Ve nihayet 28 Şubatın acıları diniyor
Günlerden pazardı... Semadan bir melek süzülüyordu... Aziz misafirin ruhunu istiyordu... O da, emaneti itirazsızca teslim ediyordu.
85 yıllık mücadele, çile dolu ömür mühürleniyor; ölümsüz bir hayat başlıyordu. Bütün ajanslar saat 11.40da son dakika haber olarak savunan adamın vefatını veriyordu.
Dünya dönüyordu, hayat duruyordu. O sevenlerine en zor zamanlarda metaneti öğretmişti, hiç kimse de isyan etmiyordu. Sadece hüzne yüklenen gözyaşlarını rahmet olsun diye akıtıyordu.
Şebi Arûs gecesi... Gecenin sabahında Hacı Bayram-ı Veli, beyazlara bürünmüş yeşil kaftanlı aziz misafirini kabul ediyordu. Hoş geldin aziz misafir diyordu. Alınlar secdeye giderken, Ankaranın ayazı akan gözyaşlarını durduramıyordu, donduramıyordu.
İki dost sohbet ediyordu...
Acabadiyordu saf tutanlar; kundaktaki şehzadeyle, köseden mi bahsediyorlar?.. Belki de Filistinde, Irakta Mısırda, Tunusta, Libyada akan kanı durduracak bir Fatih bir de Akşemseddin lâzım diyorlardı.
Şafak atıyordu ayazın titreten bûsesine; helallik vakti geliyordu... Ankara semaları helal olsunlarla inliyordu. Aziz misafir tekbirlerle, Hacı Bayram-ı Veliyle uğurlanıyordu.
Çileyle Yoğrulan Adamgeriye dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkıyor, Fatihin fethettiği İstanbula gidiyordu. Bir tarafta dualar okunurken, bir tarafta ruh şâd olmuş bedeni seyrediyordu.
O, Fatihi ne kadar çok seviyordu. Onu unutmamak, unutturmamak için her Mayıs geldiğinde İstanbulu yeniden fethediyordu. İnna fetahna leke fethan mübina... sadaları yükseldikçe İstanbul bizimdi, yine bizim oluyordu.
Mayıs ayına daha çok vardı... Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan İstanbula geliyordu. Fatih ayağa kalkıyordu. Payitahtın bütün camilerinden salalar yükseliyordu.
Topkapıdan, Edirnekapıdan, Mevlanakapıdan, Belgradkapıdan, Eğrikapıdan, Silivrikapıdan, Yenikapıdan, Sirkecikapıdan, Bahçekapıdan, Zindankapıdan, Ayakapıdan, Fenerkapıdan, Balatkapıdan, Ayvansaraykapıdan oluk oluk insan seli akıyordu.
İstanbul kendine sığmıyor, Fevzi Paşadan, Maltadan, Darrüşşafakadan, Haliçten, Vatandan dahası surlardan taşıyordu.
Şarktan, garbtan, şimaldan cenupdan gelenler Fatihin mekânındaki Hayr İle Anılan Adamı soruyordu.
Aziz misafir ise 23 Ekim 2005te yolcu ettiği 40 yıllık sırdaşının musalla taşında yatıyordu. Her zamanki gibi yine en önde duruyordu. Fakat bu defa yanında duran yüz binlere suskunluğuyla ders veriyordu.
O susuyordu; hafızlar konuşuyordu... O susuyordu; şahidler konuşuyordu... O susuyordu; tekbirler, salavatlar, dualar konuşuyordu... O susuyordu; Kemalettin Erbakanın, Recai Kutanın, Recep Tayyip Erdoğanın, Abdullah Gülün, Ahmet Davutoğlunun, Raşid Gannuşinin, Mahmut Ustaosmanoğlunun... gözlerinden katreler damlıyordu.
Lütfi Doğan hoca, aziz misafirin önünde er kişi niyetine diyordu; yüzbinler kıbleye yöneliyordu. Mehmet Görmez hoca helallik istiyordu; milyonlar helal olsunla semayı inletiyordu. Oğul Fatih Erbakan, o son nefesine kadar canıyla, malıyla cihad etti diyordu; insanlık şahidlik ediyordu.
Balyoz Planının odağındaki Fatih Camiinde tekbirler yükseliyor; laiklik elden gitmiyor, tanklar da yürütülmüyordu. Omuz verdiği milyonlar, ilk defa böylesine güçlü omuz veriyordu hocasına. Cumhurbaşkanlarından başbakanlara, meclis başkanından siyasi parti liderlerine, bakanlardan milletvekillerine, belediye reislerinden bürokratlara, işadamlarından generallere kadar herkes... Aziz misafir ömrü boyunca özlediği tabloyu, hicretinde gerçekleştiriyordu.
Tekbirler aziz misafir için yükseliyor; gözyaşları Filistini Tunusu, Mısırı, Hindistanı, Maltayı, Fevzi Paşayı, Halıcıları, Akdenizi, Vatanı, Topkapıyı, Merkez Efendiyi dahası İslâm coğrafyasını ıslatıyordu.
Caddeler, sokaklar sanki mahşer yeriydi... İstanbul, fetihten sonra ilk defa böyle bir insan seli görüyordu.
Aziz misafir, son kez Halıcılar Caddesi No: 4teki baba ocağına uğruyordu. Sonra İstiklâl Şairi Mehmed Âkifin Sarıgüzelinden geçerek, Vatana ulaşıyordu. Gönülleri fetheden kumandan 10. Yıl Caddesinden neferleriyle otağın kurulduğu yere yürürken, Ulubatlı Hasan surların burçlarından el sallıyordu. Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu ve Turgut Özal gıpta ile bakıyordu.
Fatihin otağı, Merkez Efendi aziz misafirini bekliyordu. Takvimler 1 Mart 2011i, saatler 15.45i gösterirken, telkinler verilirken, Onu hasretle bekleyenler hoş geldin aziz misafir diyordu. Aziz misafir sonu olan bir dünyadan, sonsuzluğun kapısını aralıyordu. Bütün hüzün ve dahi 28 Şubatın acıları diniyordu.
MEKÂNIN CENNET OLSUN HOCAM