Şekerci Hana kamuoyu desteği aranıyor
Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir beyanat veriyor. Heyecanı, mimik ve ses tonuna yansıyor. Başkan, Fatihteki tarihi Şekerci Hanın kamulaştırılması için kamuoyu desteği istiyor. Bazı rantabl bölgeleri birer birer dize getirerek kamulaştırmayı başaran Demir, Fatih Sultan Mehmedin vakfiyesi olan Şekerci Han konusunda ezim ezim eziliyor. Sayın başkan halk size desteğini vermiş, başının tâcı yapmış. Görsel ve yazılı medyadan medet ummaya ne hacet? İlle demedya desteği olmadan elimi taşın altına koymam diyorsanız, Şekerci Hanın hikâyesini kamuoyuyla bir kez daha paylaşarak size destek çıkalım.
***
Yapılar şehirlerin ruhunu temsil ederler. Ne kadar etkilenirseniz, o kadar seversiniz yaşadığınız yerleri. Kendinizi ondan sayarsınız veya nefret edersiniz. Sevgi yaşatır, nefretse yavaş yavaş öldürür; hem kendinizi hem de yaşadığınız yerleri.
Yüzyıllardır bu sevgi ve nefret saikleri arasında nefes almaya çabalayan İstanbul; hem doğunun hem de batının en nadide varlıklarını miras olarak hâlâ saklıyor. Geçmişten haberler verebilmek için bağrında barındırdığı ruhları rüzgârlardan, yağmurlardan ve insanlardan koruyor. Medeniyetlerin, beşiğinde büyüttüğü kültürlere analık yapıyor. Bir kapısı doğunun, bir kapısı batının sonsuzluğuna açılıyor.
Öyle olmasa, Fatih Sultan Mehmed hiç gönül koyar mıydı kültürlerin anası İstanbul a? Gönlünü koyduğu beldeyi fethedip, yakar mıydı bugün hâlâ İstanbul u aydınlatan kandillerini? Üstelik müjdeli fethin hâlesi 7 tepeden de görülmeliydi.
Anadolu nun en maharetli ustaları, yağız delikanlıları toplaştı kutlu bir mekân inşa etmek üzere. Mimarbaşı Sinaüddin Yusuf bin Abdullah ın besmelesiyle vuruldu kazmalar temellere. Manevî nişanın temelleri yükselirken, bir de yüz odalı han yaptırıldı sılasını terk eden yiğitlere.
Burada ihlâsla doyurulan bedenler; temelden, âleme kadar 8 yıl boyunca yol aldılar. Yontulmuş taşlarla, fırınlanmış ağaçlarla mabedi bezeyip, kubbesine ayetlerle nefes verdiler. Vakıf Medeniyeti ne bir taş koymanın huzuruyla sonra Şekerci Han a döndüler. Defalarca Fatih Camii (1462-1470) bitti, erenler Şekerci Han ı terketti. Ve o han, yeni misafirlerini karşılamak üzere hatıralarıyla başbaşa kaldı.
***
Şekerci Han, Osmanlı nın son dönemlerinde Osman Kemâlî Efendi, Neyzen Tevfik, Mehmed Âkif, Eşref Edip, Celalettin Ökten başta olmak üzere birçok münevver ve entelektüelin sohbetlerine ev sahipliği yapar. Âdeta dönemin kültür merkezi haline gelir. Fakat 1907 de bir şahsiyeti misafir eder ki, bahtiyarlığını onunla zirveye taşır. Gazetelerin Şarkın yalçın kayalıklarından bir ateş pare-i zekâ, İstanbul âfâkında tulû etti diye haber verdiği bu misafir, daha sonraları Bediüzzaman nâmıyla anılacak Said Nursi den başkası değildir.
İlim meclislerinde, İstanbul sokaklarında Said Nursi tarafından Şekerci Han ın kapısına asılan Burada hiçbir sual sorulmaz, her suale cevap verilir tabelası konuşulmaktadır. Zor sorularına cevap arayanlar; Fatih Camii Börekçi Kapısı ndan çıkılınca ilk soldan devam eden İslambol Caddesi nin üzerindeki Şekerci Han a koşmaktadır. Alınan doyurucu cevaplar sayesinde, hem Said Nursi nin hem de Şekerci Han ın ünü kulaktan kulağa yayılmaktadır.
Ta ki, Said Nursi burayı terk edene, Osmanlı çökertilene kadar...
Bu süreçten sonra diğer vakfiyeler gibi Şekerci Han ı da kötü günler beklemektedir. Tek Parti dönemine gelindiğinde bütün vakıf taşınmazları gibi Şekerci Han da cebinde üç-beş kuruşu olana pay edilir. Ağlayanın malı gülüne fayda etmez sözü gereği buraları alanlar da bir fayda göremez.
Said in çocukluğunda rüyasını süsleyen Burada hiçbir sual sorulmaz, her suale cevap verilir tabelasının indirildiği devasa kapının boynuna dikkat köpek var yaftası asılır.
Zamanla camları kırılır, duvarları yıkılır, sıvaları dökülür, han meydanını pislik götürür, farelere gün doğar. Çevredeki dükkânların deposu haline getirilir, şeker gibi muhabbetlerin yapıldığı bu ata yadigârı han; şu dönemler yalnızlığın kralını yaşıyor. 500 yıl ötesinden bizlere haber veren bu kültür mirası, bir şeyleri görünmez kılmak isteyenler tarafından maskeleniyor. Maskeler düşmedikçe de görmemek yok saymayı kolaylaştırıyor.
Şekerci Han ın bulunduğu durum; mekânın hafızasını bir daha geri gelmeyecek şekilde yok etmeye yönelik eylemlerin kuşatması altında. Medeniyetimize dair ne varsa; çeşmeler, camiler, saraylar, hanlar, hamamlar, köprüler vs hepsi iğdiş edilmiş vaziyette.
Kentsel dönüşüm adı altında mekânları dönüştürme eylemine girenler; vitrinlerdeki teşhirci anlayışı normalleştirme kıvamına getirdi. Vitrinlerin arkasında dönüşüme direnenler ise; ayak sinirlerine darbe yemiş bir cengâver gibi çökmemeye direnmekte. Fakat bu şehrin emanetçileri bir taraftan pansumanla kaybedecek zaman yok diye beyanatlar verirken, diğer taraftan hâlâ tedaviden ziyade makyajlarla uğraşmakta. İstanbul un makyajlanan yüzü güzel amma, ağzının içindeki bakımsızlıktan çürüyen dişleri dökülmekte. Oysa vicdan mahkemesine hesap vermek isteyenlerin hâlâ günahlarını sildirebilecekleri zamanları var! Şayet vicdanları ihtiraslarına yenik düşüp ölmemişse!..
***
Sonsöz; Şekerci Han, Ali Emiri Kültür Merkezi nden sonra yeni bir kültür merkezi olarak Fatihe kazandırılabilir. Said Nursi ye hürmeten; Said Nursi Kültür Merkezi veya bu mekânın müdavimlerinden Millî Şairimiz Mehmed Âkif Ersoy un anısına; Mehmed Âkif Ersoy Kültür Merkezi adı verilebilir. Ya da hanın ilgisizlikten çökmesine göz yumup, İskenderpaşa Halk Pazarı nın yerine kurulan Historia gibi janjanlı markaların vitrinleri süslediği devasa ve kimliksiz bir Alışveriş ve Yaşam Merkezi ne dönüştürülebilir!?..
Haydi sayın Mustafa Demir, söz bitti; şimdi icraat zamanı.