reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
14

Yarın kimselere randevu vermeyin...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kış erimeye mahkum son rötuşlarını yaparken, bahar yavaş yavaş dokunuyor hasret kaldığı âleme. Farsiler, Anadolu Türkleri, Kürtler, Zazalar, Azeriler, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikler, Özbekler, Kırgızlar, Karakalpaklar, Kazaklar dünyanın dört bir yanında doğanın uyanışına eşlik ediyor. Yaktıkları ateşlerle dondurucu soğuğun ayazını çözüyor. Her millet kendise ait değerlerin gölgesinde cûş-u hurûşa geliyor.

3000 yıl önce Perslerle dünya literatüründeki yerini alan Nevruz; Zerdüşler, Bahailer ve Farisiler tarafından yılın ilk günü olarak kutsanırken, Türkler tarafından Göktürklerin Ergenekon’dan çıkışını, Kürtler içini ise Demirci Kawa Efsanesi’ni simgeliyor. Yüzyıllardır insanları coşturan bu geleneği; Birleşmiş Milletler önce Dünya Nevruz Bayramı olarak ilan ediyor, sonra da Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi’ne dahil ediyor.

Yarın 21 Mart. İran’da, Afganistan’da Özbekistan’da, Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Tacikistan’da, Gürcistan’da, Irak’ta, Türkmenistan’da, Kırgızistan’da, Kosova’da, Bosna Hersek’te, Hindistan’da, Çin’de, Pakistan’da, Türkiye’de Nevruz coşkusu yaşanacak. Örs üzerine konan demirler çekiçle dövülüp, yakılan ateşlerin üzerinden atlanacak. Ankara’dan barış için uzanan kardeşlik eli Diyarbakır’da makes bulup, yeni bir bayramın müjdesini verecek.

Payitaht ise başka bir ritüele hazırlanıyor. Çünkü 21 Mart’ın bu belde için başka bir hikâyesi daha var. Haydi tarihin tekerrürden ibaret olduğunu ifşa eden bu ana tanıklık için birlikte İstanbul’u seyr ü sefaya çıkalım.

Mihrimâh Sultan; Cihan Padişahı Kânûnî Sultan Süleyman ın Hürrem e olan dillere destan aşkının meyvesi...(1522-1578) Gece ile gündüzün birbirine eşitlendiği günün müjdesi... Topkapı Sarayı na doğan güneş ve ay parçası... Mihrimâh Sultan; 17 sinde, ismiyle müsemma...

Gün geliyor, kader bu sefer de ağlarını Mihrimâh Sultan için örüyor. Kehle-i ikbal (ikbal biti) sayesinde, Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa ya zevce oluyor. Hürrem in entrikaları, Rüstem Paşa nın saltanatı dilden dile dolaşıyor. Kalabalıklar içinde yalnızlık ızdırabı çeken Mihrimâh Sultan kendini hayırhahlığa vuruyor. Koca Sinan ı huzura çağırtıp, payitahtın güzel bir yerine kendi adına külliye yapmasını istiyor. Sultan baba ferman çıkartıyor, kazmalar Üsküdar sahilinde aşkın sanata dönüşeceği bir şaheser için vuruluyor. Mihrimâh ın temelleri yükselip, kubbe tamama erdiğinde; ortaya "eteklerini giyinmiş nazlı bir gelin" silueti çıkıyor.(1540-1548)

Vakıf Medeniyeti mizin altın çağlarını yaşadığı bir dönemde Mihrimâh Sultan, Harun Reşid in hanımı Zübeyde nin Arafat a getirttiği su yollarının bozulduğunu duyuyor. Hacıların çektiği su sıkıntısını gidermek için, sahibi bulunduğu bütün mal varlığını bu uğurda vakfediyor. Bu işe memur edilen Mimar Sinan, "Ayn-ı Zübeyde"adıyla anılan su yollarını tamir ediyor, hacılar Arafat a tekrar bol suya kavuşuyor. (Arafat tan, Müzdelife ye giderken göze çarpan bu su kanalları için hâlâ Mihrimah Sultan a dualar ediliyor.)

Aradan 14 yıl geçiyor... Koca Sinan yine huzura çağrılıyor; bir külliye daha yapması isteniyor. Sinan ın ilahî aşka dönüşen sanatını resmedeceği şaheser, payitahtın en yüksek tepesinde yükselmeye başlıyor. "Aşk ferman dinlemezmiş" misali, ilk kez padişahın fermanı olmaksızın semaya doğru yivlenen eserde; kubbenin üzerindeki 161 pencereden sızan hâlelerle Mihrimâh Sultan ın iç güzelliği, minarenin tekliğiyle yalnızlığı tasvir ediliyor. (1562-1565)

Mimar Sinan, Üsküdar ve Edirnekapı Mihrimâh Sultan Camii lerini öyle sihirli bir tılsımla mühürlüyor ki, o gün bugündür hâlâ bu sır çözülemiyor.

Koca Sinan ın "Dünya Mimarlarının Reisi" olduğunu gözlerinizle görüp, ruhunuzla hissetmek istiyorsanız; 21 Mart günü Üsküdar ve Edirnekapı daki bu iki camiyi aynı anda görebileceğiniz bir terasa atıverin kendinizi. Sonra Edirnekapı daki caminin minaresinin üzerinden gurub eden güneşle, Üsküdar daki caminin arkasındaki ayın doğuşunu seyr-ü sefa eyleyin.

Gördüğünüz manzara size Mihrimâh Sultan ın doğumunu (21 Mart), Mihrimâh (mihr= güneş, mâh= ay) isminin tezahürünü, akıllara zarar astronomi ve matematik hesaplarıyla zihinleri altüst eden Sinan ın sanatını ilahi aşka dönüştürüşünü belgeler. Cihan Sultanı Muhibbî’nin "Ömrümün üç yerinden çok hazzetmişimdir; bunlardan biri de Bakî gibi bir şairi bulup, çıkarıp iltifat etmekliğimdir" dediği Divan şairi Sultanü ş-şuara Bâkî ile arkadaşlık yapan Sinan gibi birinden başka ne beklenebilirdi ki zaten.

Durup dururken "geçmişe bir yolculuk" yaparak neden satırlara döktük bu tarihe mal olmuş olayları?.. "İmdat"diye bağıran tarihi eserlerimizin ev sahiplerinin "geçici hafıza kaybı"ndan kurtulmalarını ve değerlerinin farkına varmalarını bir kez daha hatırlatmak için.

Edirnekapı Mihrimâh Sultan Camii âdeta nirengi taşımdır benim. Hangi yöne gidersem gideyim, yolum hep ona çıkar. "Üç Mâbedin Gözyaşları"ndan bahsederken de, "Yedi Tepenin Kandilleri" arasında koşuştururken de... Kaleme her dem yaz dediğimde bu muhteşem abideleri; Sinan gibi kalbim ritimsiz çarpmaya başlar, ellerim titrer... İnancımın kadim mekânları sarsar beni, her şeyi yıkan bir deprem gibi...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...