İSTİAZE -8
İSTİAZE -8
İblisin görünüşte meşru olan son üç inanç/amelini bu yazımızda özetleyeceğiz. Meleklerin varlığına inanması, Allah adına yemin etmesi ve Allaha dua etmesi,
İblis Adem ve Havvaya (a.s) şöyle fısıldıyor:
( mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidînAraf/20 Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.)
İblis meleklerin varlığını biliyor inanıyor, onların özel yaratılışlarını, Allahu tealanın katında tekrim edilmiş çok değerli kullar olduklarını, Ona yakın oluşlarını, onlara kainatın birçok işini tevdi ettiği gibi irade sahibi kıldığı kullarını bir ömür boyu takip etme görevi de verdiğini biliyor ama bunun gereğine uygun davranmıyordu. Melekleri insanoğlunu kandırma da kullanacağı bir araç olarak görüyordu. İnsanın; meleklerdeki özelliklere, donanımlara, Rabbe yakın oluşlarına, Rab katında değer verilmişliklerine olan hayranlığını kullanarak yasağı çiğnetmeye çalışıyordu.
İblis Allah adına yemin ediyor ancak yeminle beraber Allahın razı olmadığı bir ameli yapmayı murad ediyordu. Ambalajı hak görünümlü ama muhteviyatı batıl olan bir eylem ortaya koyuyordu. İşe hakla başlıyor batılla sonuçlandırıyordu. Batıl olan niyetini hakla kamufle etmeye çalışyordu. Yüce Allahın şanına yemin ediyor ve bu insan cinsinin Onun (c.c.) şanına layık bir kulluğu gerçekleştirmeyeceğini ıspatlayacağını söylüyordu!
(Kâle fe bi izzetike le uğviyennehum ecmaîn Sad/82 (İblis): Senin kudretine andolsun ki, onların tümünü şiddetli bir sapıklığa sürükleyeceğim! dedi.)
Onların halifelik gibi yüce bir misyonu yüklenecek kabiliyette olmadıklarını, kendisinin ayartmalarına kanarak Yaratıcılarının Şanına layık bir kul olamayacaklarını ortaya koyacağını iddia ediyordu.
Bütün bu iddialarını gerçekleştirebilmesi içinde bir süreye ihtiyacı olduğunu bildiriyor ve: (Gale fe enzirni ila yevmi yubasun Araf/14 (İblis, Allaha): Onların (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver. dedi.) diye dua ederek ahiret gününe kadar hakkındaki cezanın ertelenmesini talep ediyordu.
Allahın dilemediği herhangi bir şeyin O dilemediği takdirde kesinlikle gerçekleşmeyeceği realitesine iman etmiş biri olan İblis bu realiteye uygun olarak hareket ediyor ve Rabbine dua ediyordu. Ne var ki burada da hak olan bir inancı, bir ameli batıl bir niyet için aracı ediyordu. Batıl bir niyetin, batıl bir amelin gerçekleşmesi için hakk yolu kullanıyordu! İçindeki çirkin hedefini gerçekleştirebilmesi için isyan ettiği Rabbinden yardım isteyebiliyordu! Mahiyeti Allaha (c.c.) isyan olan eyleminin tahakkuk edebilmesi için Allahın süre vermesini talep ediyordu!
Rabbine hayr için değil şer için dua ediyordu! Rabbinin razı olmayacağı ve kendisinin de aleyhine olacağı bir işi gerçekleştirmek için dua ediyordu! Kibr ve hasedinden kaynaklanan duruşunda doğruyu bulmaya çalışmak için herhangi bir değişiklik göstermeyen iblis böylelikle duanın yaratılmışlara, günahlarını affettirmek için verilmiş muhteşem bir imkan oluşundan da faydalanamamıştı. İblisin bu gayri ahlakî duruşu Ademoğluna da sirayet edecekti.
Ve yedul insânu biş şerri duâehu bil hayr, İsra/11 İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder.
Mekke müşrik önderlerinden Ebu Cehilin Peygamber Efendimizin (s.a.s) yok edilmesi için Allahu tealaya dua etmesi bu paranoya için güzel bir örnek teşkil eder!
Ve son olarak iblis Rabbine suç atacak kadar çığırından çıkardı: Kâle rabbi bi mâ ağveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le uğviyennehum ecmaîn. Hicr/39 İblis şöyle dedi: «Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!»
İblis bir nevi kendi iradesi ile tercih ettiği, doğru olarak addettiği, son derece benimsediği tavrının yanlış olduğunu kendi ağzıyla itiraf etmiş oluyor. Ancak bu yanlışı tercih edenin kendisi olmadığını, bu iğvaya, bu azgınlık hareketine, bu sapmaya Rabbinin kendisini zorladığını iddia ediyor. Terbiye edemediği, kontrol altına alamadığı nefsani zaafı ile mücadele etmek yerine kaderiyecilik yapıp bu azmayı Allahın kendisine takdir etmiş olduğu savını öne sürüyor. Madem öyle bende işi şirazesinden çıkaracağım dercesine ortalığı tozutmaya devam ediyor.
Gelelim insan oğluna;
Ve kâlellezîne eşrekû lev şâallâhu mâ abednâ min dûnihî min şeyin nahnu ve lâ âbâunâ ve lâ harremnâ min dûnihi min şey(şeyin), kezâlike fe alellezîne min kablihim, fe hel aler rusuli illel belâgul mubîn. Nahl/ 35
Şirk koşmakta olanlar dediler ki: «Eğer Allah dileseydi, O nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O nsuz hiç bir şeyi haram da kılmazdık.» Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?
İblisin ahlakı ile ahlaklananlar işte böyle dediler ve böyle yaşadılar. İşin hakikatinde; onlara düşen, Ademî bir tavırdı İblisî bir tavır değil. İblisin süslediği şu fani hayat ve bu fani hayatın fani zevkleri onlara çok tatlı ve sürekliymiş gibi geldi. Öyle tutundular ki bu fani zevklere onlar, bu zevkler uğruna ebedi olan cenneti ve ebedi olan Rablerini kaybettiler! İblisi tutuklayan tutkuları gibi onları da tutkuları tutukladı ve onları ruh bedende çıkıncaya değin bırakmadı!