Yandım, Yandım
Yandım, Yandım
Seni görebildiğim yer rüyalar artık.
Deli diyorlar bana
Ah bu ayrılık...
Uzun zamandır zihnimde yazılmayı bekleyen bir konu var. Ama nasıl yazacağıma bir türlü karar veremiyorum. Nereden başlamam gerektiğini de bilmiyorum. Sadece hissettiğim şey yazmam gerektiği. İçimdeki ikincil ses ise ya yazılmaması gerekenleri yazarsan, ya bu konu susulması gereken konuysa diye içime muhalefet şerhi düşmekte.
Pazar sabahı henüz tam uyanamamışken telefonum çalıyor, arayan Hacı Salih. İsmi telefona öyle kaydetmişim. Selam kelamdan sonra;
- Hacım orada söylemiştin ama ben ne demek istediğini anlayamamıştım, şimdi çok iyi anlıyorum, ama elimden bir şey gelmiyor.
Ha Hayırdır seni sabah sabah böylesine telefona yapıştıran şey neymiş, ne söylemişim ben;
- Ya hacım demiştin ya burada fark edemezsiniz ama eve dönünce buranın hasreti sizi yakar, içten içe hasretle dolarsınız demiştin.
- Evet hatırlıyorum, doğal olanı, doğru olanı da budur zaten. Bildiğimi paylaşmışım hilaf yok.
- Sorma hacım yanıyorum, duramıyorum,içim kaynıyor. Para bulsam, yol bulsam, koşup gideceğim, geçenlerde bir arkadaşı uğurlamaya gittim, gören gözün olsam da o gözlerle bende görsem dedim Hacım yanıyorum, yanıyorum
Sesi titriyordu, beklide ağlıyordu ama benimde içimdeki ateşe körük sallamıştı. Ama ben bunu daha öncede yaşadığım için doğal geliyordu. Allah zamanla insana sabır veriyor ve acıya dayanabilecek hale getiriyor. Benim halim ateşin dışa vurulmamış hali. Her iki durumda da insan yol arıyor gitmek için, imkan arıyor tekrar kavuşmak için. Kimisi ateşini dışarı vuruyor kimi de içten içe yanıp duruyor.
Hacca veya umreye gidenler bilirler, eve döndükten sonra bir ateş yanmaya başlar insanın yüreğinde. İçten içe kaynar, içten içe kuşatır. Şarkı bilene şarkı söyletir, bilmeyene ağıt yaktırır. Tvde, gazetede, radyoda oralara dair bir ses duysa içi titrer. Alır götürür onu o duyduğu yada gördüğü. Saflar arasına katılır hemencecik ve tavaf başlar. Tavafla birlikte gözde yaş başlar, yürekteki yangının ateşi harlanır . Her şey dönmeye başlar, döne döne küçülür dünya, küçülür yok olur. Geriye bir kabe birde sen kalırsın Kalbin Allah der, dilin tekrar eder, tavaf devam eder Kuyuda Yusufu bulursun, Hirada sevgiliyi, Tur dağında Musayı, göklerde İsayı bulursun. Dağlar şehre yürür, melekler Hendekte kol kanat olurlar, Uhud Hamzaya ağlar, Musabın ayaklarına örtecek örtü aramaya başlarsın. Her dönüş bir yeni başlangıçtır, her bir şaft cennete doğru dönüşün bir izidir. Bu iz kalbine kalbine çizilir, kuşlar dönmeye başlar başucunda. Zemzem diyerek İsmail olursun
Taki birisi gelip seni uyandırıncaya kadar. Mazhar Alansonun yandım,yandım adlı parçasını umreden sonra yazdığı rivayet edilir ne kadar doğru bilemiyorum ama oradaki tarifsiz güzellikteki cümleye bayılıyorum
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın
Öyle olmasa bile ben bu şarkıyı öyle dinliyorum. Yandım yandım, yandım yandım ah ki ne yandım. Ve hacda arkadaşlarıma tarif etmeye çalıştığım şeyde buydu. Bir mevlevinin dönerken yanması, bir kuşun uçarken yanması, bir devenin ona giderken çölde yanması, bir suyun ona akmak için yanması, bir hasretin yüreği yakması, bir sevgilinin çok uzaklardan çağırması, ve muhatabının ona gitmek için can atması gibi
Ben aslında bilgisayarın başına onu yazmak için oturmuştum ama gene yazamadım Neyse başka zamana inşallah, sürç-i lisan ettikse affola.
Özledim seni, düştüm yollara
Açtım gönlümü rüzgarına
Bir hayaldi sanki, bir macera
Yıkıldım. Kelimeler paramparça
Yandım...Yandım...
Yandım yandım ahhhh ki ne yandım!
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın
Baka baka doyamadım, hem kokladım da
Sarhoşluğu geçmedi hala
İçimde sevdan...
Hala hoş bir havan var
Ne güzel adın
Bir çizik attın gönlüme, kanattın.
Yandım...Yandım...
Yandım yandım ahhhh ki ne yandım!
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın
Baka baka doyamadım, hem kokladım da
Sarhoşluğu geçmedi hala
İçimde sevdan...
Seni görebildiğim yer rüyalar artık.
Deli diyorlar bana
Ah bu ayrılık... (Mazhar ALANSON)