Ekim ve İlham
Ekim ve İlham
Kalbimin çokta kalın olmayan lügatinde, ekimi anlatacak bir kelime aradım bulamadım. Mat renkler geldi aklıma, gri mesela çok demode dedim olmaz, mor belki, kekik tadı, hafif rüzgarlı ve ayazı anlatacak bir kelime yok, bulamadım. Gelmedi aklıma işte. Eylülü belki bu yüzden damarımdaki kan gibi seviyorum, çok tanıdık. Sarı direk eylül rengi, hüzün süt kardeşi, şiir sanki bizim evde bıraktığı hırkası, hepsi oturuyor üzerine. Ne üşüyorsun ne de yanıyorsun, her şey bir anlamda yerli yerinde. İnsanı coşturmuyor, insana uzun hayaller kurdurmuyor, gelecek vaat etmiyor, daha çok son gibi duruyor. Bir de eylülün geldiğini dolu dizgin atlarla gelen ilham perisinden anlıyorum. O da hiç yabancılık çekmiyor, kuruluyor kalbimin köşesine, alıyor sazı eline, başlıyor söylemeye Ama derinden, ama çekici, ama sıcacık harflerle..
Bir sabah uyanıyorum , öyle sıradan bir sabah işte. Ama beynim, kalbim şiir dolu. Hemen bir kağıt kalem buluyor ve yazıyorum, nefessiz kalıncaya kadar yazıyorum. Sonra yazının altına tarih düşecekken anlıyorum ki beni sokak serserisi gibi harflerin arasına saldıran şey eylül. Beni böylesine kelimelerin akıntısına çağıran ses yine eylül. Kelimelerin uçuşmaları başımı döndürüyor kağıda dökmek için bahaneler arıyorum. Sonra bir su gibi boca ediyorum ortaya. Geride duygu yüklü ırmakların şarkısı kalıyor. Bilmiyorum hangi gönlün sancısına tercüman olur, ya da hangi ressamın tablosunda renk olur ama gelip oturuveriyor acılarla, hüzünlerle donanmış harfler. Böyle kaygılarım da yok aslında, eylül kardeşliği bizimkisi, onu seviyorum hepsi bu.
Ve ilham...
Bir gizemli kadındı ilham, saçlarını harflerle örmüş. Gördükçe aklıma şiir renkli satırlar düşüren. İlk günlerde bütün varlığıyla var. Sonra dudaklarını koparıyor günler, ardından yağmurlar başlıyor, her yağmur tanesi bir dişini söküyor, yağmurlar arttıkça dişleri dökülüyor. Aramızdaki iletişim de gitgide azalmaya başlıyor. Aslında o konuşmuyor benimle hal diliyle anlaşıyor. Hal diliyle anlatıyor ne var ne yok. Hem öyle bir anlatım ki güçlü imgeleri ve müthiş benzetmeleri var. Hatta bazen öyle oluyor ki ben onun söylediklerini kağıda dökememenin sancısını çekiyorum. O anlatıyor ben not alıyorum. Günler ilerledikçe sesi azalmaya başladı, günlerin baskısı altındaydı anlaşılan. Dinlendiğini mi fark etti ne? Öyle bir an geldi ki her şey, her ses, herkes sustu ve ilham gizemini kaybetmiş bir kadın gibi yorgun eteğini sürükleyerek kayboldu sokaklarda O ardından koşan şairleri kendisine yar olacak sanma gafletine düşmüş bin pişmanlıkla Ve ilham susmuş kelimeler gizemini kaybetmişti
Uzattım elimi son kez teşekkür makamında tutunayım diye, bir kadavranın elleri değdi ellerime. O kadar soğuk, o kadar ürpertici Ardında çiğnenmiş kuru yapraklar vardı, yapraklar ekim yazıyorlardı hal diliyle
Şimdi problemin büyük kısmını çözdüm sayılır, en azından daha net bir durum söz konusu. Ekim yatağında ölümü bekleyen adam gibi. Kendi durumunu izah edemeyen bir adam. Ve adam düşünüyor, Azrail elinde bir güllemi gelecek , yoksa kapıları bacaları yerle bir eden fırtınayla mı? Ama adam şunun farkında her iki halin de sonu ölüme çıkıyor