reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Stratejik serinlik...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Stratejik serinlik...

Paris te yayınlanan ve Fransız Yahudi cemaati tarafından çıkarılan Bulletin adlı dergiye 1893 yılında gönderilen bir mektupta Osmanlı Selanik şehrindeki Yahudi cemaati şöyle tanıklık ediyor:

"En aydınlanmış ve en uygar sayılanlar arasında bile, Yahudilerin Türkiye de (Osmanlı) sahip olduğundan daha fazla tam bir eşitliğe sahip olduğu ülke çok azdır. Zat-ı şahaneleri padişah ve Babıali hükümeti Yahudilere karşı en geniş müsamaha ve serbesti ruhunu sergilemektedir...".

Bu yayın Avrupa kentinde ve bizzat Yahudi cemaatinin dilinden kayda geçmiş. Modern zamanlarda, hem de en sıkıntılı siyasi devrelerde Osmanlı muamelesinin canlı tanıklığını belgeliyor. Osmanlı propagandası olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Osmanlı Devleti nin hakimiyeti altındaki topraklarda bu gün yaşayan otuzdan fazla ülkede kültür, gelenek ve dillerin çeşitliliğine bakılınca bu farklı toplumlara karşı kültürel dayatmacılık veya faşizan bir imha siyaseti izlendiği iddiası kendiliğinden cevabını buluyor.

Yahudilerin Filistin e göçünü isteyen "Siyonizmin dedeleri"ne Osmanlı fırsat vermedi, engellemeye çabaladı ama son devrede başaramadı. Bu coğrafya üzerine Osmanlı sonrasında tüm hesaplar aynı hedefe ayarlandı: Sömürü ve talandan pay almak...

Osmanlı nın bu hamlesinin ne anlama geldiğini dünyanın emperyalist egemenleri hâlâ kavrayabilmiş görünmüyor... Bir süre daha gecikirlerse, hukuk ve adaletsizliğin ne demeye geldiğini herkes yüksek maliyetlerle hep beraber öğrenecek. ABD deki finans ve medya çevrelerinin, yahudi lobilerinin sürekli arkasını topladıkları İsrail le çıkarları çatışır mı, Obama yönetimi bu nüfuz alanının dışına kaçmayı başarır mı bilinmez ama İsrail maşasının ellerini daha fazla yakacağı açık. Nerde köz varsa hoyratça dalan ve karıştıran bu maşanın tutulacak tarafı kalmadı artık.

Türkiye Bosna krizine (daha doğru ifadesiyle soykırımına) müdahele etmeye çalışırken bunu, Osmanlı nın Balkanlara yönelik emperyal tavrı olarak yaklaşan "uygar" batı, şimdilerde benzer girişimleri Ortadoğu ve özellikle Gazze-Filistin ile ilgili olarak benzer biçimde yorumluyor. Bu yorum ve değerlendirmelerde yalnız değiller. Batılı dostlarına habire reverans yapıp kravatını düzeltmekten fırsat bulup bir kez olsun "göbeğini kaşıma zevkini tadamamış" Ertuğrul ve benzerleri de aynı fikirde. Hani bir vakitler Godfather "one minute"sonrası "bize ödetirler" diyordu ya. Ödü koptu birilerinin.

Bugünlerde malum medyanın zarar gören ilişkilerimizin bizi nasıl kahrettiğine ve perişan edeceğine dair yayınlar yapılıyor. Liberallerimiz bile "Kıbrıs meselemiz dururken ne işimiz var Gazze de" adlı ağıtı besteliyor.

Sizleri teskin etmek ve ulusal çıkarlarımızın zarar görmesini engellemek için ne yapalım beyler?

Mavi Marmara şehitlerimiz için İsrail den özür mü dileyelim?

Ya da Gazze ablukasının İsrail in ulusal güvenliği ve bir türlü tanımlanamayan sınırlarının bir gereği olduğunu dolayısıyla hukuki olduğunu (Palmer raporunun yerindeliğini) kabul mü edelim?

Yetmedi, 668 milyon dolarlık tank modernizasyonu ihalesini testler sırasında ortaya çıkan arızalara ve fiyaskolara rağmen iflas eşiğindeki IMI firmasına neredeyse iki katına mı verelim?

F5 uçaklarındaki bunca sorundan sonra verdiğimiz gibi F5 leri ve diğerlerini vermeye ve Siyonist devletle iş tutmaya devam mı edelim?

Gazze katliamına seyirci kalmaya ve Mescid-i Aksa yıkılana kadar işgalciyle af buyurun "diplomatik zina"ya (bu ifadeyi ödünç aldığım Bülent Akyürek dostuma şükran borçluyum) devam mı edelim?

Hayır, bundan böyle tevbe zamanı.

Sadece ferdi değil, beynel-milel günahlarımız için de tevbe zamanı.

Tüm bunları uluslararası çıkar stratejilerinin bir gereği olmanın ötesinde samimiyetle ifade etmenin ve eyleme taşımanın zamanı.

Hak ve adalet mücadelesinin, devlet ve hükümet ihsanı olduğunda değil, millet olarak ve her hal ve şartta samimiyetle takipçisi olma zamanı.

Devlet rotadan çıktığında yahut başka matematiklere yönelerek adaleti ertelemeye ve ihmale yöneldiğinde milletçe peşine düşme zamanı.

Şimdi...

Tartıştığımız şeye bak!

Nasıl böyle bir rapor çıkarmış?

Bu köşede yaklaşık iki ay önce BM raporu ile ilgili yazdıklarımızı aynen alıntılayarak hatırlatalım:

"Siz BM den kesin raporu bekliyor musunuz?

Bence boşuna beklemeyin.

Herkes işini yapıyor. Katiller ve caniler cinayet ve gasp yapacak, yardım ve yataklık edenler olacak, mazlumlar haklarını arayacak "hukuk(!)" önünde. Hep böyle olmadı mı?..."

Bizim Temel fıkrasındaki gibi. Mezar taşına yazdırmış ya hani;

"hastayum hastayum diyiidim de inanmaydunuz. Ne oldi şimdi?!"

Şaşırmalı mıyız şimdi?

Hayır, kesinlikle!

Neden böyle oldu?

Çünkü Siyonist sömürgecilik, ABD ve Batı sömürgeciliğinin bir uzantısı ve sacayağını oluşturuyor.

Hasılı, "dost-düşman" kavramları vahyin bizlere öğrettiklerindendir aziz okuyucu.

Ve uluslararası ilişkilerin "çıkar", "reel politik" türü modern kavramsallaştırmalarından daha hakiki ve daha kavidir.

Temel gibi mezar taşına yazmadan önce belki dikkate alınır deyu hatırlatmakta yarar var.

Stratejik derinlik üzerinden diplomasi kurmak stratejik serinliği ve muhtemel sonuçlarını da göğüslemeyi gerektirir.

Hadi hayırlısı...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...