Yaşananlara dair?(1)
(Ah, benim şu kefilliklerim!)
Yıl 1988´in son ayları? Naklen gelerek iş başı yapmış olduğum bir kurumda çalışmaya başlıyorum. İşe başladığım o kurumda -o an için- yaş itibari ile hemen hemen en küçük olanlardan birisiydim.
Resmi iş saatlerinde bile alkollü olmanın sıradan bir iş olarak kabul edildiği zamanlar? O iş yerinde banka ile irtibatı olmayan, yani,? kredi işi? olmayan, nerdeyse yok gibiydi!
Eee, böylesi bir yerde çalışmaya başlarsında seni rahat bırakırlar mı? Haliyle bırakmadılar! Çok geçmeden bir gün bir kişi önüme bir takım evraklar getirerek ;?bankadan kredi alacağım şunu bir imzala da kefilim ol demez mi??
Oysa ben, ne o yaşına kadar; nede bu yazıyı yazdığım zamana kadar bankadan kredi almış olan biri değilim. Ogün bugündür bankayla tek alakam, maaşımı çektiğim bankomat kartı, zamanın zorunlu hale getirdiği kredi kartım dolayısı ile olan ilişkim vardır hepsi bu.
Tabi o gün önüme gelen kefillik talebinin/zorlamasının dışında yazımın daha ilerisinde anlatacağım yine bir,? zoraki kefillikten gelen? ilişkiden başka, bankayla bir ilişkim halen bulunmamaktadır.
İşte o gün önüme gelen kefillik ısrarı karşısında ben, ııı, ama, kem, küm diyerek kefil olmamaya çalışsam da? Karşımdaki kişi, seni dedim de geldim. Borç benim? Ödeyecek benim! Ancak herkesi kefil etmek olmuyor (ikrama bak!), diyerek çoktan marifetini konuşturmaya başlamıştı bile!
Ben her ne kadar asıl sebebin,? faiz olduğunu? o nedenden dolayı, bankadan uzak durmaya çalıştığımı söyleyerek kefil olamam diye söylemeye/söylenmeye çalışıyor olsam da? O beni daha başka çeşit li sözlerle, etkilemeye çalışmaya devam ediyordu.
Karşımdaki kişi uzman! Bana çoktan vicdan, çare, mecbur kalmak üzerine cümleler kurarak tesir etmenin yanında, ?ne yani bir işimiz düştü ödemeyecek miyim??(ödeyip ödemeyeceği kimin aklındaysa?)? diye, başka bir taktiksel girişimle sesimi soluğumu çoktan kesmişti.
Nasıl mağlup olmayacaktım ki?
Beraber çalıştığım insanların hemen ekseriyeti benzeri alışkanlıklarda uzman, aynı zamanda ben ve benim çağdaşlarım için birkaç kuşak daha büyük olan amca, abi, konumunda ki insanlardı.
Eğer küçük bir yerde yaşıyorsanız ve ailenizde, mahallenizde, çevrenizde; edep, haya, büyük, küçük, saygı hürmet gibi duygularla yetiştirilmiş ve o bilinen,? mahalle baskısının ?etkisinin tesirlerinin altındaysanız? İster istemez tesir edilmeye açık bir durumdasınız demektir.
Böylesi toplumlarda ancak bu değerleri aşmış iseniz-tabi hangi çeşitli bedeller ödeyerek- bir nebze bu gibi tesir altında kalmaz ve zaten bu gibi kişilerde size gerek ?kefil etmek?, gerekse başka benzeri konularda öyle kolay kolay tesir ederek istismar etme cesaretini gösteremezlerdi.
O yüzden cemiyette kötü huy ve ahlak sahibi insanların, manevra alanı geniş; iyi huy ve ahlak sahibi insanların alanı daha dar oldukça birileri sizi her zaman kullanacak ve size tesir edecek bir yöntem mutlaka bulacaklardır. Hal bu olunca olacaklarda kaçınılmaz olacaktır.
?Bende bu vicdan varken suçluya bile borçlu çıkarım? diyen insanın ruh haletlini çok iyi anlayanlardan biri olarak bunun böyle olduğunu çok iyi biliyor ve aynı rahatlık ve tecrübeyle de söyleyebiliyorum.
Netice itibari ile uzun lafın kısası ben o gün, o abi ile; daha sonra kalkıp bankaya giderek ne miktardaki bir krediye kefil olduğumu bilemeden bastım imzayı.
Niye miktarına bakmadığımı soracak olursanız?
Benim o anda hissettiğim stresi, yaptığımın yanlışlığından duyduğum suçluluktan zaten önümdeki kâğıdın yazılarını bile okuma imkânım yoktu.Tek düşündüğüm şey o bankadan bir an önce çıkmaktı, bunun yolu da biliyorum ki; hemen imzayı atmaktan geçiyordu.
Elbette bunları tehditle yapmıyordum. Ancak adama yok diyemiyor demeye kalktığım zamanda karşımdaki kişinin kendine acındırarak yine beni mecbur eden etkilemesi söz konusu oluyordu. İmza bitip bankadan çıkınca bir of çektim ki sormayın gitsin. Ne acı değil mi?
Haftaya devam edelim?