reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Ortada Kuyu Var Yanmadan Geç

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ne çabuk bozuyor ne tez arayı açıyoruz. Bunun hayra alamet olduğunu sanmıyorum.

Önceden böyle alınganlıklar olmazdı. Daha doğrusu ufak tefek şeyler büyük davamızın karşısında kendini büyütmezdi.

Son zamanlar durum ilginç bir şekilde tersine döndü. Hangi platform hangi birlikteliğe baksanız mutlaka mensupları arasında herkesin adını başka türlü koyduğu kavgalardan geçilmiyor.

Cemaat, tarikat, parti, gazete, dergi, dernek, vakıf ve hatta sanal ortamlar daha önce olmadığı kadar birbirlerine kin tutup diş biliyorlar. Ne sevgimizin kararı var ne de nefretimizin. Yirmi yıl yediği içtiği ayrı gitmeyen dostlar anlamsız bahanelerle “cenazeme gelmesin” safhasına gelebiliyorlar.

Dünya Müslümanların çeşitli nevzuhur isimlerle birbirinin kanını akıtmaları bu işin en son raddesi. Ama nefret, şiddet ve vahşetin de bir başlangıç noktası yok değil. Hiçbir kural kaide tanımayan yapılar kendilerine “Elkaide” adını vermekte sakınca görmüyorlar.

Bir yandan Kur’an sayfalarını mızrakların ucuna takarcasına kelime-i tevhit bayraklarını elini kuvvetlendirmek için kullanan istismarcılar, diğer taraftan yeşilin her tonunu tüketenler. İslami kavramları reklâm aracı ya da tabela yaftası gibi kullananlar ise hiçbir dönem içimizden eksik olmuyor.

Ne oluyor bize, nereye gidiyoruz, diye sormayacağım. Çünkü ne olduğunu ve nereye gidildiğini herkes çok iyi biliyor. Böyle bir şaşkınlıkla hali pür melalimizi sual edenler tecahül-ü ârif üstatlarıdır. Biliyorlar, ama bilmezlikten geliyorlar.

Dün birbirimizi her görüşte sanki yıllardır görüşmüyormuş gibi hasretle sımsıkı sarılırken bugün birbirimize selam vermekten bile imtina ediyorsak adam olmaktan güncellenmiş adam, yani günün adamı- olmaya doğru gidiyoruz demektir.

Dünün adamı siyasi erk ve imkânlarla güncellendiğinde günün adamı haline gelip birden aktüelleşiverir. Aktüel insan kendini şöhretli ya da itibarlı zanneden insandır. Oysa bilmez ki şöhret denilen şey öyle kolay kolay herkesi yanına yaklaştırmaz. Şöhret kılıfı içerisinde ona “günün insanı” olma payesi verir.

Nefret denilen şey bu tip insanların dudaklarında ciddiyet formuna bürünür. Her siyasi gelişmede, her memleket meselesinde ilk sözü onlar söylerler. Devletten kastettikleri üç kafadarla birlikte gündüz gözü rüyalarının nargile eşliğinde muhabbetini yapmaktan ibarettir. Okey masasında dörtlü tamamlanmış ise devlet kurulmuş demektir.

Okunan kitapların ve kutsal metinlerin kin, nefret ve ihtiras ateşini söndürmeye hiçbir katkısı yoktur. Kutsayıp tebliğ niyetine piyasaya sürdükleri sadece mizaç Müslümanlığıdır. Bugün Müslümanlar konjonktürün de etkisiyle sosyolojik bir dönüşüm geçirmektedirler.

Şartları ve koşulları değiştirmekle kendini vazifeli addeden Müslümanlar uzun zamandır şartların ve koşulların değiştirdiği sosyolojik varlıklar haline geldiler. Siyasi erkin bahşişleri ile belli bir mevkie gelmiş insanların fikir değişimleri genelde bir bahaneye ya da mizansene dayanmaktadır.

Değişim doğal seyrinde meydana gelen bir dönüşüm değil tam anlamıyla sahneye koyulan kurgusal bir olgu haline geliyor. Değişmek isteyen kişi bu değişimini haklı bir serüvene dayandıramadığı için kendi fikirlerini paylaşan düşünce akrabalığı bulunan kişilerle bir şeyleri bahane ederek anlaşmazlık çıkarıp arayı bozmak için gayret sarf eder. Belli bir zaman sonra da bu emeline ulaşır.

Önce düşünsel çevresini tahliye eder sonra da kendi zihnini yeni sözcüklerle değiştirir. Bu kadar çok anlaşamazlık ve iç kavganın olsa olsa bir tek makul açıklaması olabilir: Müslüman bireyler kendileri ile olan sorun ve dış ortama adapte kavgasını projektion (yansıtma) mekanizmasını kullanarak dışarıdaki bir sebebe hamletmeye çalışıyorlar.

Cemiyeti anladık, şayet cemaat içerisinde saf düzenini darmadağın edecek biçimde bir itiş kakış yaşanıyorsa henüz tabelası olmasa da nefsini kalbi edinmiş insanlar tarikatı kurulma aşamasını tamamlamış demektir. Gerçekten ortada makam, mevki ve şöhretten oluşmuş kuyular var. Fitneye bulaşmak istemeyenler hakikate tutunarak kıyıdan geçmeye özen gösteriyorlar. Fırsat ve imkânlar oltada balık. Oltada ne varsa ortada da o var. Oltalar balıkları, balıklar ise fırsat düşkünü, şöhret budalası insanları yakalıyorlar.

Milli Gazate

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...