PROF. DR. AZİZ SANCAR´I DEĞERLENDİRİRKEN
PROF. DR. AZİZ SANCAR´I DEĞERLENDİRİRKEN 1963-1969 YILLARI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ EĞİTİMİNE BAKMAK GEREKİR.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi 1963 Yılı Eğitim Yılında 625 Tıp öğrencisini kendi merkezi sistem sınavıyla almıştı. Temel Tıp Bilimleri eğitimi İkinci Cihan Harbinden ülkemize sığınan Alman Bilim Adamlarının veya onların yetiştirdiği Türk bilim adamlarının etkinliğinde yapılmaktaydı. Temel Tıp eğitiminde öğrencinin neleri öğrenmesi gerektiği çok planlı, çok ilgili bir şekilde verilmekteydi. Günün el ileri eğitim teknolojileri öğrenciler içindi. Öğrenci kadavra salonuna gitmeden önce ilgili öğretim üyesibir kadavra üzerinde o günkü disseksiyonunun(parçalara ayırıp inceleme) nasıl yapılacağını gösterirve o demonstrasyontelevizyon aracılığıyla amfiye yansıtılırdı. Uygulamayı gören öğrenci kadavra salonuna geçip kendiçalışma bölgesinde disseksiyon çalışmalarını daha bilinçli şekilde yapardı. 1964 şartları düşünülürse tıp fakültesi öğrencisine önemli bir teknoloji eğitimi sunulmaktaydı. Öğrenciler gruplar halinde dönüşümlü olarak bir eğitim yılında insan bedeninin tüm disseksiyonuna katılmış olurlardı.
Bugün kadavra görmeden maket üzerinde eğitim yapıldığını belirtmeliyiz. Yukarıda bahsedilengerçek uygulamalı eğitim sadece anatomide değil diğer dersler içinde geçerliydi. Öğrenci kliniğe geçtiği zaman alt yapısını tamamlamış olarak tıbbibilgiyi almaya hazırdı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik, Kimya, Botanik, Zooloji birimleri bu alt yapıyı oluşturmada önemli rol oynuyorlardı. Anadolu´nun farklı yerlerinden, farklı eğitim düzeyleriyle gelmiş olanlar temel bilimlerde harmanlanıyor, herkes aynı düzeye çekiliyor ve geleceğin doktorlarının temel bilgileri yeterli hale getiriliyordu. Bu eğitim; o günün öğretim elemanları tarafından hiç zorlanmadan, hiç yüksünmeden 625 öğrenciye aynı ölçüler içinde veriliyordu. Öğrenciden yana fire de çok düşük düzeydeydi.Öğrenciler kliniğe geçtikten sonra bu kadar öğrenci nasıl klinik tıp eğitimi alıyordu? Klinik tıp öğrencileri Gureba, Cerrahpaşa, Haseki ve hatta Bakırköy hastanelerine gruplar halinde dağıtılıyordu. Her grubun asistanı, başasistanı, hocası bütün iyi niyetiyle eğitimin içindeydi. Öncelikli amaç öğrenciyeevrensel anlamda üniversite eğitimi vermek ve iyi doktorlar yetiştirmekti.
1968-69?lara gelindiğinde öğrenci sayısı üst üste binip, öğrenciyi organize etmekte sorunlar çıkınca İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi;?Cerrahpaşa Tıp, İstanbul Tıp?adı altında ikiye ayrılma kararı aldı.. İstanbul Tıp daha kalabalık olduğu için ben Cerrahpaşayı tercih etmiştim. Prof. Dr. Aziz Sancar´ı benimle aynı devrede olduğundan tanırım. Gruplar halinde eğitim aldığımız için kişisel bir yakınlığım olmadı ama çok çalışkan, çok okuyan, dönemin en başarılı öğrencilerinden olduğunu hatta o dönemin biyokimya hocası Ord. Prof. Dr. MutahharYensoy´un onuçok beğendiğini arkadaşlar söylerlerdi.
1963-1969 döneminde İstanbul Tıp Fakültesinde eğitimini tamamlayan öğrencilerden Cerrahpaşa ve İstanbul Tıp mezunlarının büyük bir kısmı bilim adamlığı unvanı almışlardır. Benim grubumdakilerin hepsi profesör olmuşlardır. Bilimsel aktiviteye girmeyenlerde iyi birer doktor olarak ülkesine hizmet etmişler ve halen de etmektedirler.
Beraber eğitim aldığımız grubun içinde bulunan Prof. Dr. Hasan Yazıcı ileriki yıllarda ülkemiz tıbbında ayrı bir yer edinmiştir. Sayın Yazıcı´nın klinik çalışma ve uygulamalarının insan sağlığına, dünya literatürünebüyük katkıları olmuştur. Yazıcı TÜBİTAK dahil yurtiçi kurumlardanbir çok ödüller almıştır. Ulusal çapta almış olduğu ödüller elbette anlamlıdır fakat onun ürettiklerinin enternasyonal anlamda daha ileri seviyelerde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bunu sağlamak da ülke bilim kurullarının ve çalışma arkadaşlarının yetiştirdiği bilim insanlarının etkinliğiyle olacaktır.
Bu bilgileri şunun için kaleme almak istedim. Türkiye, Köy öğretmen okullarının yetiştirdiği öğretmenlerin iyi niyet ve gayretleriyle insan yetiştirmede, toplum eğitmedebir dönem devir atlamıştır. Sanat okulları, sanayide ara eleman yetiştirmede 50´lerin ve sonraki sanayinin temel taşlarını oluşturmada önemli faktör olmuşlardır. 1960´lardaverilen tıp eğitiminin sonraki 40 yıllık eğitimin ana unsuru olduğu kanaati vardır.O dönemin tıp eğitiminin günümüz eğitim sistemleriyle mukayesesinde,değerlendirilmesinde fayda vardır.
Bahsi geçen neslin giderek emekliliğe ulaşması, onların yetiştirdiklerinin ise YÖK ve özellikle son 10 Yılda çeşitli yollarla saf dışı edilmesi ülkemiz tıp fakültelerinin eğitim gücüne büyük zarar vermiştir. Hiç bilimsel aktiviteyle meşgul olmamış, öğrenciyle hiç yüz yüze gelmemiş, uzman yetiştirmemiş ama buna rağmen hızla payeler almış insanlarla fakültelerin doldurulması gelecekte Sancarlar, Yazıcılar gibi bilim adamlarının yetişmesini hayale bırakmıştır.
Prof. Dr. Hulusi KOÇAK
ANKARA 0 532 4346231