reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Yıkıl karşımdan!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yıkıl karşımdan!

Tuzun kuru, sırtın pek; Gelen ağam, giden paşam! aymazlığıyla, kurulmuşsun kurşun geçirmez, ama beddua geçirir camların arkasına.

Uzak adalarda, otüz üç dereceliden devraldığın basın aleminin keyfini çıkarırken öncekilerin icraatıyla gurur duymuş; sonrakilere bırakacağın kan ve göz yaşının çetelesini tutmuş mal vergisinin yılmaz savunucusu olmuşsun, senelerce

Hapsetmişsin köylüyü ışıksız, çatısız damlara Şehirler sana, mezralar ona Banal bulmuşsun; alın teri, el emeği, göz nuru üçlemesiyle varolma savaşı veren toprağın çocuklarını

Olur ya, kağnı ile şehre girebileni zomlamışsın, sürmanşetten Partnerin beyaz perdeciler, ‘ana dili’ni konuşan şehit torunuyla matrak geçmişler

Yavru Vatan işgal edilmiş, Enosis zulmüyle can boğaza dayanmışken, coniye yardıma teşvik etmişsin, kınalı kuzuları, Kore diyarında. Onlar can vermiş, senin tröstün palazlanmış; Galata pazarında

Asrın Şairi’ni ihbar etmiş lakin onurlu duruşunu es geçmişsin SS hazzıyla ‘ipliğin pazara çıkmasın!’ diye

Güçlüden yana olmuş; akredite seçilmişsin, altmış bu kadar yıldır Yasaklar azığın, açlık gıdan, zengin – fakir uçurumu bitmez haber ağın olmuş

Sen varken, Siyon liderler deliksiz uyuyabiliyorlarmış. İsrail’i ilk, Cezayir’i son tanıyan kararı ayakta alkışlamışsın.

Çölün Oğlu Ömer Muhtar’ın nesli, seni tanıyormuş; o yüzden pek de alınmamışlar, senin yayınlarına Onların da 12 Eylüllleri, Burgibaları varmış, netekim !

Darağaçları kurulurken, senin maaşlı kölelerin “Patlatsınlar flaşları!” diye, en manzaralı balkonu vermişler sana Başbakan, iki bakan soysuzun elinde can verirken, haftalık malzemen çıkmış; fotoğrafları karaborsaya düşürmüşsün

Afrikalı, aç biilaç Bilal yüzlüyü yemeye hazırlanan akbaba gibi

Bebek davası, x davası, y davası; “Cellat elini çabuk tutsun”, diye senin tezgahınmış “Ya, gördünüz mü; bize muhalefet edenin sonu budur; yiğitseniz meydan sizin!” tehdidiyle, sindirmişsin(!) milyonları.

“Muhalefet de bizden olsun!” diye yerli morrison’u allayıp pullayıp sürmüşsün piyasaya Bir de cılız partner “Hemşerim yemez; lakin bir hatası var, yedirir!” cinsinden

Üstü kebap, altı şişhane duruşlu sana tabi adamlarınla, sağ gösterip sol, sol gösterip sağ vurmuşsun yıllarca .

Netameli işler, sana danışılmadan yapılmazmış. Manşet sıkıntın mı var? Düşür, şehirleri birbirine

Mehmet’le Memiş’i boğaz boğaza getir, ardından da, “Biz bunları eğitemedik de ondan!” arsızlığıyla çekil kenara Locadan, oluk oluk akan kanı izle; kadim dostlarınla.

Ne kadar ayrılık varsa, hepsini yatır masaya Talas’tan bu yana kardeş olmuş bir milletin çocuklarını, ezdir birbirine

Kardeş kavgası, bir bu kadar yıl geri götürürken ülkeyi, varoşlara yoksulluk, sana da lüks otellerin kral dairesi düştü. Hayalini kurduğun oteller zinciri, otuz yıllık uzun ince bir hesap mıydı?

“Sana ayak bağı olur!” diye “Ümmetin Lideri”ni dört kez jurnalleyen, sen Bir gün, umar mıydın, tahtının sallanacağını? Tarih okumamışsın, anlaşılan: Kayserler nerede, totemler hangi delikte?

Bir düşün! İbrahim’den şefaat umarken uçsuz bucaksız insan seli Azer’e rahmet okuyan mı var!

Uykuların kaçar artık; düşünürsün uzun uzun; hadi, bu dünyada kaçarak kurtuldun; üç günlük kodesten! Ya, düzmece haberlerinle evini, yuvasını, işini, eşini, aşını kaybedip boğazın dipsiz sularında kurtuluş(!) arayanın hesabı!

“Kurt bulanık havayı sever”, mantığıyla, evlere düşen ateşi, anaların yürek yangınını Hozat’ı, Ergani’yi, Maraş’ı, Taksim’i feryadın ülkesi haline getirip, acının imparatorluğunu kuran sen

Bir bak, Karacaahmet’e, Zincirlikuyu’ya Tar u mar olmuş, yeraltı ülkesine

Etrafındaki barikat daraldıkça bir kat daha hırçınlaşıyorsun; istediğin gibi gitmeyecek dünya Keser döner, sap döner; bir gün de .

Sembolsün sadece; dün, bugün, yarın Çık, Anadolu’ya! Sor! Tunceli’nin, pazara götüremediği için sebzesini hiç eden ırgatına Silifke’nin narenciye bahçelerine gir . İstediğini söyleyen, istemediğini işitir:

“Bunca yıldır, bu ülkede taş üstüne taş koymak isteyen kim varsa alaşağı ettin; önce sekiz sütuna manşetten “suçlu” ardından yılışık bir telefonla “Cevap hakkınız doğdu, beyefendi!” aymazlığı

Biz, yoktuk, senin gözünde; varsa yoksa, saniyede milyarlar vurduğun kartelin Elimizden bir kaza çıkmadan yıkıl buradan !

Dur, daha bitmedi! Karanlığın en koyu olduğu vakit, aydınlığa en yakın vakittir! Bizim de güneşimiz doğacak; artık sen susacak, biz konuşacağız Senin on-lıne baskın varsa, bizim de kalp gözümüz var: Ne aldatan, ne aldanan

Biz, bunca senedir kavruk toprağa su verirken, sen bir kez evine yerli malı götürdün mü? Maden ocağında, emekçiyle yan yana, diz dize durdun mu? Yoksa, sofran Londra’dan, dostların Manhattın’dan, kömürün Sibirya’dan mı?

Tanzimat artığı bay pipo! Çekil aradan!

Birazdan gün doğacak; ışığımız Yaradan’dan!”

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...