İsraili seven bizden değildir
İsraili seven bizden değildir
Geçen haftaki yazımızda, deniz ve hava kuvvetlerimizin ne işe yaradığını sormuştuk. Elbette hemen gitsinler, İsrail hedeflerini yerle bir etsinler demiyoruz. Fakat şu yapılabilirdi: İsrail hücumbotları ve helikopterleri, baskın anından önce, yardım gemilerini saatlerce takip ve taciz etmiştir. İlk temasın olduğu andan itibaren, gemilerimiz ve uçaklarımız, hükümetin talimatıyla olay yerine doğru hareket edebilirdi. Ama bu yapılmadı, yapılamadı.
Sadece açıklamalar, açıklamalar... Mesela "Türkiye, bundan sonra uluslararası platformlarda İsrail in çıkarlarını baltalayacaktır" deniliyor. Daha doğrusu, devlet yetkilileri böyle söylüyor. İyi de, daha birkaç gün önce, İsrail in Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü ne üye olmasını sağlayan sizler değil miydiniz?
Türk halkı İsrail i sevmiyor, hatta nefret ediyor. Sadece anketler değil, görüntü de bunu söylüyor. Buna rağmen, milletin temsilcisi olduğunu iddia eden vekillerin, hükümetlerin bu İsrail sevgisi nereden kaynaklanıyor? Milletin düşman bellediği işgalci bir devlet, nasıl oluyor da devletin dostu kalabiliyor?
Milletin meclisine bir bakın: Her dönemde de en kalabalık dostluk grubu, İsrail e ait olanı... Hâlâ "Türkiye-İsrail dostluğu yara aldı" deniliyor. Yaptırım olarak da İsrailli şirketlere verilen veya verilecek olan ihalelerin iptal edilmesinden bahsediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir şirket midir ki, sadece böyle yollarla hakkını ve hukukunu korusun, onurunu kurtarsın. Yine, İsrail işgal devletine açılabilecek tazminat davasından bahsediyorlar. Sayın Başbakan, geçmiş konuşmalarından birinde, "Türkiye Cumhuriyeti, aşiret devleti değildir" gibi bir şeyler söylemişti. Biz de şöyle söyleyelim: "Kan parası", aşiretleri kurtarabilir, fakat devleti kurtaramaz.
Yeri gelmişken şunu da ilave edeyim: Birinci Meclis in niçin tasfiye edildiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
Atalarımız, "Kork, Allah tan korkmayandan" demiş. Fakat "kaç" dememişler. İsrail in Allah tan korkmadığı, hatta dünyanın sonunu hızlandırmak için elinden gelen şirretliği yaptığı kesin. İnsanlar korkabilir, çekinebilir, gerekirse kaçabilir. Fakat devlet, mesuliyetlerinden kaçamaz. Her daim özendiğimiz, içlerine girmek için can attığımız Batılı devletlerin tutumuna bir bakın. Bir askerleri, vatandaşları için her türlü riski göze alıyor, girişimde bulunuyorlar. Biz ise kendi gözlerimizle bile görüş ayrılığına düşüyoruz.
Hayret verici, hatta insanı dehşete düşürücü bir diğer ayrıntı da şu: İsrailliler ve onların dostları, her fırsatta HAMAS ve HİZBULLAH örgütlerinin ne kadar radikal olduğunu dile getiriyor. Sorun da bundan dolayı çıkıyormuş.
Burada söylenmesi gereken iki şey var. Birincisi, dünyadaki en radikal yapının İsrail olduğudur. İkincisi de, radikal olmayan, hatta laik olan Filistinli grupların bile başına nelerin geldiğidir. İsrail in o gruplara, mesela Yaser Arafat a yaklaşımı, HAMAS a yaklaşımından farklı mı olmuştur? Tabii ki hayır...
O topraklarda yaşayan Filistinlileri, suya sabuna dokunmayan Hıristiyanlarla değiştirseniz bile, İsrail işgal devletinin tavrı, tutumu değişmeyecektir. Çünkü onlar, kendilerince sapık bir hayalin peşindeler.
Bir şey daha: İsrail in hem demokrasiden, insan haklarından bahsetmesi; hem de terör örgütlerine destek vermesi de, ne kadar ikiyüzlü olduğuna ilave bir delildir.
Deniz üssümüzde gerçekleştirilen terör ile Mavi Marmara gemisinde yapılan katliamın aynı zaman dilimi içinde olması, tesadüfle açıklanamaz.
Bilinen gerçek şudur: PKK, çok hisseli uluslararası bir şirkettir. Bu şirkette kimi ülkenin yüzde beş, kimi ülkenin yüzde yirmi hissesi vardır. Dikkat edilirse; Amerika, İsrail gibi ülkelerle bir sorun yaşadığımız veya yaşayacağımız zaman, çok ciddi ve beklenmedik terör saldırıları oluyor.
Türklere mahsus bir söz var. Şöyle: "Helva demesini de bilirim, halva demesini de..."
Türkiye Cumhuriyeti Devleti hep helva diyor; artık ara sıra halva da demelidir. En azından bugün...
Büyükelçimizi birkaç günlüğüne Türkiye ye çağırmakla ya da buna benzer etkisiz birtakım diplomatik girişimlerle kırılan milli onurumuzu tamir edemeyiz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yakışan, teknik olarak mümkünse eğer, İsrail i tanıma kararından vazgeçmesidir; bu kötü kararı bir an önce çöp sepetine atmasıdır.
Çünkü Mavi Marmara gemisine saldırı anından itibaren, İsrail le ilişki kurmakla bir terör örgütüyle ilişki kurmak arasında hiçbir fark kalmamıştır. Ha İsrail i tanımışsınız, ha PKK terör örgütünü...
Biz böyle düşünüyoruz.