reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Şerife’nin Gözyaşları

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Şerife’nin Gözyaşları

Uçağımız beyazlar ülkesinin saçaklarından pamuklar sarkan gökyüzünde süzülürken, aralara serpiştirilmiş bulutlar iki çift gözü resmediyordu. Ölmek üzere olan bir hastanın son isteği gibi, vatanından bir avuç toprak isteyen ve bu isteğini gözyaşlarıyla süsleyen iki çift göz. Almanya’nın Hagen bölgesinde iki gün kaldığımız otelden ayrılırken veda edeceğimiz sabah, resepsiyonda bizi tanıdık bir ses karşılıyordu.

- Ayrılıyor musunuz ? önce şaşırıyoruz sonra bizi sabah sabah mahmurluğumuzdan alan bu sesin esmer bir Anadolu kadınına ait olduğunu görünce seviniyoruz.

- Türk müsünüz ?

- Evet

- Nereden?

- Aslen Çorum’luyum, eşim Sakarya’lı, ancak on dört yıl oldu vatanımı görmeyeli, titrek cümleler arasına birde rica sıkıştırıyor,

- Sizden bir ricam olacak,

- Tabi buyurun

Bir daha buralara gelirseniz bana bir avuç toprak getirirmisiniz Bu cümlenin noktasından sonra hüzün rüzgarı donatıyor etrafı ve isminin Şerife olduğunu öğrendiğimiz bu gurbetçimizin gözyaşları derin efkar rengine boyanmış manzarayı tamamlıyor. Uzun uzun ve derin derin susuyoruz, bir yumruk geliyor ve boğazımıza düğümleniyor. Kimsede söyleyecek söz, konuşacak mecal kalmıyor. Bir yandan gözyaşlarını silerken,

- Hayırlı yolculuklar diye ekliyor hüznün en acıtan sesiyle.

Gökleri sürekli ağlamaklı olan bu şehirde bizim gibi ağlayan birilerini görmek bir yandan sevinç, bir yandan hüzün demekti. Yıllar önce ekmek kapısı diye çantalarını kapıp oraya koşan milyonlarca insanın ardında çokça gözyaşı ve birazda umut kalmış. Şimdilerde yeni nesil, Türkçeyi ve Türkiye’yi unutmuş durumda. Ancak halen Türkiye deyince ağzından bal ve hasret damlarcasına bir Türkiye daha çıkan bir nesil var ki işte o nesil artık son nesil. Onlar ekmek parası kazanıp geri dönmek üzere giden ilk neslin çocukları. Babaları belki bir zamanlar iyi de kazandılar, hatta bir kısmı dönmeyi de başardı. Sonra şartlar değişti, rüzgar tersten esti, bir çoğunu sağa sola savurdu. Geriye kalanlar ya tutunmaya yada unutmaya çalışarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Şerife umudunu kaybetmeyenlerden, kalbi vatan diye atanlardan. Onu vatana bağlayan tek şey sızlayan kalbi ve onunda tek işareti gözyaşları. Peki elden ne gelir, kocaman bir “hiç”. Onların bu haline oralı bile olmayanlara inat, onlar artık oralı oldular. Gözyaşlarını ekmeklerine katık ettiler ve memleketten gelecek bir avuç toprağı aşkla bekliyorlar. Üçüncü nesle rastlamak mümkün değil, rastlasanız da çok tanıdık gelmiyorlar. İşte onların bir çoğu vatanlarını unuttular ve vatanlarını unutanlar yeni bir vatanında sahibi olamadılar Birinci nesil ekmek diye gitti, ikinci nesil gözyaşlarıyla özlüyor vatanı, üçüncü nesil ?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...