reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

ERBAKAN’A YAPILANLARIN ERDOĞAN’A DA YAPILMASI MÂNİDAR

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış” derler. Fakat ben “geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez” perspektifinden bakarak, biraz yakın tarih irdelemesi yapmayı yeğleyeceğim bugünkü yazımda.

*

Türkiye, 28 Şubat’tan sonra en fırtınalı günlerini yaşıyor. 17 Aralık 2013 tarihinden itibaren Türkiye’nin uğraştığı “mânidar” olaylar silsilesine bakıyor, 54. Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın 28 Şubat’ta tabi tutulduğu kalkışmayı daha iyi anlıyoruz.

*

18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta başlayan ve ardından Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Suriye`de şiddetli şekilde devam eden Arap Baharı’nın ateşi en sonunda “komşularla sıfır problem” iddiasında olan Türkiye’ye sıçratıldı.

*

28 Mayıs sabahı Taksim Gezi Parkı’nda startı verilen ve 17 Aralık’ta zirve yapan operasyonlarla Türkiye’ye âdeta “İkinci 28 Şubat Postmodern Darbesi” yaşatıldı.

Tam da “28 Şubat`ın etkisi 1000 yıl sürecek” diyenlerin “kağıttan kaplan” ilan edildikleri bir süreçte “mânidar” bir şekilde “paralel yapı” karşımıza çıktı.

11 yıldır iktidarda olan AK Parti Hükümetleri’nin millete vaadettiği “Prangalarından Kurtulan Türkiye” rüyâsı kâbusa dönüştü.

***

II. Abdülhamid Han’ı tahttan indirmek için saraya gizlice sızan, çeşitli entrikalarla gözden düşüren ve “hal fetvası”yla isyan ateşini yakarak; Osmanlıyı yıkanlar...

Adnan Menderes’i bebek, köpek, değirmen, örtülü ödenek davalarıyla idama mahkûm ederek; Türk siyasetini esir alanlar...

Turgut Özal’ı papatyalarla, davulcuya gönül veren kızıyla, iş ve medya dünyasında nam salan oğluyla, suikastlarla, rüşvetten yüce divana gönderilen bakanla, naylon faturalalarla, “benim memurum işini bilir” ifadeleriyle itibarsızlaştırarak; Türkiye’nin bölgesel güç olma vizyonunu sekteye uğratanlar...

Muhsin Yazıcıoğlu’nu 12 Eylül Darbesi sonrası Mamak Cezaevi`nin soğuk duvarları arasında haksız yere 7.5 yıl üşütüp, 54. Hükümet’in kurulma aşamasında rüzgârların sertçe estiği bir havada Erbakan-Çiller Hükümeti`ne verdiği "kerhen desteği” hazmedemeyerek; 25 Mart 2009’da Keş Dağı’nın sisli zirvesinde infâz edenler...

Necmettin Erbakan’ı 148 kilo altınla, “Kayıp Trilyon Davası”yla, repo yapılan Bosna paralarıyla, Ali Kalkancı’nın zikir ayinleriyle, Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz’ün uçkurlarıyla, Osman Özbek paşanın küfürleriyle, ikna odalarıyla, kasetlerle, Kaddafi’nin çadırında bir kaşık suda kopartılan fırtınayla, başbakanlık konutunda tarikat lider ve şeyhlerine verilen iftarla, sık sık rahatsızlığını dile getiren genç subaylarla, adının açıklanmasını istemeyen üst düzey rütbelilerin ağzından atılan manşetlerle, gazete kupürlerine dayanarak açılan davalarla, Meclis’e başörtüsüyle giren milletvekiline had bildirmelerle, laikliğe kafa tutan Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’yle, Sincan’da Kudüs Gecesi düzenleyen Bekir Yıldız’la, Susurluk’ta kaza yapan “mafya-siyasetçi-polis” üçgenindeki kirli ilişkilerle, Sincan’da tanklara verilen balans ayarıyla, TOBB-TİSK-TESK-TÜRK/İŞ ve DİSK`in oluşturduğu "5`li çete"nin yaygaralarıyla, “Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık”-”İrticaya Karşı Bir Dakika Karanlık” eylemleriyle, 28 Şubat’ta 9 saat süren MGK’da dayatılan kararların ardından “Postmodern Darbe”yle diz çökerterek; millî siyasete ket vuranlar...

