Akdenizin Kalbi Trablusgarp
Trablusgarp, Arapların tabiriyle ‘’Babül Bahr’’ Akdenize bir çıkış kapısı olarak tarif ediliyor. Şehre uçakla giderseniz orta sınıf bir havaalanında açıyorsunuz gözlerinizi. Dış kapıda devlet başkanının dev posterleri merhaba diyor size. Bu şehirde güzel duyguları yaşamak tatmak mümkün. Şehre doğru ilerlerken Büyük Mücahit, Ömer Muhtar beyaz elbisesiyle atını şahlandırarak sizi karşılamaya geliyor zanneder, duygulanırsınız. Sıcak bir ‘’Selamün Aleyküm Ehlen ve Sehlen’’duyar kulaklarınız. Size de aynı içtenlikle karşılık veririsiniz,yüzyıl ötelerine…
Burada yollar pek tenhadır .İlk dikkatimizi çeken şey arabaların çoğunun hurdaya çıkmış olmasıdır.Daha sonra öğreniyoruz ki bu Arapların dünyaya bakışının bir tezahürü,dünyanın geçici bir ikametgah olduğu ve dünya malına gereğinden fazla önem verilmemesinin gerekliliğine inanırlar.Yolun iki yakasındaki geniş bahçeli evleri seyre dalarsınız.Taş ve toprak güzel bir ikili oluşturmuştur.Bir anda Mekke’yi Medine’yi ve Şam ‘ı düşünürsünüz.Eyyüp Ensari’nin misafir ettiği o mübarek evi hayal edersiniz.Bir selat-ü selam okursunuz asırlar gerisine .Şehir merkezine yaklaştıkça evlerin katları artmaya başlar.Deniz kıyısındaki gökdelenleri gördüğünüzde modern hayatla eskinin çatışmasına tanık olursunuz.Modernliğin gözünün yükseklerde,eskinin ise başının toprakta olduğunu görürsünüz ve toprağın gökyüzünden daha güvenli olduğunu fark edersiniz.Toprağa döneceğinize şükür edersiniz.
Şehrin en büyük meydanında şehit kanı hala kokmaktadır.Beyaz adamların işgal ettikleri bu topraklarda nice cenklere sahne olmuştur.Binlerce çöl aslanı,mukaddesat uğruna canlarını feda etmişlerdir. Osmanlının son zamanlardaki çaresizliği sinmiştir topraklara.Meydanın hikayesini öğrenince içiniz burkulur. İtalyanlar işgale karşı gelen alimleri bu meydanda asmıştır.O nedenle şehitler meydanı denmektedir buraya.Meydandan ayrılırken cesur çöl savaşçılarına Fatihalar gönderirsiniz.Şehirde gezerken ilk göze çarpan şey zamana direnen Osmanlı yapıtları olur.Meydanın tam ortasındaki kale o kadar sağlamdır ki sanki çivi ile çakılmış tarihin çölün oratına! Yanıbaşındaki Kapalıçarşı ise bir anda medeniyetler başkenti İstanbul’a götürür sizi…
Ecdadın mührünü okursunuz her adımda!Gittiği yerleri böylesine mamur eden başka bir medeniyet var mıdır?Kapalı çarşıdaki Osmanlı camisinde namaz kılar,mısırlı hafızdan Kur’an dinlersiniz.Bir anda sanki Mısır çarşısında olursunuz.Karşınıza,yorgancılar,bakırcılar,kumaşcılar ve kokusu çok uzaklardan fark edilen,doğunun adına yollar açılan baharatları çıkar.Bir soluk alımlık için girdiğiniz nargile dükkanında yorgunluk kahvesini yudumlarken kahvenin asıl tadını almanın zevkini yaşarsınız damağınızda… Çarşılar cıvıl cıvıldır,ikişer üçer katlı evlerin altlarındaki dükkanlar eski bir Anadolu kasabasını hatırlatır.İnsanlar hala modern hayatın stersli hengamesine kapılmamıştır burada.O yüzden adımlar yavaş,bakışlar durgun bir denizi andırır.(hiç uğraşmayın memleketinizde vapurdan inenlerin niye konuştuklarını kimseye anlatamazsın bu şehirde)Herkes sohbet etmek ister uzun uzadıya birçoğunun Türk kökenli olduğunu öğrenirsiniz.Böylelikle daha da yakın olur gönüller,hele konu da İstanbul olursa sohbetin sonunu getirmek zor olur.Osmanlı sevdalılarına…
Şehir merkezinde bir okula düşerse yolunuz.Ecdada ait izler bulursunuz duvar taşlarında.Adının Yetimler Okulu olduğunu söylerler.Yetimlere otuz ayrı meslek öğretildiğini öğrenirsiniz,bir kez daha sevinirsiniz,yetim bir peygamberin ümmeti olduğunuza.Çocukların yüzleri daha bir masumdur!Çünkü batının sahte cennetleri daha ulaşmamıştır buralara…Akşam olduğunda ise çarşılar daha da canlanır.Gündüz kavrulan topraklar gece Akdeniz’den gelen serin rüzgarlarla hayat bulur.Tüm aile sokaktadır.Ortalığı mutlu çocuk çığlıkları kaplar. O kadar güvenlidir ki şehir,kadınlar bile yalnız gezerler korkusuzca.Sokaklar mutlu ve umutlu insanlarla doludur.Hülasa bügünde Trablusgarp yüzünü doğuya dönmektedir.Afrika coğrafyasının genelinde hissedilen sömürge ruhunun izleri bir parça silinmiştir.
Tüm değişen zamana karşı doğunun direniş şehrinin adıdır bu şehir.Ve Trablusgarp hala İstanbul hala Osmanlı’dır. Aradan asrılar geçse de Osmanlı kalmaya devam edecektir.