GLOBALLEŞEN DÜNYADA BİREYSELLEŞME
Dünya, globalleşme süreci içerisinde bir gelişim sergileyerek uluslarının birbiriyle daha içiçe ve nerede ise tekdüze bir ekonomik platrforma dönüştüğü süreci yaşıyor. Bu çerçevede uluslararası konumda toplumlar bir çok yönüyle bütünleşirken toplumu oluşturan bireyler bu genişlemenin neredeyse tamamen tersine, içersindeki yaşadıkları toplumda, çevresi, dostları ve yakınlarıyla ilişkilerini azaltarak kendini öncelediği bireysel yaşayış tavrına bürünüyor. Bugün birey, çevresiyle olan ilişkilerini daha çok kendi çıkar ve yükselişine yönelik olan bir çizgi üzerinden sürdürmekte ve çoğu zaman toplumsal değerleri göz ardı ederek, farklı argümanlar ve yolları deneyerek amacına ulaşmaya çalışmaktadır. Kendi aleyhine ve zararına olacağını sezdiği veya tahmin ettiği bir durum karşısında ise, muhatabanının durumunu hiç bir şekilde dikkate almadan olaydan uzaklaşmaya ve kaçmaya çalışmaktadır.
Belki doğal olarak insanın kendisini ve çıkarını düşünmesi normal karşılanabilir. Ancak insan kendisini düşünürken ve çıkarını kollarken bir takım değer ölçüleri ve kıstasları da dikkate alması gerekmektedir. Bu tutum kendi varlığının sürdürmesiyle birlikte toplumsal varlığın da sağlıklı olması için gerekli olan bir koşuldur. Zaten toplumsal yaşayışın ve birlikteliğin bozulmasının temel etkenlerinin başında insanın herşeyin ve her tavrın üstüne kendisini koyarak ve mevcut durumu kendi lehine çevirmeye çalışması, kendisi için kullanması ve faydalanması etkin rol oynamaktadır.
Ne yazık ki, insani yardımlaşmanın, dayanışmanın ve paylaşmanın lugatında yer almadığı, hep keseri kendi tarafına yonttuğu bir insanlık anlayışı günümüzün, globalleşerek açılan dünyasında, insanın bireyselleşmesine ve ferdi düşünmesinine yol açmaktadır. Ülkeler daha güçlü olabilmek için ekonomik açıdan birbiriyle daha sıkı ilişki zincirine girerken, bireyler kendisinin varlıklı ve konforlu bir hayat sürmesi için nefsini ve çıkarını ön plana almaktadır. Toplumlar globalleşirken insanlar bireyselleşmektedirler.
Aslında birbirine zıt gibi görünen yani ülkeler bazında bir açılım yapılırken, birey bazında kişinin öne çıkması, içine kapanarak daralması ve ferdi olarak yükselmeye uğraşması olarak görünen yapı, zıt olmanın tersine, birbirini destekleyen ve aynı olan düşünüş sisteminin uygulamalarıdır. Yoksul ülkeler, globalleşiyorum derken, kendine ve ülkesine ait gelenek ve medeniyeti terk etmekte, dünyanın ya da egemen zengin uluslarının ortaya koyduğu kültürel değerlere kapılarını açmakta, onların kültürel değerlerini kendi ülkesine uygarlaşma adıyla aktarmaktadır. Yoksul ülkeler dünya evrensel değerlerini benimseme düşüncesiyle, dünyanın diğer zengin ülkelerinin egemenliğine girmekte onların kültürel değeri olan bireysel düşünme şeklini farkında olmaksızın kabullenip ve onların pazar alanı olmak gibi bir uygulama içersine sürüklenmektedirler.
İnsanların, kendileri dışında başkalarının sorunlarını ilgi alanlarına almamaları, onlar üzerine kafa yormamaları ve onlar için vurdumduymaz bir şekilde tavır takınmaları, toplum içerisinde ki ahengi, sosyal dayanışmayı ve önemlisi de birlikteliği bozmaktadır. Toplum olma, birlikte olma ve yaşama duygusunu köreltmektedir.
Aynı çatının altındaki bir binanın içerisinde yaşayan fertler olarak, yaşanılan ortamı oluşturan olumlu ve olumsuz herşeyden yoksuluyla varlıklısıyla herbirimiz etkilenmekteyiz. Bu etkilenmede eğer, insanlar birbirlerine karşı duyarlı, dayanışmacı ve birlikteliği önceleyen, hak ve adalet duyguları içerisinde bir yaşam biçimini var kılmaya çalışırlarsa o toplumunun geleceği daha aydınlık ve daha berrak olur. Eğer bunun tersinde kişiselliğin öne geçtiği, toplum kesimleri arasında uçurumların oluştuğu, bana değmeyen yılanın bin yıl yaşasın ilkesinin geçerlilik kazandığı bir düşünüş sisteminin hayata egemen olduğu durumlarda ise, toplumsal birliktelik yok olur gider.
İnsanlar, birbirlerinin ilgi alanlarına girmelidirler. Bu ilgi alanı sevgi atmosferinin oluşmasına neden olur ki gelecek günlerin daha aydınlık ve berrak olmasını sağlar