?ALLAHIN? İSTİDİĞİ ?GİBİ MÜSLÜMAN ?OLMALIYIZ ?KULA ,KUL ?OLMAK DEĞİL ?.!!!!
?En kısa ve anlaşılır tanımıyla Müslüman: İslam´a inanan ve teslim olan insan demektir. Teslimiyetin en makbul olanı ise, kayıtsız-şartsız ve pazarlıksız olanıdır elbette. Bu zaviyeden bakıldığında Müslüman, inancını hayatına yansıtmayı gaye edinen ve bunun kavgasını sürdüren idealist insan olarak tarif edilebilir. İdealist insanlar nelere niçin inandığını, hangi amaçlar doğrultusunda ibadet ettiğini, Kelime-i Tevhid´i nasıl anlaması gerektiğini idrak etmek zorundadırlar; aksi halde, samimi olmayan insanların gayr-ı meşru emelleri için dolgu malzemesi olmaktan kurtulamazlar.
?Bizler şuurlu ve bilinçli Müslümanlar olarak, başkalarının oluşturduğu sun´i ve sahte gündemlere malzeme olmamak için, kendi gündemimizi oluşturup, yolumuza devam ederiz. Sırat-ı Müstekîm denilen bu kutlu yolda, daim ve kavi olmak şaşmaz hedefimizdir. Bizim itikadımızda, İslam bölünmez-bölünemez bir bütündür. Bizler ibadetsiz ve duasız İslam´ın olamayacağını bildiğimiz gibi, İslam´ın sadece ibadetler ve dualardan ibaret olmadığını da gayet iyi biliriz. Bir takım kişi, grup, cemaat ve mahfillerin bunu anlamak istememesi, ya da anlamaması kendilerinin sorunudur; bizi doğrudan ilgilendirmiyor.
?İslam´ın insanlığa sunduğu mesaj ve Müslüman´a tevdi ettiği görev muvacehesinde, Emr-i bil ma´ruf ve nehy-i anil münker(iyilikleri emretmek, kötülüklerden nehyetmek) olmazsa olmazımızdır. Dünyayı ifsad eden şer odaklarını etkisiz kılmanın başka yolu da yoktur. Bu dava büyüktür, büyük olduğu kadar da ağırdır. Talip olunan nimetler, katlanılan külfetlerle doğru orantılıdır. Tarihin akışı ve olayların seyri içinde, bir takım insanlar omuzlandığı yükü taşıyamaz hale gelebilir ve nefs-i emareye teslim olarak ?ben yokum? diyebilirler. Bu olay bundan önceleri olmuştur, bu günlerde oluyor ve muhtemeldir ki, bundan sonra da olacaktır. Hayat yolculuğunda bunlar olağan şeylerdir. Mukaddes emaneti taşıyabilmek yürek ister, cesaret ister, daha da önemlisi, kâmil anlamda kal´a gibi bir iman ister. Nitekim bu yolun yolcuları sayıca hep az olmuştur, az olacaktır. Şu bir gerçektir ki, bizim, sayıların çokluğu veya azlığı ile fazla işimiz olmaz. Bize düşen, sayıların niceliği veya niteliği ile uğraşmak değil; kul olarak bize tevdi edilen tebliğ görevini, bi-hakkın yerine getirmektir. Netice, Âlemlerin Rabbi olan Allah´a aittir. Biz, sebeplere tevessül-sonra da tevekkül ederiz. ?.Saygılarımla
Kula, Kul
Hangi kitap yazmış sağcı, solcuyu
Kuran. Ahkâmını, dışlayanlar var.
Medet diye sunan oldu falcıyı
Kula kul olmaya, başlayanlar var.
Mana rafa kondu, zinâ suç değil
Alan götürüyor iki, üç değil
Götüren zenginler fakir, hiç değil
Kul hakkını artık boşlayanlar var.
Zayi olan zaman geriye dönmez
Üstümüze çıkan bir daha inmez.
Büyüğün sözünden dirhemin almaz
Doğruyu diyeni, taşlayanlar var.
Karayı, ak gören, rengi seçemez
Bedeni kir tutmuş, tenden geçemez
Haram tohum eken, helal biçemez
Toprağı hileli işleyenler var.
Bağda gülüm diyor miskini yoktur
Ukalalık eder teskini yoktur
Ülke ülke gezer meskeni yoktur
Zalim kapısında kışlayanlar var.
Kul Refik, anlattım düzenin hali
Halimize ne der, Medine gülü
Mahşer mana bekler neylesin malı
Batıyı bağrında düşleyenler var.
Refik KUTLU // 29.01.2014
(Kül. Bak. Halk. Şairi)