Recep Tayyip Erdoğan’a partisinin “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle hazırlanan “kafa kopartma” iddianamesiyle, 27 Nisan Mıhtırası’yla, ameliyat masasına giderken Oslo tuzağıyla, şeytanın sözcülerinin ağız ve kalemlerinden akan iftiralarla, Gezi Olayları’yla, 17 Aralık’ta başlatılan ve 25 Aralık’ta devam eden yolsuzluk operasyonlarıyla, “parelel yapı” tarafından 7 bin kişinin “Selam Terör Örgütü” adı altında dinlendiği telekulak skandalının ortaya çıkartılmasının hemen ardından internete düşürülen (başbakanla oğlu Necmettin Bilal arasında geçtiği iddia edilen) montajlanmış ses kayıtlarının piyasaya sürülmesiyle âdeta “one minute” ayarı verilerek; “despot ve vurguncu” ilan edenler...

28 Şubat’ın akabinde AK Parti’nin oluşumuna katkı sağlayanlar; 16 yıl aradan sonra tekrar düğmeye bastılar.

***

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Gezi Olayları’nda “diktatör”lükle yalnızlaştıramayanlar; bakanlarını “yolsuzlukla itibarsızlaştırarak”,“temiz eller operasyonu”yla abluka altına almaya çalıştılar.

Refahyol Hükümeti’nin kurulmasından sonra âdeta 11 ay boyunca siyaseten dövülerek komaya sokulan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başına gelenler, Erdoğan’ın başına 11 yıl sonra geldi.

28 Şubat’ta “yerli ve millî ruh”a askerle, yargıyla, YÖK’le, çetelerle, STK’larla savaş açanlar; bugün “adanmış ruhlar”ın önderliğinde oluşturulan “polis, yargı veses kayıtları”yla iktidara diz çöktürme eylemlerini birer birer devreye soktu.

28 Şubat’ta Fadime’yi Müslüm’ün koynuna sokanlar; bugün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a benzer kumpası kurdu.

28 Şubat’ta “genç subaylar rahatsız” diyerek askerlere tank yürüttürenler; AK Parti’yi 11 yıl boyunca çöpe attıkları vesayetçilerin, ergenekoncuların, balyozcuların peşine takarak “paralel yapı”yı oluşturdu. Bu yapı tarafından “mânidar” bir şekilde “dostmodern darbe”ye tabi tutuldu.

28 Şubat’ta bankaları hortumlattırarak 250 katrilyonu bulan yolsuzluğun faturasını doğmamış çocukların hesabına yazdıranlar; Gezi Olayları ve 17 Aralık “rüşvet operasyonu” adı altında milletin cebinden 167,9 milyar lirayı buharlaştırdı.

*

Taksim Gezi Parkı olayları ile başlayıp 17 Aralık’ta iyice gün yüzüne çıkan operasyonların hedefinde hiç şüphesiz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan var. Erdoğan’ın şahsında Türkiye’ye “kurudukça sulayın, yeşerdikçe budayın” senaryosu gereği yeniden diz çöktürülmek isteniyor.

Türkiye açık bir şekilde kirli oyun ve tezgahlarla karşı karşıya.

Bu anlamda 30 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler;“millî”cilerle, “işbirlikçiler”in “savaşı” olacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturulan “siyasi olağanüstü hal”i ve icra edilen kirli oyunları bozup bozamayacağı 31 Mart sabahı netleşecek.

İnşallah bu memleket ikinci bir “31 Mart Vak’ası” yaşamaz.

***

HAMİŞ (1):

28 Şubatçıların “hesap günü”nden önce hesaba çekilmesi, cinayete kurban giden “sessiz çoğunluğun” en doğal hakkı olarak hâlâ orta yerde duruyor. 28 Şubat Postmodern Darbesi’ne goygoyculuk yaptıkları için yargılanmak maksadıyla adliyelere davet edilenler, bir müddet“misafir” edildikten sonra “sütten çıkmış ak kaşık” misali birer birer salıveriliyor. Zaten medya, siyaset, yargı ayağının bu sürece dahil edilmemesi davaların “göstermelik” olduğunu gözler önüne seriyor. Ve insanlık, tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi zalimlerin ayakları altında yerlerde sürünüyor.

***

HAMİŞ (2):

“Ümmet Şuuru”ndan uzaklaşarak, “isyan günleri”ne aralanan kapının arkasındaki olaylar silsilesini izledikçe, 2011’in 27 Şubat’ında aramızdan ayrılıp dâr-ı bekâya irtihal eden Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocayı daha iyi anlıyoruz. Mekânı Cennet olsun.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...