reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

"İBRAHİM!"

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

“İbrahim”

Yirmi üç sene evveldi. Seni tanıdım, o sabah. Arka sırada Milli Gazete’yi yutar gibi okuyor, kazırcasına çiziyor, tarihe not düşüyordun.

Marmara Edebiyat’ı kazanmıştık, seninle. Amaç değildi okulun, hedefe kilitlenmek için bir araçtı sadece. Açık kahverengi, kadife montuna gazeteni sarar, Bağcılar dolmuşuna koşardın.

Belli ki acelen vardı.

“Teşkilat bekliyor!” derdin, bilgece. “Gidelim!”

Evine elli metre var yok, bir mahalle kütüphanen vardı. Akranların, dostların, konu komşu kuşatırdı etrafını. Uzağa odaklanmış gözlerin, taze bir kelime haykırırdı, aniden. Aynı cümleyi iki kez tekrarlamazdın, yeni bir şey söylemek lazımdı.

Uzadıkça sohbet, bir dünya haritası çizerdin, zihninde. Hayber Geçidi’ndeki zafer, Gazze’deki direniş, Eritre’deki destansı savunma sözlerinle yeni bir anlam kazanır, alem küçülür küçülür, bir odaya sığardı adeta.

Ülkende olup bitenler, Grozni’de yaşananlardan bağımsız değildi. ‘Küfür tek millet’ti.

Istanbul avuçlarının içindeydi sanki. Daha İmam-Hatip sıralarında altını üstüne getirmiştin, koca şehrin. Seni yollara düşüren neydi? Ram olduğun çift minareli rozet miydi, kavgada ve barışta sembolün

Evinin numarası 5687367’ydi, hiç unutmam. Bir keresinde Sedat Yenigün’ün Bir Şehidin Notları’nı hediye etmiştin. Gerçi vermesen de, kitaba düşkünlüğümden alıp götüreceğimi bilirdin.

Kış yaza kavuştu. Yalova’da kamptaydık. Yüzmede iyiydin, krosta üstüne yoktu. On dokuz yaş tecrübesi ne kadar olursa esirgemez, aktarırdın.

Vizyonunu Siyasetin Duayeni’nden, misyonunu gazetenden alırdın. İnsan kaynakları dedin mi akan sular durur, bir çırpıda onlarcasını sayardın, yol arkadaşlarının

Sabır, savaş, zafer olmazsa olmazıydı hayatın. Sevgi ile donanıp, merhametle kuşanmak bu olsa gerekti.

Açık denizlere yelken açmak, dünyayı dolanmak isterdin; tebliğin gitmediği bir nesne kalmasın diye. Halık’a ta’zim, mahluka şefkat’ti, parolan. Yaşanmayan teori, sinede yüktü. Pratiği olmayan, fikir hamalıydı. Kölesiydi teorinin.

Haliç Caddesi 63 numara dile gelse neler anlatırdı, neler Gecenin on ikisinde nereden bulurdun minibüsü de, kırmazdın bizleri.

Fetih Yurdu’na gelirken, bir Şubat soğuğunda Yiğit Adam’ı maveraya uçuran taşlara bakmadan edemezdin. Metin’le özdeştin, Sedat’la sırdaş.

Fikirtepe bir okuldu, inanan yüreklere. Fakulte’nin anfisinde işaret parmağını göğe kaldırarak, çağırıyordun kendine yabancı her kim var ise

Onlarcasını saysam yüzlercesinin darılacağı bir dost ikliminde, durmak nedir bilmeden koşuyor koşuyordun

‘Yaradan’ın yolunda yirmi üç saat çalışıyorsan bir saatin boşa geçmiş!’ diyordu, yasaklı lider. Kim ki yasaklanmış, halk sevmişti bir kere. Asıl çıldırtan bu idi, darbeci cuntayı.

Bu idi, ‘Her an yeniden doğarız / Bizden kim usanası!’

.

“Dergi çıkaralım!”

“Çıkaralım!”

Vakfın ilk üniversite dergisini çıkarmak sana, bana, Ahmet Çetin’e ve Erol’a nasip olmuştu. Yazıları topla, imlayı düzelt, bilgisayardan çıkar, matbaaya ver, matbaadan al, sırtında taşı, fakulte fakulte dağıt, yenisini hazırla .

Yorucu ama tatlı bir uğraştı Ahmet atom karınca misali çalışır, sense yiğitçe göğüslerdin eleştirileri. Benim bir yılımı aldı, ‘uzatmalar’a kalmıştım. Değmişti ama, hizmet için olduktan sonra Nihayet, ‘Her Şey Hak İçin!’di.

Rüzgar beni Sivas yollarına, Ardahan steplerine, Çemişgezek ovalarına, Bartın yaylalarına, Ankara düzlüğüne savururken, sense karış karış dolaşırdın Anadolu coğrafyasını

Çırpınman, emek, alın teri, özgürlük içindi. Karadenizli ruhunda vardı; yılgınlığa düşmemek,’ yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer’e koşmak, adımlarını sıklaştırmak, safları düzgün tutmak, Selam Yurdu’na bir azıkla gitmek

Sağ sol savurganlığıyla bezmiş belediye memuruna, “Varsın bu ülkede ve olmalısın!” demiş, ‘Hakkınızı arayın. Hakkınızı kaybederseniz, şerefinizi de kaybedersiniz!’ Ali buyruğunu baş tacı etmiştin.

Sen inandın, üyen inandı, emek mücadelesinde zafere taşıdın kitleni. Yüz binler, üretimden gelen gücünü kullanmayı öğrendi, sayende.

Yine yollardaydın. An geldi, takdir vuku buldu. Bitmeyen enerjin, sinerjiye dönüştü sadece. Eller senin için kalktı, on dört gece. Bir gün aramıza dönersin diye, nemli gözlerle bekledik yolunu.

Şeb-i Aruz’unmuş meğer, yaklaşan. Ölüm Meleği yanı başında belirdi. On binler yasa büründü. Ne ki bu acı, seni dünya gözüyle görememekti bir daha.

Şahitliğe hazır, on binler hep bir ağızdan:

“Adam gibi adamdı. Hak davanın neferiydi. Hayatı gibi naaşı da ders verdi. Onu yalnız bırakmadı, Savunan Adam!”

Şimdi gidiyorsun. Fakat, Azaların Dile Geleceği Gün’de bir Kevser başında komşu olmak dileğiyle, umudunu Öte Dünya’ya taşıyorsun, koca İbrahim!

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...