reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Ramazan, ey Ramazan!.. Ezberleri bozan

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ramazan, ey Ramazan!.. Ezberleri bozan

Oruç ayında -Allah (CC) kabul buyursun- bu ibadet kimi gazete yazarlarının ilginç yorumlarına konu oluyor. Gözünüze ilişti mi bilmem ama satır aralarında oruç ibadetinin tarihçesinden bahsederken konuyu sulandıran bir iki yazıya denk geldim.Yazmazsam olmazdı. Oruç gibi tüm ibadetlerimiz için "ameller niyetlere göredir" hadis-i şerifini hatırlamalıyız en çok. Değilse yaradanın ne açlığımıza ne susuzluğumuza ihtiyacı olmadığı malum. Samed olanın hiçbir şeye ve kimseye muhtaç olmadığı ve fakat herkesin ve her şeyin O na muhtaç olduğu hakikat.

İnsanın eyledikleri kadar yazdıkları da söyledikleri de yukarıda sözünü ettiğimiz hadisin kapsamında düşünülmeli.

Tevhid dininin tarih boyunca tüm peygamberlerce iletilen kimi farklı şeriatlara ve uygulamalara rağmen özü itibarıyle aynı çağrıyı yenilediğini biliyoruz. Biz biliyoruz da galiba kimileri bundan habersiz. Sözgelimi bir beyefendi Ramazan orucuna ayırdığı bir köşe yazısında Hz. Peygamberin (AS) bir çok dinde ve bir kısım Araplarda öteden beri zaten var olan bu ibadete yeni bir şekil verdiğini ve bir aya çıkardığını ileri sürüyordu. Ve bakın neler yazıyordu:

"Öncelikle belirtelim ki Ramazan orucu; Müslümanlığın ilk başlarında yoktu. Ancak ve ancak, Hz. Muhammet Medine de yerleşik hale geldikten sonra; artık kendi din anlayışını Yahudilik teki ve Hıristiyanlıktaki oruç ibadetlerinden ayırmak için Ramazan ı devreye soktu. Ve İslam ın sünni kolunda Ramazan orucu, zamanla imanın şartlarından birisi olarak kabul edildi."

Aman ne keşifler...

Ne inciler dökülüyor gazete sayfalarına şu mübarek günlerde...

Neresini düzeltelim aziz okuyucu!

"Ramazan orucu Müslümanlığın ilk başlarında yoktu" cümlesinden, zaten Hz. Muhammed (AS) -haşa- sonradan keyfi olarak bu dine garip ilaveler yaptı gibi bir zımni yorum kokusu alıyorum ama paranoya ile suçlanmaktan endişe edip vazgeçiyorum.

İyi de ardından "...artık kendi din anlayışını" vurgusunu nereye koymalı, nasıl anlamalı sizce? Yetmezmiş gibi bir de "...Ramazan ı devreye soktu" ifadesi yok mu. vs ...

Devamla orucun yalnız müslümanlıkta değil bütün dinlerde şu ya da bu ölçüde yer aldığını söyleyen yazar, örneğin Yahudilikten doyurucu bilgiler sunarak okuyucuyu aydınlatıyor. Yom Kipur, Ester Orucu, Asara Betevat, 17 Temmuz Siva Asar, Tisa Be Av gibi. Sonra da Yahudilikte orucun bir günle sınırlı olup 24 saatlik bir süreden ibaret olduğunu öğretiyor bize.

Ta ki her birimiz ne kadar farklı oruçlar varmış öğreniverelim!

Cehaletin karanlıklarından adım adım kurtuluyoruz.. Yazarımız devam ediyor: "Hıristiyanlik ta perhiz terimi, orucu anlatır. Bu dinde oruç; kişinin işlediği günahların cezasını daha bu dünyada iken çekmesine yöneliktir. İncil; bu konuya çok önem verir ve oruçlu kişileri de över.Bu dinde Hz. Isa nin öldükten sonra dirildigi ve göğe çıkarıldığına inanıldığı Paskalya da oruç tutulmasi çok kıymetli bir ibadet kabul edilmiştir".

Devamla yazar, en eski dinlerden olan Mecusilik te (Zerdüştlük) oruç insanın kendini arıtmasının bir biçimi olarak yer alıyordu. Bu en eski din dediği, Hz. Peygamber in (AS) bildirdiği ateşperest müşriklerin inanışı.

Yazardan "Ortadoğu da İslamiyet öncesinde yaşayan dinlerden olan Sabiilik te, oruç kendini kötülüklerden arıtmanın bir yolu olarak vardı."bilgisini ekliyoruz dağarcığımıza.

Dikkat buyurunuz...

Bizleri bilgilendiren satır araları hayli ilginç.

Ya da bana öyle geliyor (!) aziz okuyucu.

"İslamiyet öncesinde yaşayan dinler"(!!!)...

İşte derdimiz bu ifadede saklı.

Oysa ki Kur an ve sünnet bize Allah indinde bir tek dinden bahseder: Allah tan başkasına kulluk etmemeye ve ona hiçbir şeyi ortak-benzer tanımamaya çağıran Tevhid dini. Ve bu dini "İslam" olarak adlandırır. Hani bir aralar AB sürecinin dağdağalı günlerinde hutbelerde okunması sıkıntılı olan ilgili ayet-i kerimeyi hatırlarsınız. Ne kadar rahatsız olunmuş meğer!

