Bakış açısı
Bakış açısı
Hayata bir merkezden bakıyoruz, gözlerimizin görebildiği bir açı ile ve tek bir merkezden. Zamanla bu merkez ölçümüz olmaya başlıyor. Ve göremediğimiz alanları ya reddediyor, ya da kapsama alanı dışında tutuyoruz. Olayları, insanları ve dünyayı yorumlarken bu merkezden yorumluyor ve çok defa bu yorumlarımızla hayat felsefemizi oluşturuyoruz. Reddettiğimiz dünya bizden çok ilerde bir noktada ve gerçeğe daha yakın duruyor olsa bile böyle davranıyoruz. Belli bir yaştan sonra konum değiştirmek ve hayata başka merkezlerden bakabilmek oldukça güçleşiyor. Fikri dünyamız bakış açımızla bağlantılı olarak hantallaşıyor ve kalınlaşıyor ve çok zaman la deyip lo demeden ölüp gidiyoruz.
Ölü ozanlar derneği filminde bir sahne var. Öğretmen çocuklara hayata başka açılardan bakmayı telkin ediyor. Konuşmasını bitirince sınıfa hakim bir noktada duran
öğretmen masasının üzerine çıkıyor ve öğrencilere başka bir açıdan bakmanın uygulamasını gösteriyor. Ve çocukları teker teker masanın üzerine çıkararak sınıfa bu noktadan bakmalarını istiyor. Filmin bu sahnesini izlerken ister istemez kopya çeken öğrencinin psikolojisini düşünüyorsunuz. Kafasını kuma sokan deve geliyor aklınıza. Ve öğretmenlerin aslında kopya çeken öğrenciyi çok defa gördüklerini ama göz yumdukları için ses çıkarmadıklarını düşünüyorsunuz. Ben bu bilgiye ulaştığımda otuzlu yaşlarımdaydım ama bir öğretmen yirmili yaşlarında öğretmen olarak sınıfa ilk girdiğinde yada biraz daha erken zamanda yani öğretmenlik stajını yaparken tanışabilir. Bu bilginin tarafımdan geç öğrenilmiş olması bu bilginin yokluğuna direnmeyi gerektirmez. Bu bilginin inkarı ancak kendi bakış açımızın eksikliği ile ifade edilebilir. Direniyor olmak da ancak direneni küçük düşürecek bir bakış açısıdır.
Kırklı, ellili yaşlarında yeni bir din ile tanışan ve o dinin gereklerini sonuna kadar yerine getiren sahabeler bu konuda bizlere çok güzel bir örnektir. Onlar yaşları kaç olursa kazandıkları yeni bakış açısı ile hem kendilerini değiştirmiş hem de dünyayı dönüştürmüşlerdir. Yine bakış açımızla sertleştirdiğimiz bir yanlışımız daha var ki oda evlere şenlik. Kırkından sonra saç çalmak diye başlayan ve karşısındakinin öğrenme heyecanını yok sayan bir anlayış. İnsanlar bir şeyler öğrenmeye ve konumlarını sorgulamaya başlayınca önlerine set çekiyor onları da kendi bakış açımızın demir parmaklıkları arkasına mahkum ediyoruz. Konum değiştiren, fikir değiştiren ve kendi adına güzelleşmeyi tercih eden insanları negatif bakış açılarımızla hırpalıyor, eziyor ve çözümsüzlüğe yada kör kütük ölüme mahkum ediyoruz. Eğer kararını veren insan yeterince kararlı değilse oda bu ölüme razı oluyor. Ve gelişemeden ölüp gidiyor.
Öyleyse bakış açımızı sorgulamalı, duruşumuzu ve durumumuzu kontrol etmeli kalbimizin sesine kulak vermeliyiz. Sınıfta oturduğumuz sıradan kalkıp, öğretmen masasının üzerine çıkarak oturduğumuz sıraya birde oradan bakmalıyız. Yeni bakış açımız bize çok şey kazandıracaktır