak sahip olduğumuz varlıklarımıza gerekli ilgi ve özeni göstermemek, toplumsal zaaflarımızın en başında gelmektedir. Dünya ulusları içerisinde ötelerden beri içerisine itildiğimiz aşağılık kompleksinin her birimizi alabildiğine yuvarladığı dehlizlerden bir türlü başımızı çıkarıp, kendi ayaklarımız üzerine durabileceğimize, kendi kendimize yetebileceğimize inanma yeteneğini kaybetmemizdir. Bu yeteneğimizi kullandığımızda neler olduğunu hep birlikte hem toplumumuzda hem de dışarıda görmekteyiz.
Bizi toplumsal olarak yaşadığımız sıkıntılardan ve bunalımlardan çıkaracak olan, her şeyden önce üzerimize giydirilmeye çalışılan bu elbiseyi atmaktır. Kendi ayaklarımız üzerine durabilmek için ise ayaklarımızdan başlamak üzerine kendimize, çevremize ve toplumumuza güvenmemiz gerekmektedir. Çok olumsuzluklar yaşıyor olabiliriz, çok sıkıntılar da çekiyor olabiliriz. Önümüzdeki handikapların aşılamayacağı korkutuyor da olabilir. Biz daha yetmiş seksen yıl önce, çevremizi kuşatan şartlar içinde, bütün bir dünya ile savaşıp, on yıllarca süren bir savaştan çıkmış,, her evde bir şehit ve gazinin verildiği, ekonomik olarak çöküntünün diplerinde yaşadığımız bir dönemin hemen arkasında yaklaşık iki yıl gibi bir sürede, anadoluyu baştanbaşa saran o gün için kendi ihtiyacımızı karşılamaya yönelik olan ikiyüz kusur fabrikayı kurmuş, hizmete açmış, aş ve iş sağlamış bir geleneğin devamıyız. Unutmayalım ki, bunlar kendimize güvenmenin, toplumsal barış ve dayanışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı o gün.
Ne zaman ki kendimize güvenimizi kaybetmeye başladık, toplumsal çözülme ve ekonomik çöküntü alabildiğine hızlanmaya başladı. Beraberinde getirdiği ahlak kaybı, çalışmadan ve bedavadan kazanma kolaycılığı ve hırsı, üretimi çökertti, barışı zedeledi ve güveni kaybettirdi. Şimdi, kendi değerlerimiz ve yeteneklerimizin farkında olmayan, birbirine güvenmeyen, birbirini ancak olumsuz özelliklerini örnek alıp onu uygulamaya ve yaşamaya çalışan bireyler ve onların oluşturduğu toplum olarak görmekteyiz
Kendimize dönmemiz, birbirimizin yetenek özelliklerini bilmemiz ve bu yeteneklere gerekli olan değeri vermemiz gerekiyor.. Bu toplumsal kalkınmamızın ve dünyaya açılmamızın ön koşulu.
Çalışmanın bir erdem olduğu, çalışarak kazanılan varlık ve değerlerin kalıcı olduğunu bir ahlaki düstur olarak bilmemiz ve uygulamamız gerekiyor. Toplumun her bir ferdinin, bu toplum binasının yapılmasında bir tuğla olduğunu, her bir tuğlanın vazgeçilmez olduğunu, bu tuğlaların ahenkli bir şekilde biraya getirilerek, ustalıkla örüldüğü zaman binanın güzel olacağına inanmamız gerekiyor. Tuğlalarımızın değerini bilmez, o tuğlaları biçimlerinin ve özelliklerinin gerektirdiği yerlerde kullanmayı beceremezsek, bina tamamlanamıyor. İnşaat sahası kırılmış, dökülmüş tuğla parça ve yığınlarından geçilmiyor
Bina hala harap, hala yıkıntı ve hala yapılmayı bekliyor. Her mevsimin üzerine yüklendiği yağmur, dolu, kar ve fırtınada üst üste krizler yaşıyor Krizi aşmak ise önce kendimize güvenmekten geçiyor.