Oysa Müslümanlar, aynı esasa çağıran ve tümüne iman ettikleri peygamberlerin ardından, kavimleri tarafından özü tahrif olunmuş ve ortak inanç temelleri şirke, inkara vb. sapmalara uğramış inanış ve yorumların Tevhid diniyle alakaları koptuğuna inanırlar.

Kur an bize Hz. İsa (AS) nın ardından teslise sapmış olanların kınanacağını ve bizzat İsa peygamberin (AS) bu inanışı reddedeceğini anlatır.

Yukarıda bahsi geçen yazı sadece bir örnek.

Kimileri İslam ı eşitler arasında dinlerden bir din mesabesinde görmeye ve göstermeye çabalayadursun tarihi hakikat bundan çok farklı. Bilenler iyi bilir. Tüm peygamberlerin ve şeriatların ortak çağrısı TEVHİD den ibarettir. Tek Allah a kulluk etmeye ve ahirete/hesaba imana çağırır. Fuhşun, ahlaksızlığın, hırsızlığın, haksız yere cana kıymanın, batıl yollarla maddi çıkar temininin ve her türlü hukuk ihlalinin yasak kılındığı ortak ve tek din!...

Farklı inançlar ve dinler müslümanlar nezdinde makbul değildir ve fakat "ikrah"(zorlama) konusu da değildir. Çünkü iki yoldan birini seçmekte insan özgür bırakılmışken zorla kimsenin kalbine inanç yükleyecek değiliz. Bu ayrı bir mesele...

Bizim derdimiz müslüman mahallesindeki geleneksel salyangoz ticaretine dair.

Mani dininden Brahmanizme, Budizme varıncaya kadar orucun önemine işaret eden ve orucu "zaten tarih boyu bilinen bir gelenek" hafifliğine indirgeyerek takdim etme gayretlerinin ne anlama geldiğini siz okuyucu dostlara bırakıyoruz.

Müslümanlar önceki toplumlara da oruç emredildiğini zaten bilir. Burada bir sorun yok.

Dikkat çekmek istediğimiz husus bir tarihsel evrim çizgisi içinde geleneksel bir ritüele dönüştürülerek özü sulandırılan oruç kadar Hz. Peygamberin kendi yorumu ve tasarrufuyla dinlerden bir din icad ediyormuş gibi sunulması.

Yazardan son birkaç bilgi: "Araplar tarafından da putperestlik döneminde yine Ramazan ayı içinde tutuluyordu".

"Hz. Muhammet; Mekke deki Arap derebeylerinin haksız düzenine karşı bir başkaldırı kahramanı gibi ortaya çıkmıştı. Bütün Orta Çağ hareketlerinde olduğu üzere; Mekke deki bir sosyal hareket de kendisini dinsel kalıp içinde dışa vurdu".

İslam ı getiren önder Muhammet Mustafa; hareketini; o dönemdeki gençlere; kölelere, kadınlara, ezilmiş durumdaki alt Arap kabilelerine dayandırdı. Egemen zulüm sistemine karşı dinsel içerikli bir başkaldırıyı örgütledi ve geliştirdi. Oruç; öncelikle kölelerin ve yoksulların kanı canı üstünde keyf süren Arap derebeylerine; açlığı hatırlatmak için düşünülmüş doğru bir yaptırımdı".

Yani neymiş; "oruç zengine düşünülmüş". Önceleri doğru bir yaptırımmış. Demek zamanla anlamı bozulmuş. Biraz daha aydınlandık böylece.

Bir başkaldırı kahramanı gibi mi?

İslamı getiren mi?...

Bütün Ortaçağ hareketlerinde olduğu gibi mi?

"Dinsel kalıp içinde dışa vurdu"-mu?

Vah aydıncık vaaah!!!

Son bir alıntıyla bitirelim. Hakkını yemeyelim bakın esaslı laflar ediyor yazarımız:

"Lakin kısa süre sonra İslam ın zenginleri orucu şeklen tuttular; yine yoksul tabakalara kaldı orucun zahmeti... Ne yazık ki bugün de durum böyledir. Orucu yoksullar tutuyor; bayramı zenginler yapıyor".

İçinde doğrular barındırsa da kulağı okşamaya dönük popülist ifadeler...

Ne diyelim, neresini tashih edelim...

Yalnız yazının son bölümünde teslim edelim ki öfke kontrolü ve yine yoksulları unutmamak gereği uyarıları yerinde ve isabetli.

Dinler tarihi konusundaki ansiklopedik bilgiler kadar biraz da Kur an a yakınlaşabilsek!!!

Zihnimiz ve yüreğimiz arınacak kirlerden.

Oruç ibadeti hakkında sahici bir şeyler söylemek için onun meşakkati kadar lezzetinden hisse almak gerekmez mi? Ne dersiniz?

Aç kalarak susuz kalarak,

Gece secdeye vararak,

Zengin yoksul demeden

Rahmetini umarak

Ramazan Ramazan...

Ezberi bozan

Sabrı öğreten

Reyyan ı yazan...

Reyyan mı?

Cennette bir kapıdır ki oradan yalnız oruçlular girer.

Zengin ya da yoksul değil,

Köşe yazarı ya da okuyucu değil,

Yalnız ORUÇLULAR!!

Bir kısım medyanın ezberi de bozulur mu sevgili dostlar ne dersiniz?...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...