Yıkıl karşımdan!
Yıkıl karşımdan!
Tuzun kuru, sırtın pek; Gelen ağam, giden paşam! aymazlığıyla, kurulmuşsun kurşun geçirmez, ama beddua geçirir camların arkasına.
Uzak adalarda, otüz üç dereceliden devraldığın basın aleminin keyfini çıkarırken öncekilerin icraatıyla gurur duymuş; sonrakilere bırakacağın kan ve göz yaşının çetelesini tutmuş mal vergisinin yılmaz savunucusu olmuşsun, senelerce
Hapsetmişsin köylüyü ışıksız, çatısız damlara Şehirler sana, mezralar ona Banal bulmuşsun; alın teri, el emeği, göz nuru üçlemesiyle varolma savaşı veren toprağın çocuklarını
Olur ya, kağnı ile şehre girebileni zomlamışsın, sürmanşetten Partnerin beyaz perdeciler, ana dilini konuşan şehit torunuyla matrak geçmişler
Yavru Vatan işgal edilmiş, Enosis zulmüyle can boğaza dayanmışken, coniye yardıma teşvik etmişsin, kınalı kuzuları, Kore diyarında. Onlar can vermiş, senin tröstün palazlanmış; Galata pazarında
Asrın Şairini ihbar etmiş lakin onurlu duruşunu es geçmişsin SS hazzıyla ipliğin pazara çıkmasın! diye
Güçlüden yana olmuş; akredite seçilmişsin, altmış bu kadar yıldır Yasaklar azığın, açlık gıdan, zengin fakir uçurumu bitmez haber ağın olmuş
Sen varken, Siyon liderler deliksiz uyuyabiliyorlarmış. İsraili ilk, Cezayiri son tanıyan kararı ayakta alkışlamışsın.
Çölün Oğlu Ömer Muhtarın nesli, seni tanıyormuş; o yüzden pek de alınmamışlar, senin yayınlarına Onların da 12 Eylüllleri, Burgibaları varmış, netekim !
Darağaçları kurulurken, senin maaşlı kölelerin Patlatsınlar flaşları! diye, en manzaralı balkonu vermişler sana Başbakan, iki bakan soysuzun elinde can verirken, haftalık malzemen çıkmış; fotoğrafları karaborsaya düşürmüşsün
Afrikalı, aç biilaç Bilal yüzlüyü yemeye hazırlanan akbaba gibi
Bebek davası, x davası, y davası; Cellat elini çabuk tutsun, diye senin tezgahınmış Ya, gördünüz mü; bize muhalefet edenin sonu budur; yiğitseniz meydan sizin! tehdidiyle, sindirmişsin(!) milyonları.
Muhalefet de bizden olsun! diye yerli morrisonu allayıp pullayıp sürmüşsün piyasaya Bir de cılız partner Hemşerim yemez; lakin bir hatası var, yedirir! cinsinden
Üstü kebap, altı şişhane duruşlu sana tabi adamlarınla, sağ gösterip sol, sol gösterip sağ vurmuşsun yıllarca .
Netameli işler, sana danışılmadan yapılmazmış. Manşet sıkıntın mı var? Düşür, şehirleri birbirine
Mehmetle Memişi boğaz boğaza getir, ardından da, Biz bunları eğitemedik de ondan! arsızlığıyla çekil kenara Locadan, oluk oluk akan kanı izle; kadim dostlarınla.
Ne kadar ayrılık varsa, hepsini yatır masaya Talastan bu yana kardeş olmuş bir milletin çocuklarını, ezdir birbirine
Kardeş kavgası, bir bu kadar yıl geri götürürken ülkeyi, varoşlara yoksulluk, sana da lüks otellerin kral dairesi düştü. Hayalini kurduğun oteller zinciri, otuz yıllık uzun ince bir hesap mıydı?
Sana ayak bağı olur! diye Ümmetin Liderini dört kez jurnalleyen, sen Bir gün, umar mıydın, tahtının sallanacağını? Tarih okumamışsın, anlaşılan: Kayserler nerede, totemler hangi delikte?
Bir düşün! İbrahimden şefaat umarken uçsuz bucaksız insan seli Azere rahmet okuyan mı var!
Uykuların kaçar artık; düşünürsün uzun uzun; hadi, bu dünyada kaçarak kurtuldun; üç günlük kodesten! Ya, düzmece haberlerinle evini, yuvasını, işini, eşini, aşını kaybedip boğazın dipsiz sularında kurtuluş(!) arayanın hesabı!
Kurt bulanık havayı sever, mantığıyla, evlere düşen ateşi, anaların yürek yangınını Hozatı, Erganiyi, Maraşı, Taksimi feryadın ülkesi haline getirip, acının imparatorluğunu kuran sen
Bir bak, Karacaahmete, Zincirlikuyuya Tar u mar olmuş, yeraltı ülkesine
Etrafındaki barikat daraldıkça bir kat daha hırçınlaşıyorsun; istediğin gibi gitmeyecek dünya Keser döner, sap döner; bir gün de .
Sembolsün sadece; dün, bugün, yarın Çık, Anadoluya! Sor! Tuncelinin, pazara götüremediği için sebzesini hiç eden ırgatına Silifkenin narenciye bahçelerine gir . İstediğini söyleyen, istemediğini işitir:
Bunca yıldır, bu ülkede taş üstüne taş koymak isteyen kim varsa alaşağı ettin; önce sekiz sütuna manşetten suçlu ardından yılışık bir telefonla Cevap hakkınız doğdu, beyefendi! aymazlığı
Biz, yoktuk, senin gözünde; varsa yoksa, saniyede milyarlar vurduğun kartelin Elimizden bir kaza çıkmadan yıkıl buradan !
Dur, daha bitmedi! Karanlığın en koyu olduğu vakit, aydınlığa en yakın vakittir! Bizim de güneşimiz doğacak; artık sen susacak, biz konuşacağız Senin on-lıne baskın varsa, bizim de kalp gözümüz var: Ne aldatan, ne aldanan
Biz, bunca senedir kavruk toprağa su verirken, sen bir kez evine yerli malı götürdün mü? Maden ocağında, emekçiyle yan yana, diz dize durdun mu? Yoksa, sofran Londradan, dostların Manhattından, kömürün Sibiryadan mı?
Tanzimat artığı bay pipo! Çekil aradan!
Birazdan gün doğacak; ışığımız Yaradandan!