reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Milli duygular

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bizde din, öncelikli olarak kanaat ve bereket demektir. Anadolu`daki işyeri isimleri bile konuyla ilgili esaslı bir fikir verebilir: Kanaat Bakkaliyesi, Bereket Lokantası vs.

Evlerimizdeki durum da budur. Nasihatler hep kanaat ve bereket üzerinedir: Yüzünü yıkamadan mutfağa girersen, evin bereketi kaçar. Sofraya besmelesiz oturursan, lokmana şeytan ortak olur. Yemek yerken sol elini kullanırsan, doymak bilmezsin. Kanaat en büyük hazinedir vs.

Biz böyle büyüdük, çocuklarımızı da bu şekilde büyütme gayreti içindeyiz.

Sadece yediklerimizin, içtiklerimizin değil, işlerimizin ve ilişkilerimizin de bereketi vardır veya yoktur.

Bir işin bereketli bir şekilde sonuçlanabilmesi için, halis niyet şarttır. Ama gelin görün ki, kardeşler arasındaki işler ve ilişkilerde bile bereket kalmadı. Ana bir, Baba bir, Allah bir; sonrası ise iki, üç, dört...

Sadece gündelik hayatta ve siyasette değil, milli duygularda da bir bereketsizlik, kanaatsizlik yaşıyoruz.

Mesela Dünya Halter Şampiyonası`nda birinci olan hanım haltercimiz, "bize üvey evlat muamelesi yapıyorlar" diye feryat ediyor.

Şikâyeti, ödül yönetmenliğiyle ilgili...

Bildiğim kadarıyla, dünya şampiyonu olan sporculara 1,000 adet Cumhuriyet Altını veriliyor.

Böyle bir meblağı az bulan haltercimiz, `haklı` olarak milli basketçilerimizi örnek gösteriyor. Dünya ikincisi olan basketbolcuların aldıkları ödül, adam başı İki Milyon Türk Lirası`nı aştı. Bu da kabaca Beş Bin Cumhuriyet Altını eder.

Zenginin malı, züğürdün çenesi durumuna düşmemek için, sadece şunu söyleyip ödül bahsini kapatalım: Milyon dolarlık sözleşmelere imza atan basketçilerin, devletten `üç kuruş` fazla koparmak için gösterdikleri çaba, bize mahsus bir davranış biçimi değildir.

Bize mahsus olan davranış biçimine gelince...

Namık Kemal`in Vatan Yahut Silistre isimli eserinin 1969 tarihli nüshasını okuyanlar, orada şöyle bir paragrafla karşılaşacaktır:

"Eserdeki karakterler arasında tarihi gerçekliği en çok bilinen, Abdullah Çavuş`tur. Asıl adı ise Mustafa Çavuş`tur ve Manisa`nın Menemen kazasının Emirâlem köyündendir. Silistre Savaşı`na katıldığı zaman yirmi, yirmi beş yaşlarında idi. Savaştan sonra hükümet kendisine maaş bağlamış, fakat çalışabilecek durumda olduğu için devlete yük olmak istememiş ve bu maaşı kabul etmemişti. Aradan tam elli beş yıl geçtikten sonra, 1909 yılı Ağustos ayında, Mustafa Çavuş, bir gün İstanbul`a çıkagelmiş ve hükümet kapısına dayanmıştı. Yaşı seksene yaklaştığı için çalışacak hali kalmamıştı. Bu sebeple, hükümetin vaktiyle kabul etmediği yardımına artık lüzum görüyordu. Hükümet dileğini yerine getirdi ve Mustafa Çavuş köyüne döndü."

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...