reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Nuri Pakdil ustayı rahat bırakalım

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bu fakirin ömrü on yıllardır yazarların fikir izlerini takip etmekle geçti. Okuduğum yazarların kimisinin altını kimisinin ise üstünü çizdim.

Altını çizdiklerim yüreğimde derin izler bırakanlardı. Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Cemil Meriç, Nurettin Topçu, Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören bu isimlerin yerli olanlarından sadece bir kaçıydı.

Üstünü çizdiklerim ise bir süre okuduktan sonra ‘üstü kalsın’ dediklerimdi. Bu isimleri ne yazık ki sayamayacağım, çünkü hem sayılmayacak kadar çoklar hem de hafızamda kalmayacak denli yoklar.

Altını çizdiğim yazarlar arasında Nuri Pakdil apayrı bir yere sahipti.

Birincisi, çok az konuşuyordu ve bu yüzden söyledikleri yüreğe intikal edip akılda kalıyordu. İkincisi, kalabalıklara itibar etmediği için başı da kalabalık değildi.

Bu yüzden onu aradığımızda kitaplarında buluyorduk.

Sükût suretinde görünüyor ve sessizliğin tülünü aralayarak ona ulaşıyorduk.

Ses de suret de insana dair sözün büyüsünü alıp götürüyormuş meğer. Kitaplarda yürüyüşümüze eşlik edip hayatın sarp yokuşlarını çıkmakta bize refakat eden adamları karşımızda gördüğümüzde güvendiğimiz kitap dağlarına karlar yağıyor.

Zaman aralığından Pakdil Usta’nın çağrısı yankılanıyor birden: “ Nerelerdeler kitaplardaki yiğit insanlar? İşkencelere direnenler yiğittirler kuşkusuz, ama suskunluklarıyla bir onur aşılayanlar da yiğittirler” (Biat II- s.203)

Suskunluğuyla bir onur aşılayanlardan biri Sezai Karakoç ise diğeri Nuri Pakdil’dir.

En azından dünden bugüne biz böyle bildik bunu. Üstadın sessizliğinden çok anlamlar devşirdik.

Ekranlara çıkmadan, meydanlara inmeden de bir insan yaşadığı çağa karşı tanıklığını dile getirebilir. Hem de yüreğinden hiçbir şeyi yere düşürmeksizin yapar bunu. Bu sebepten biz onda ay ışığı aydınlığı bir ‘derviş hüneri’ görmüştük.

Kelimelerin ve nesnelerin halka açılma furyasına koşarak katıldığı bir ortamda insanlık denilen cümlenin en seçkin sözcükleri de bundan nasibini aldı.

Nuri Pakdil Usta da halka arz edildi. Politika ve edebiyat kimi zaman Nuri Pakdil’in koluna birlikte girerek ona “devrimci selamı” verdirdiler.

İlgili ilgisiz her programda Pakdil Usta’yı görmeye başladık. Daha önce görmediğimiz kadar gördük, duymadığımız kadar duyduk onu.

Hem artık “7 Güzel Adam” filmi sayesinde genç kuşaklar nezdinde de bir yeri vardı üstadın. Ayak bastığı yerde hiçbir edebiyat programında rastlamadığımız kitlesel kalabalıklar oluşuyordu. Oysa ona güzellik katan kalabalıklar değil gece, Kudüs ve yalnızlıktı. Bu piyasaya ayarlı insan kalabalığından ne Kudüs’ü görmek mümkündü ne geceyi ne de onun yanına kimseyi almayan yalnızlığını.

Suskunluğu bir tahta kıymık gibi tırnaklarının arasında taşıyıp giderken ve “yeryüzünün en melodik dili sükûnettir” fikrini ruhumuza işlerken birden kalabalıklar içerisinde bulduk Nuri Pakdil’i.

Ne yalan söyleyeyim, konuşması susması kadar derinlikli gelmedi bana.

Onu törenlerimize çağırmak, gevezeliklerimize ortak etmek yerine keşke çağrısına kulak verseydik.

Onu gürültüye çekmek yerine biz ona yani sükûnete gidip, klâs duruşa geçseydik.

Öyle zannediyorum ki Nuri Pakdil’i benim gibi konuşmalarıyla değil sükûtuyla hatırlamak isteyecek daha nice insan vardır.

Ömrünü gürültü ve görüntü medeniyetiyle mücadeleye adamış devrimci bir yüreği görüntü ve gürültünün kucağına doğru çekmek onu anlamamanın eylem haline gelmiş şekli olsa gerektir. Anlamak insanda anladığı şeyi yaşatıp yeşertir. Anlamamak ise bir ağacın kökünü kurutup dallarını ve yapraklarını korumaya almaktır.

Bir şairin susması büyük konuşmaya hazırlık içindir. Geriye doğru değil, ileriye doğru susar sustuğu vakit. Zor zamanlar için sessizliğini biriktirir. Hepimizin yerine dua kıvamında yalvarır sessizliğe:

“Gözünü sevdiğim “sükûnet”! Hayalinle olsan da razıyım; bırakma insanoğlunu gürültünün yıkımlarında, umarsız.”

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...