reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Rabb eğitir, O diridir, O diriltir...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Rabb eğitir, O diridir, O diriltir...

Ramazan ayının son üçte birine yol alıyoruz. Her gün ve gecesi alemlerin Rabbinden bize sunulan imkanları taşıyor... Yine bu ayda inmeye başlayan belgelerle, insana tenezzül buyuruyor Rabbimiz. Vahiy, modernitenin zihin ve yüreklerimize sokuşturduğu bir takım virüslerin temizlenebilmesi için bir fırsat olarak yine hatırlatıyor kendisini,

Bin aydan hayırlı olan geceyi kalbinde taşıyan bu ayla...

Aklı ve yüreği Kur an ile yıkamalı...

Aksi halde hakikat referansından kopan insan, savrulmaya mahkum. Yaratıcı nın bir ayın gündüzleri boyunca iradi olarak bir kısım nimetlerden uzak durmasını emrettiği insan terbiye ediliyor.

Ciddi mazereti olanlar bile sorumluluk dışında sayılmıyor, şartlarına uygun bedellerle keffarete çağrılıyor. Çünkü merhamet ediyor insanı yaratan...

Kılavuzu salt akıl ya da nefs olan için gerekli sayılmayabilir bu zahmetler.

"Hayır efendim... Tüm bu ibadetler kadim-geleneksel ritüellerden ibaret" diye düşünebiliyor modern akıl. Hele uzun yaz günlerinin orucu için türlü mazeretler üretebiliyor kimileri. Kimi için ise zaten sıradanlaşmış ve değerlerden boşalmış bir hayatın neredeyse farkına bile varmadığı günlerdir bu günler. Tutkunu olduğu hazları pazarlık konusu dahi etmeye yanaşmaz böyleleri.

Hikmetlerini hakkıyla kavrayamasa da, mü mine Yaratıcı nın buyruğu yetiyor itaat için. Değil mi ki her şeyin mutlak sahibi ve yaratıcısı Allah (CC) tır, o halde kulluk arzetme çabasında olmak düşer ona. Böylelikle aklı ve ruhuyla vahyin denetimine razı olur mü min.

Ne kutsar aklı, ne de hakir görür.

Meşru nimetleri haram saymadığı gibi zevklerine tutsak da olmaz.

Bütün mesele Rabbin terbiye ediciliğine ve Peygamberin örnekliğine gerçekten inanmakla ilgili.

Ne zaman ki bu inanç zaaf içindedir yahut noksandır, o vakit türlü sapmalara yönelir insan. Başlar keyfine uygun tevillere yönelmeye ya da mazeretler üretmeye. Oysa bizden öncekilere olduğu gibi bize de farz kılınan bu ibadet, lehimizde doğuracağı sonuçların sebebi olarak teklif edilir bizlere. Hayır hayır, aklını (hevasını) pek seven insan ikna olmaz yine de!

Bu kutlu gün ve gecelerin rahmet ikliminden nasiplenmek yerine, "oruç tutmadığı için dövülenler"e dair kabak tadı vermiş gündemler seçer kendine.

Olmadı mı, nerede ihtilafa konu olmuş oruç fıkhına dair fer i bir bahis varsa dert olur böylelerine. Orucun hakikati, bu ayda inzal buyurulan yüce kitabın sahici manada hayata tekabüliyeti hiç ilgi alanlarına girmez... Allah Resulü (SAV) nün insanlık için önderliği, örnekliği mistik bir öğe olarak ya da tarihsel/destansı bir tadla takdim edilir çoğu kere.

Ramazan, halkı müslüman bu ülkenin gündemini radikal biçimde değiştirir ve madem ki gündemi değiştirmek mümkün görünmemektedir, öyleyse münasip bir Ramazan paketi hazırlanmalıdır. Bireysel ve toplumsal hayatımız için vahyin ve Peygamberin (AS) yol gösterici teklifi, sinsice kurgulanarak pasifize edilmek, zamanın ve mekanın dışına taşınmak suretiyle maharetle kamufle edilir. Bugünün ve istikbalin değil geçmişin tozlu sahifelerine ait bir peygamber tasviri münasiptir. Göz yaşartıcı birkaç menkıbe, sürekli güle teşbih olunan ama bir türlü hapsedilmeye çalışıldığı bu bitkisel hayattan, sünnetiyle bireysel ve toplumsal hayatımıza intikal ettirilmeyen bir Peygamber (SAV) algısı.

