SENİNLE IRKIMIZ AYNI, MİLLETİMİZ ASLA!
Seninle Irkımız Aynı, Milletimiz Asla!
Dilimiz benzerken, nasıl olur da milletimiz farklı? diyeceksin. Cümle kuruluşumuz... Özne, nesne, tümleç, zarf, yüklem Üstelik önce yapım ekini, nihayet çekim ekini getiriyoruz. Çoğulu da sonuna ekledik mi, yeme de yanında yat.
Tabi, dev(i)rikse cümle, iş başka. Dev(i)rilmiştir bir defa. Yüklem başta, ortada Özne ta sonda. Ciğeri alt üst oluyor cümlenin. Hatta, öztürkçeye bakışımız, uydurukçaya itirazımız da örtüşüyor. Türkçeleşmiş, Türkçedir; bu da kabul.
gaçlı, geçli, sallı selli lafları sen de sevmezsin, bilirim. sala binip sele kapılmış gibi hissederiz, kendimizi. geldi-m, geldi-ndeki m ve nye laf atıp, Gizlilik neresinde bunun, hay gizli özneyi çıkaranın toprak başına .! demeyi de ihmal etmeyiz.
İpek mendile takısız diyen uyurgezere de itirazımız vardır, bizim. Bal gibi sıfat tamlamasıdır, işte.
İstiklal Marşı epiktir ama, hiç mi didaktik, lirik yönü yoktur? Sanki romantikler toplanıp, Arkadaşlar, bugün klasizmin temellerini ebediyyen yıktık, var mı bize yan bakan! demişler.
Edebiyatı matematik gibi kategorize eden anlayışa da beraberce salvo yaptık. SBS, ÖSS derken, memlekette edebi zevkin kalmadığında da müşterekiz. Sıkıştırılmış şıklar, sıkıştırılmış beyinler üretir; buna da peki.
Kopye çekilmiş bin çeşit dersane kitabından hakikat çıkmayacağında da anlaştık.
Yazarın, şairin kimliğine bakmadan, duygu ve fikir yönünden yararlanmak gerektiğini söyler, dururuz. Bir türküden, ilahi zevki aldığımızı da inkar etmeyiz. Ruhsatiyi, Selimiyi, Veyseli dinlerken, Yunusça bir keyf verir bizlere.
Bütün bunlar, seninle aynı milletten olmamıza yetmiyor.
Kavramlara yüklediğimiz anlam farklı, çünkü.
Dildaş, vatandaş, soydaş topluluğa millet denir. diyorsun. Tanımına kendin de inanmıyorsun. İnansaydın, Malazgirti, Otlukbelini, Çaldıranı, açıklardın.
Peçenekler Bizans safında Alparslana ayak direrken, Zahodan kalkan Muzurinin yiğitlerinin nasıl da can simidi olduğunu
Trabzon Rum İmparatorluğunun dağılmasına pek üzülen(!) Uzun Hasanın, fethi sürdüren Fatihe sinsice yaklaşıp, Karamanoğulları ile sarmaya kalktığını .
İnansaydın, İdris-i Bitlisinin on bin erinin Kırmançe nidalarla, Şah İsmaile karşı, Yavuzun ordusuna güç kattığını inkar ederdin. İlahi olanın yerine kendi kardeşlik tarifini getirirsen, ömür boyu yese düşeceğini bilirdin, bir de.
Habil ile Kabili, İbrahim ile Azeri, Lut ile eşini, Nuh ile oğlunu, Firavun ile Asiyeyi Bedirde Ali ile kardeşi Akili, Abdullah ile Abdurrahmanı, Hamza ile Abbası, Hak-batıl saflarına düşüren neydi?
Mutlak Kudret Sahibi, Tek Kanun Koyucu. Güç ve İktidar Yalnız Onun. Hakimiyeti Sınırsız ve Sonsuz olan Yüce Yaradan, -sana göre- alemi yaratmış, serbest bırakmış. Oysa her an kullarının üzerinde Gözetleyici.
Onun emirleri, kıyamete dek baki. Kıt aklınla anlayacağın bir şey değil. Kendince, hayata yeni bir nizam vermeye kalkıyorsun. Baksana dikiş tutmuyor.
Saniyede yüzlerce hırsızlık, onlarca gasp, şehirleri tehdit ediyor. Kişiye özel çıkardığın ısmarlama yasalar, bir başkasını boğmaya kalkınca değişiveriyor.
On yılda bir Nemrudi güçler başlarını kaldırıyorlar. Halkı ezmek için ürettiği balyoz sonunu hazırlıyor, kendi kafasını balyozluyor.
Bir tutturmuşsun, Bu çağda Rahmanın emirleri geçerli değil! diye. İşine gelince Romanın kanunlarını, Yunanın tanrılarını, Mısırın kutsallarını, İranın Nevruzunu, Hintin yogasını, Vatikanın Papasını . rehber edinmeyi biliyorsun.
Kılavuzun karga ise sabah geç olur. Uyanmak mı istiyorsun? Çivileyip çarmıha gerdiğin, idam ettiğin Mushafı indir duvardan. İndir ki, rahmet ve savaş peygamberini tanı.
Irkına layık gördüğün faizi, karma hayatı, fiilsiz inancı, yüreklere hapsedilen hürriyeti(!), zalimle işbirliğini, Irkını yücelt! diye sahaya sürdüğün gençlerin ardından akıttığın timsah gözyaşlarını düşün.
Katiller sürüsü..! diye bağırıp çağıranla kabinede oturmayı nasıl sindirdin içine? Sonra tarifi değişti, her şeyin. Dur durak dinlemedin. Kızılelma yürüyüşü! niyetine, Maocu tağutla kol kola girdin. Bilerek yaptın bunu.
Adı Aydınlık, yolu karanlık gammazları baş tacı ettin. Ülke yönetmek zoruna gitti. Baş ol, sana destek verelim! diyenlere Boş ol, azıcık da dinlen! dedin.
Nihayet kontrollü(!) gidiyordun. Aç kapa izlemek için locayı dolduran pırpırlıya sadakatini sundun, Antalyalıyla. Hizaya çekilmiştin. Sıra 106 bin emekçiye gelmişti.
Eski tüfek lejyonerle hazırladın listeyi. Bir de yaftaladın: Bunlar vatan ve millet düşmanları, atılsınlar en iyisi! diye. Çankayanın karda yürüyen izini belli etmeyenine, hayatındaki en doğruyu yapma fırsatı doğdu, bu sayede. Oyun bozulmuştu.
Köpeklerle örtülülerin giremediği alanlar oluşturdun. Ders almamıştın, Nusret mayın gemisindeki Demiralın gafından. Bugün yine sahnedesin. Kaostan nemalanıyor, bozuk düzene harç taşıyorsun.
Nur Otuz Bire, Alemlerin Efendisi Kutlu Öndere olan kinin yüzüne yüzüne vuruyor. Tebbeti oku! Lehebi oku! Bir de odun hamalı Ümmü Cemileyi !
Oku ki şaşırma, başına gelenlere!
Şecaat arzetmeye devam et, merd-i Kıpti gibi. Arzet ki sirkatin çıksın ortaya!