Bayram temizliği...
Bayram temizliği...
Rahmet ve sabır ayı ile sınandık. Oruçlarımız, namazlarımız, tasadduk ve dualarımız, hepsi bizi temizlesin diye...
Zihinlerimizi ve yüreklerimizi yıkasın diye....
Akıllarımız hissetsin ve yüreklerimiz akletsin diye.
Hatırlatsın diye aczimizi.
Bugün gelin kutlu ayın ardından biraz zihin ve zihniyetten, aklın kirlenmesi ve arınmasından sözedelim.
Zihin; algılama, anlama, hatırlama, değerlendirme ve karar verme kabiliyetlerimizin toplamı desek herhalde yanlış olmaz.
Zihniyet, bakış ve görüş tarzımızı ifade ediyor. Kendimize, evrene, topluma, hayata, ölüme ve ötesine.
Bilgi ile bağı var kuşkusuz ama ta kendisi değil.
Gelenekle ilişkili ama özdeş değil.
Zihniyet, girift ve çok yönlü bağlara sahip, etkilere açık.
İnsan bireyselliği kadar toplumsalla da ilgili. Etrafımızda olan bitenler, olgular, yapılar ve olaylar zihniyetlerimizin oluşmasında pay sahibi. Bir çok faktör, değişik zaman ve zeminlerde, farklı göz ve görenlerde farklı karşılıklar oluşturabiliyor.
Küresel eğilimler, araçlar ve propagandalar zihniyetlerimize etki edebiliyor. Aynı olayı veya olguyu böylelikle farklı algılayıp yorumlayabiliyoruz. İnsan durup dururken şu ya da bu siyasi tercihe, ideolojiye meyletmiyor. Rastgele şuna dost, berikine düşman olmuyor. Durup dururken gasbetmiyor bir ülkenin servet ve zenginliklerini. Öylesine kıymıyor masum canlara... Hepsi sahip olduğu zihniyetin marifeti.
Değer yargılarımız, kanaatlerimiz, eğilim ve tercihlerimiz, telkinlerimiz, sözümüz, işimiz hep zihniyetimizin eseri oluyor.
Zihniyet ahlaki bir iç duyuş ve inanış ise de normları olan yaşam biçimleri olarak görünür hale geliyor.
Dünya, içindeki yapı ve kurumlar, içinde ya da etrafında bulunduğumuz ilişkiler karşısında aldığımız tavırlar, tutumlar, yaptıklarımız, yapmadıklarımız, söylediklerimiz, söylemediklerimiz hep zihniyetimizin fısıldadıkları. Tüm bunlar bir bakıma zihniyetimizin kodlarını işaret ediyor.
Zihniyet, din veya ahlakın (ahlaksızlığın da) toplumla ve zamanla kesiştiği noktalarda şekilleniyor. Ama Ne toplumun ne de çağın ta kendisi değil. Ancak eserleri tam da bu bağlamda tezahür ediyor.
Hülasa; insana, evrene, topluma, fizik ve fizik ötesine dair algılama ve bakış tarzımız "zihniyet"imiz.
Bunlarda hangi inanış, değer veya yapılar baskın ise zihniyet ifadesini bu doğrultuda buluyor.
Bilgilerimiz nesnelerden ve fizik (görünür) alemden devşiriliyor (bilimsel bilgi) ve yegane referansını buradan alıyorsa ürettiği dünya ve hayat tasarımı da ona yönelik oluyor. Üretilen bu bilgi ne olursa olsun bir niyet üzere tüketiliyor. Ve tüm işler bir niyetle değer kesbediyor.
Kapitalist/emperyalist yapı ve ilişkilerin tüketimine sunulan bu bilgi yığını insan avantajına işlevler görse de son tahlilde bir fıtrata yabancılaşmayı, bencilliği, çatışmayı ve tahribatı ardı sıra getirmekten kurtulamıyor.
Hikmet ve irfandan, aşkın/ilahi olandan, ahlak ve faziletten yalıtılmış-bağımsız bilgi insanlığa hayır getirmiyor.
Bireysel, ulusal, küresel her düzeyde çıkarlara dayalı bir kullanım alanının malzemesi oluyor. Bu itibarla paradoksal biçimde bilgi, zihinsel kirlenmenin bir aracı olabiliyor. İşte gördüğümüz tablo bu durumun bir belgesi.
İnsan aklının tek başına bir referans kaynağı olduğu şeklindeki çağdaş yanılgı, çağın bunalımının temel nedeni. Kitap ve hikmetin, görünmeyen alemin bilgisine sırtını dönen insanlık zihinleri ve dolayısıyla yürekleri kirletmeye devam ediyor. Ortalık gelişmiş iletişim teknolojileri aracılığıyla çoğaltılan enformasyon atıklarından geçilmiyor.
Rahmet ayında bireysel, toplumsal, küresel düzeyde üretilen ve zihinlerimize arız olan kir ve atıklardan ne kadarını temizleyebildik, bunu önümüzdeki on bir ay -nasipse-birlikte göreceğiz.
Açların ve susuzluktan ölenlerin sayısındaki azalmayı izleyelim.
Haksız yere kıyılan canların sayısına bakalım.
Yıllardır diktatörler ve küresel güç(süz)lerce sömürülen İslam ülkelerinin bağımsızlık mücadelelerinin sonuçlarını takip edelim.
Ödenen ve tahsil edilen faiz miktarlarına, gelir dağılımı tablosuna, çöplere döktüğümüz nimetlere, şii-sünni çatışmalarındaki kayıplarımıza, organ mafyası veya fuhuş şebekelerinin eline düşen yetim çocuklarımızın sayısına, aile içi cinayetlere ve boşanma oranlarımıza...
Sizin de iyi bildiğiniz bir çok tabloya bakarak bu bayram arefesinde ne kadar temizlik yapabildiğimizi hep beraber göreceğiz.
Aksi halde Rabbimizin ne günlerce aç kalmamıza, ne de teravihlerimize ihtiyacı olmadığını söylemeye gerek var mı ki?!
Zaten mubarektir bayramlarımız.
Bizi bereketlendirsin ve bir sonraki bayrama daha temiz eriştirsin Rabbimiz.
Vesselam...