Erbakanla hasbihal
Kurban Bayramının 1. günü Fatih Camiindeyiz. Cemaatin içinden gözüme merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakanın kardeşi Kemalettin Erbakan takılıyor. Bayramlaşıyoruz. Önceki görüşmemiz üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen durumunda hayli değişiklikler inkişaf etmiş. Beli biraz daha bükülmüş, ak sakalı simasında nuranilik tezahür ettirmiş.
Caminin merdivenlerinden inerken, Hamdi Arslan hocanın oğlu ile birlikte kendisine yakın âlâkamızdan çok memnun oluyor. Bu sabah, merhum Nizamettin ağabeyimin hanımı Sabiha yengeyi kaybettik. Ailede benden büyük kimse kalmadı diyerek üzüntüsünü paylaşıyor. Sonra bizleri Fevzipaşa Caddesinin hemen karşısındaki baba ocağına tatlı ikramı için davet ediyor.
Apartmanın hemen girişindeki mütevazı mekâna geçtikten sonra tatlılar ikram ediliyor. Erbakan biraz nefeslendikten sonra, artık çok yaşlandım diyor. Gençliğinde okuyup, kendine düstur edindiği bir kıssayı anlatmaya başlıyor:
Hz. Ebubekir, bir yolculuk esnasında devesinin yuları düşünce devesini çöktürüp alır. Bu durum bir kaç defa tekerrür edince yanındakiler, Efendim sizin devenin sırtından inmenize lüzum yok. Söyleseniz de biz o yuları sizin inmenize gerek kalmadan alıp versek derler. Hz. Ebubekir, Resulullah bana, yapabileceğim bir işi başkalarından istemememi emretti buyurdu.
Bu kıssayı hayatı boyunca kendine düstur edinmeye çalıştığını ifade eden Erbakan, ihtiyarlıktan da olsa başkalarından bir şey talep etmek bana ağır geliyor diyor.
***
Yaşlılar bazı şeyleri sebebe dayandırarak aktarmak için bahane ararlar; bayramlarda bu anlamda en güzel vesilelerdendir. Erbakan da bizleri karşısında bulmuşken, tâ 1800lü yıllara gidiyor. Sohbetini Adananın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde uzun süre hüküm süren Kozanoğulları Beyliğine dayandırıyor. Sonra sözü oralardan kalkıp İstanbula gelerek, Sultan Abdulhamidle dost olan Hüseyin Beyin oğlu baba Mehmet Sabri beye getiriyor.
Hukuk tahsilinden sonra Erzuruma tayin olan savcı Mehmet Sabri beyin Sabire hanımla izdivacından sonra bu evliliğin meyvesi olan Nizamettin ve Selahattinden bahsederken birdenbire hüzünleniyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşananlardan bahsettikçe hikâye mateme dönüşüyor. Rusların Erzurumu işgaliyle yaşanan ağır şartlar sonucu babası Mehmet Sabri bey ve ailesinin göç yolunda maruz kaldıkları acıları anlatırken gözlerinden akan yaşlar bembeyaz sakalını ıslatıyor. Sabire Hanım göç esnasında Hakkın rahmetine kavuşarak Nizamettin ve Selahattin ağabeyimi öksüz bırakmış diyor. Erbakan, Babam bir süre sonra Ağır Ceza Reisi olarak Sinopa tayin edilince, burada Rusların baskısından dolayı hicret eden ve Sinopa yerleşen bölgenin en önemli eşrafından Kafkas Kartalı Şeyh Şamilin torunlarından olan annem Kamer Hanımla evlenmiş ifadeleri ağzından dökülürken yalnız kalmanın burukluğu içinde kardeşleri Necmettin, Atıfet ve Akgünün isimlerini terennüm ediyor. Ağabeyim Necmettin Erbakan çok zeki bir insandı diyek onunla ilgili birbirinden ilginç anektodlar aktarıyor.
***
Erbakan, sözün yönünü son dönemlerde adından çokça bahsedilen fakat bir türlü içi doldurulamayan Osmanlı Medeniyetine çeviriyor. Huzursuzluğun kaynağının sosyo-kültürel dinamiklerin genlerinin oynanmasından kaynaklandığından bahsederek yerinden yönetime dikkat çekiyor. İç kavgaların yoğunlaşmasının altında sosyal yapının en önemli dinamiklerinden olan eşraf geleneğinin yok edilmesinin olduğunu söylüyor. Osmanlının yaşamın temelini örfî davranışlarla destekleyerek toplumu birbirine kenetlediğini, fakat son asırda oluşturulan anlayışın toplumu değerlerinden uzaklaştırarak; yalnızlaştırdığını ve birbirinden kopardığını ifade ediyor.
Erbakan, toplumun manevi dinamiklerinin etkisizleştirilmesinden dolayı, kaliteli insanın yetişmediğinden bahsediyor. Abdülhakim Arvasisiz Necip Fazılı, Abdûlaziz Bekkinesiz Nurettin Topçuyu, Mehmed Zahid Kotkusuz Necmettin Erbakanı düşünmenin ahde vefasızlık olacağını ifade ediyor. Kendi değerleriyle diyalog kurmayı reddedip diğerleriyle diyalog kurarak ümmeti yumuşak lokma haline getiren hadiseler zincirinden bahsediyor. Bir kaşık suda koparılan fırtınaların altında yatan gerçekleri açıkladıkça bizleri hayrete düşürüyor.
***
Kurban Bayramının 2. günü... Cuma namazını müteakip kılınan 4 cenaze namazından birisi de merhum Prof. Dr. Nizamettin Erbakanın eşi Sabiha Erbakan için kılınıyor. Taziyeleri Erbakan Ailesi, Van eski Milletvekili Fethullah Erbaş, İstanbul İl Başkanı Selman Esmerer kabul ediyor. Cenazeyi Merkezefendideki sonsuzluk yurduna taşımak da içindeki ahde vefa ateşi sönmeyen bir avuç insana düşüyor. Sabiha Erbakan, Merkezefendide bulunan diğer aile fertlerinin yanındaki ebedi istirahatgâhına defnediliyor.
Diğer günlerde olduğu gibi bayramın 3. gününde de yolunu Merkezefendiye düşürenler, Fatihalarını ve Yasin-i Şeriflerini soluklanmaksızın kalplerinde beyaz sayfa açan hocalarına gönderiyor. İkindi ezanı ile birlikte Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak merhum Erbakan Ailesinin ayak ucuna oturuyor. Ayetler dualara, gözyaşları yakarışlara karışıyor. Diller susuyor, kalpler vuslata kavuşanlarla hasbihale dalıyor.
İslâm Âlemide oluşturulan kan denizinde yüzenler, haksızlık ateşinin ortasına atılanlar, suskunluğum asaletimdendir diyenler merhum Erbakan hocanın yokluğunu daha derinden hissediyor.
Rabbim cümle geçmişlerimize rahmetiyle muamele eylesin.