reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Ve nihayet 28 Şubat’ın acıları diniyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Günlerden pazardı... Semadan bir melek süzülüyordu... Aziz misafirin ruhunu istiyordu... O da, emaneti itirazsızca teslim ediyordu.

85 yıllık mücadele, çile dolu ömür mühürleniyor; ölümsüz bir hayat başlıyordu. Bütün ajanslar saat 11.40’da “son dakika” haber olarak “savunan adam”ın vefatını veriyordu.

Dünya dönüyordu, hayat duruyordu. O sevenlerine en zor zamanlarda metaneti öğretmişti, hiç kimse de isyan etmiyordu. Sadece hüzne yüklenen gözyaşlarını rahmet olsun diye akıtıyordu.

Şebi Arûs gecesi... Gecenin sabahında Hacı Bayram-ı Veli, beyazlara bürünmüş yeşil kaftanlı aziz misafirini kabul ediyordu. “Hoş geldin aziz misafir” diyordu. Alınlar secdeye giderken, Ankara’nın ayazı akan gözyaşlarını durduramıyordu, donduramıyordu.

İki dost sohbet ediyordu...

“Acaba”diyordu saf tutanlar; “kundaktaki şehzadeyle, köseden mi bahsediyorlar?..” Belki de Filistin’de, Irak’ta Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da akan kanı durduracak bir Fatih bir de Akşemseddin lâzım diyorlardı.

Şafak atıyordu ayazın titreten bûsesine; helallik vakti geliyordu... Ankara semaları “helal olsun”larla inliyordu. Aziz misafir “tekbirler”le, Hacı Bayram-ı Veli’yle uğurlanıyordu.

“Çileyle Yoğrulan Adam”geriye dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkıyor, Fatih’in fethettiği İstanbul’a gidiyordu. Bir tarafta dualar okunurken, bir tarafta ruh şâd olmuş bedeni seyrediyordu.

O, Fatih’i ne kadar çok seviyordu. O’nu unutmamak, unutturmamak için her Mayıs geldiğinde İstanbul’u yeniden fethediyordu. “İnna fetahna leke fethan mübina...” sadaları yükseldikçe İstanbul bizimdi, yine bizim oluyordu.

Mayıs ayına daha çok vardı... Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan İstanbul’a geliyordu. Fatih ayağa kalkıyordu. Payitahtın bütün camilerinden salalar yükseliyordu.

Topkapı’dan, Edirnekapı’dan, Mevlanakapı’dan, Belgradkapı’dan, Eğrikapı’dan, Silivrikapı’dan, Yenikapı’dan, Sirkecikapı’dan, Bahçekapı’dan, Zindankapı’dan, Ayakapı’dan, Fenerkapı’dan, Balatkapı’dan, Ayvansaraykapı’dan oluk oluk insan seli akıyordu.

İstanbul kendine sığmıyor, Fevzi Paşa’dan, Malta’dan, Darrüşşafaka’dan, Haliç’ten, Vatan’dan dahası surlardan taşıyordu.

Şarktan, garbtan, şimaldan cenupdan gelenler Fatih’in mekânındaki “Hayr İle Anılan Adam”ı soruyordu.

Aziz misafir ise 23 Ekim 2005’te yolcu ettiği 40 yıllık sırdaşının musalla taşında yatıyordu. Her zamanki gibi yine en önde duruyordu. Fakat bu defa yanında duran yüz binlere suskunluğuyla ders veriyordu.

O susuyordu; hafızlar konuşuyordu... O susuyordu; şahidler konuşuyordu... O susuyordu; tekbirler, salavatlar, dualar konuşuyordu... O susuyordu; Kemalettin Erbakan’ın, Recai Kutan’ın, Recep Tayyip Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün, Ahmet Davutoğlu’nun, Raşid Gannuşi’nin, Mahmut Ustaosmanoğlu’nun... gözlerinden katreler damlıyordu.

Lütfi Doğan hoca, aziz misafirin önünde “er kişi niyetine” diyordu; yüzbinler kıbleye yöneliyordu. Mehmet Görmez hoca helallik istiyordu; milyonlar “helal olsun”la semayı inletiyordu. Oğul Fatih Erbakan, “o son nefesine kadar canıyla, malıyla cihad etti” diyordu; insanlık şahidlik ediyordu.

Balyoz Planı’nın odağındaki Fatih Camii’nde tekbirler yükseliyor; laiklik elden gitmiyor, tanklar da yürütülmüyordu. Omuz verdiği milyonlar, ilk defa böylesine güçlü omuz veriyordu hocasına. Cumhurbaşkanlarından başbakanlara, meclis başkanından siyasi parti liderlerine, bakanlardan milletvekillerine, belediye reislerinden bürokratlara, işadamlarından generallere kadar herkes... Aziz misafir ömrü boyunca özlediği tabloyu, hicretinde gerçekleştiriyordu.

Tekbirler aziz misafir için yükseliyor; gözyaşları Filistin’i Tunus’u, Mısır’ı, Hindistan’ı, Malta’yı, Fevzi Paşa’yı, Halıcıları, Akdeniz’i, Vatan’ı, Topkapı’yı, Merkez Efendi’yi dahası İslâm coğrafyasını ıslatıyordu.

Caddeler, sokaklar sanki mahşer yeriydi... İstanbul, fetihten sonra ilk defa böyle bir insan seli görüyordu.

Aziz misafir, son kez Halıcılar Caddesi No: 4’teki baba ocağına uğruyordu. Sonra İstiklâl Şairi Mehmed Âkif’in Sarıgüzel’inden geçerek, Vatan’a ulaşıyordu. Gönülleri fetheden kumandan 10. Yıl Caddesi’nden neferleriyle otağın kurulduğu yere yürürken, Ulubatlı Hasan surların burçlarından el sallıyordu. Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu ve Turgut Özal gıpta ile bakıyordu.

Fatih’in otağı, Merkez Efendi aziz misafirini bekliyordu. Takvimler 1 Mart 2011’i, saatler 15.45’i gösterirken, telkinler verilirken, O’nu hasretle bekleyenler “hoş geldin aziz misafir” diyordu. Aziz misafir sonu olan bir dünyadan, sonsuzluğun kapısını aralıyordu. Bütün hüzün ve dahi 28 Şubat’ın acıları diniyordu.

MEKÂNIN CENNET OLSUN HOCAM

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...