reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Yeni yıl efsaneleri

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Efsane tanım olarak; eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayali hikâye ve söylencelere denir. Kabul etsek de etmesek de, efsaneler bir vakıadır. Efsaneler; hem dünya mitolojisinde, hem de Türk Halk Edebiyatı’nda bir akıma sebep olmuş ve birçok eserde okuyanların ilgisini celbetmiştir.

Hurafe ise, aslı dinden olmayıp dindenmiş gibi gösterilen her yanlış amel ve düşüncedir. Hem efsanelerin, hem de hurafelerin en benzer özelliği yüzyıllardan beri ağızdan ağıza dolaşarak günümüze kadar ulaşmasıdır. Günümüzde şahit olduğumuz hurafelerin ne bilimsel, ne de dinsel kaynağına ulaşmak mümkün değildir.

Çünkü hurafeler, insanların duygularını istismar etmek isteyen kişilerce öne sürülmüş ve zaman içerisinde âdetleşerek bâtıl inanca dönüştürülmüştür. Bidat ve hurafeler farkına varılmadan doğru yoldan uzaklaştırıcılıkları sebebiyle Müslümanlar için büyük tehlike arz etmektedir. Sağlıklı bir dinî yaşayış için bilgi en önemli kaynaktır. Bu kaynakların menbaı ise Kur’an ve sünnettir.

Aksi takdirde ağaca çaput bağlayarak, haftanın bazı günlerini uğursuz sayarak, nazar boncuğu takarak, duvarlara hayvan kellesi asarak, kabristanda mum yakarak, türbelerde adak adayarak vs. gibi hurafelerin içinde kendimizi bulmamız kaçınılmazdır.

***

Mesela Aralık ayını Ocak ayına bağlayan gecede saatler 24:00’ı gösterdiğinde uğur getirdiğine inanılarak yapılan batıl “yılbaşı çılgınlıkları”ndan birkaç örnek verelim...

Bol bol kahkaha atılırsa; neşeli bir yıl geçirilirmiş. Bir ağacın etrafında dans edilirse; mutluluk ve bereket getirirmiş. Boş bir bavul alıp evin içinde gezilirse; yeni yılda bol bol seyahat edileceğe işaretmiş. Dış kapıda nar kırılırsa; şans, bolluk ve artmaya sebep oluyormuş. Yeni yıla dolaplar, cepler ve cüzdanlar boş girilirse; iki yaka bir araya gelmezmiş.12 tane üzüm yenilirse; gelecek yılın 12 ayı mutlu geçermiş. Kırmızı çamaşırlar giyilirse; yeni yılda daha hırslı, atılgan, başarılı ve kazançlı olunurmuş. Kapitalizmin soytarısı olan Noel Baba; bacalardan çocuklara birbirinden güzel oyuncak bırakıyormuş. Mış da mış!.. Hurafelerin listesi uzayıp gidiyor. Ayrıca Noel safsatası uğruna katledilen milyonlarca çam ağacı da cabası.

***

Efsanelerle ilgili akımın detayına inecek olursak, bizi şaşırtacak binbir verinin karşımıza çıktığını görürüz. Efsaneler, daha çok Helenistik ve Ortaçağ anlayışının ürünüdür. Çünkü İslâm’dan önce dünya; çeşitli inanç, felsefe, efsane ve evhamlarla doluydu. Hakla bâtıl, dinle hurafe, efsane ile felsefe adeta birbirine karışmıştı. Batı dünyasında uzun bir süre kilisenin tasarrufunda kalan tarih; papazların efsane arşivine dönüşmüştür.

Oysa bu envalde İslâmî bilincin tarihin ilmî bir disiplin olarak algılanmasının gerekliliğine dair bütün verileri kullandığı gözlenmektedir. Dolayısıyla, Müslümanlar olayları mesnet göstererek tespit eden ilk tarihçilerdir. Batılıların efsanevî anlayışına karşın, Müslümanlar tarihî olayların sınırlarını genişleterek hükümde doğruluk ve saflığı vazgeçilmez kılmışlardır. Tarihi, efsane arşivciliğinden kesin çizgilerle ayıran İslamî tarih tasavvuru, Batı merkezli “dünya tarihi” tasavvurundan daha tutarlı ve geçerlidir. Batı, tarihini efsanelerle besleyerek diğer milletlerin tarihine baskı kurarken, Doğu tam tersine tarihî disiplinden ödün vermeyerek olayları birebir yansıtmıştır. Tarih kelimesi, kökünü Arapçaya dayandırırken, Yunancada; “Historia”yle ifade edilmeye çalışılan, kelimenin karşılığı “menkıbe” veya “efsanevî hikâye”yle açılım kazanmıştır. İşte iki kutup, işte iki anlayış... Doğru ve yanlışlar bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önünde her şeyi tarif etmektedir.

***

Efsanenin, tarihin en belirgin unsuru olduğu Batı düşüncesinde, gerçekler araştırıldığında, tutarsızlıklar bir bir gün yüzüne çıkmaktadır. Eski Yunan ve Roma döneminde özellikle Septikler, Stoacılar ve Epikürcülerle toplumlara aşılanan dinsizlik dogmalarıyla “hurafe inanç”ın uzantısı olarak efsane tarihine temel oluşturulmuştur.

Dolayısı ile efsane hurufatına dönüştürülen din; bütün kutsallıklarıyla yeryüzünden tecrit edilmiştir. Batının efsanevî din anlayışı da aydınlanma silüetinde zuhur eden, dinsiz bir yapıya dönüşmüştür. Bu gelişmelerin sonucu olarak laikleşen bilim, kendi doğrularını(!) üretmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da vahiy anlayışından yoksun efsaneler meydana getirilmiştir. Batı kaynaklı efsane kültürünün özet verileri bunlar olunca gidilecek noktayı tarif etmeye gerek var mı?

***

Sonuç olarak; hem hurafenin hem de efsanenin temelinde gerçekle bağdaşmayan olgular yatmaktadır. Doğru kaynaklardan beslenmeden bu konularla hemhal olmak insanların dağarcığında yanlış yönelimlere sebep olmaktadır. Sağlam bir neslin efsane ve hurafelere değil; kendi dininin âmentülerini, örf, âdet ve geleneklerini öğrenmeye ihtiyacı vardır. Bu mesele en az anne sütü kadar elzemdir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...