Bir de oruca ve anlamına zaten uzak duranlar var. Uzaktırlar ama fıkhını tartışmayı ve ekran ekran tartıştırmayı (mümkün olursa dövüştürmeyi) pek severler. Mesele hakikate ulaşma iştiyakından değildir.

Oysa bütün mesele Rabbin terbiye ediciliğine ve Peygamberin örnekliğine gerçekten inanmakla ilgili.

Kimi medyada, Ramazan da değerlere gösterilen "hürmet"ve alakanın Ramazan sonrası bıçak keser gibi kesilmesi bundandır zahir.

Halbuki yaşayan bir dindir İslam...

Nefes alan, diri, etkileyen, değiştiren ve dönüştüren bir din.

Zalimlerin endişe ve saldırganlığı arttıkça daha net kavrıyoruz bu durumu...

Ve yaşayan bir Kitap...

Gören ve gösteren, canlı, çağlar ve mekanlar aşan.

Ve rehberliğiyle yaşayan bir Nebi (AS).

Kimileri maksatlı olarak bu dini zamanın ve mekanın dışında konumlamaya, hrıstiyanlığın dişleri nasıl söküldüyse benzer bir operasyona uğratmaya çalışsalar da bu böyle...

Gafletle ve bilinçsizce bu projeye dolaylı katkı sağlayanlar olabiliyor kanaatimizce. Yargıç değiliz elbet. Ancak basiret ve feraset yakışır mü mine.

Bakınız etrafınıza... Dünyanın dört bir yanında merhamet elçiliğini karşılıksız sırtlananlar çoğunluk müslümanlar. Anadolu da, Afrika da, Ortadoğu da, dünyanın dört bir yanında...

Zaman, insanlığın kurtuluşu ve mutluluğu için VAHYİ ve onun bağlılarını çağırdıkça, yeni yol ve yöntemler deniyor kimi hazımsızlar...

Yeryüzünde olan bitene duyarlı ve müdahil olmaya, sorumluluğa, adalete, merhamete çağıran bir dinin bağlıları zalimlerin başına elbette beladır.

Şeytan sağdan sokulmasın da şimdi ne yapsın!!!

Yok edemezse dönüştürmeye çabalayacak elbet.

Hormonlayacak, katkılayacak, sulandıracak, bulandıracak...

Çarpıklıklar, sapkınlıklar ve zulümler karşısında sorumluluk yüklenmeye, gidişi değiştirmeye çağırmıyorsa size anlatılan din, biliniz ki adı İslam değildir.

Adalet için, mazlumlar ve mahrumlar için bir şeyler söyleme-yapma gayretine çağırmıyorsa bizi oruçlarımız ve teravihlerimiz, gözden geçirmeliyiz durumumuzu.

Çünkü Rabbimizin ne açlığımıza ne de susuz kalmamıza ihtiyacı var.

Hepsi insana ve topluma hayat vermek için değil mi?

Ruhunuzun ritmini tekrar dinleyin.

Oruçla beslendikçe çünkü, yükselmeli ruhun ritmi.

Ve kendisinden başlayarak değiştirmeli dünyayı.

Yaşayan dinin yaşayan mensupları olmak varken ne diye söktürelim kalbimizi yerinden.

Atmaya devam edecek elbet.

Ve giderek yükselecek ritmi.

Ta ki tahammül edemeyip tıkayacak kulaklarını zulmedenler.

İyi ki geldin ey Ramazan!..

Şükür ki geldin merhameti ve sabrı öğreten,

Bize Allah (CC) a kulluğumuzu hatırlatan.

Bedende meşakkatten ruhlara lezzet devşiren,

İman iddiasını sınayan,

Mü min olmanın onur ve izzetini tattıran.

Et ve kemikten ibaret olmadığımızı fark ettiren.

Ziyaretin bizim için elbet de çok özel.

Ancak biliyoruz ki sen, seni konuklayan bu günlere ve gecelere mahsus gelmedin.

Biliyoruz ki bize sen buradayken de veda edip gittikten sonra da nefes alıp vermeyi,

Yani gerçekten yaşamayı öğretmek üzere geldin yine.

Vahiyle soluklanmayı... Onunla can bulmayı, can vermeyi yeryüzüne.

Rahman ve Rahim olanın adıyla

Ve adı için yaşamayı!

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...