reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Hz. Peygamberi ağlatan olay

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

“Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun” sadaları eşliğinde ve Sensizliğin girdabında perişanız Yâ Resûlullah.

Şeytanın askerleri Senin araladığın rahmet perdesini yırtıp atmak

istiyorlar; nûrundan, kokundan, öğrettiklerinden bizleri mahrum etmek

için.

Ebu Leheb, Ebu Cehil, Haris bin Tulatıla, Huveyris bin Nukazi, Ümmi Sa’d ve Erneb’ler türedi yine; Seni bizden almak için.

Oysa bilmezler mi ki, biz Seni kalbimiz bildik Yâ Resûlullah. Seni

hiç görmedik amma, Hazreti Sıddık-ı Ebu Bekir gibi hiç şüphesiz

Resûllüğüne iman ettik. Ve hicret aleminde yılanlar sokarken bizi,

gözlerimizden akan yaşlarla “Anam-babam Sana feda olsun Yâ Resûlullah”

dedik.

Hayalini kurduk rüyâlarda ve asırlarca uzaklıkta. Bir

tebessümüne hasret kaldık, yüreğimizin seraplarında; yaklaştıkça

uzaklaşan, uzaklaştıkça yaklaşan ve yakan. Âh yolunu bulup muhabbet

menbaından gönlüne bir akabilsek; hep aşkınla oturup, aşkınla

kalkabilsek Yâ Habibullah.

İçimize bir kor düştü de, yine

Seni pervasızca incitenleri hatırladık. Hatırladıkça da “babasının

annesi” dediğin Fâtımatü z-Zehrâ gibi hüngür hüngür ağlamaktan kendimizi

alamadık Yâ Resûlullah.

Amcan Ebu Talib ölünce himayesiz

kaldın diye pervasızca saldırıyorlardı müşrikler. Nasipsizler

bilmiyorlar mıydı; Seni himaye edeni, Seni alemlere rahmet kılanı.

Başına pislik saçıyorlardı, başları başına feda olasıca başlar. Nasıl da

zevk alıyorlardı, yaptıkları çirkinliklerden.

Ve Sen, “Amcam

ne çabuk hissettirdin yokluğunu” diyerek “hüzün” gözyaşlarını dökmeye

başlayınca, Mekke sokaklarından Sana doğru koşarak gelen “velilerin

anası” Fâtımatü z-Zehrâ’yı görüyordun. Yüzünü, gözünü siliyordu biricik

kızın, gözyaşları arasında. O’na, “Ağlama kızım...” deyişini tekrar

tekrar hatırlıyor, “Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun” diyoruz Yâ

Resûlullah.

Kalbimiz bir tutsak güvercin gibi titriyor

kafesinde. Her kanat çırpışımızda; bulutlar yağmura, katreler ummana,

tutkular mecnunluğa, zindanlar aydınlığa dönüşüyor Sende. Kölelik

ruhundan arındırıp, nûrunun şûlesinde özgürlüğe pervazlandır bizleri Yâ

Habibullah.

Torunun Hz. Hüseyin dünyaya geldiğinde, kızının

yanına gidip; “Hüseyinimi bana getir” demiştin. Ve o kucağına

verildiğinde, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuduktan sonra

ağlamaya başlamıştın. Neden ağladığın sorulduğunda ise, “Cebrail(as)

yanıma gelerek Hz. Hüseyin(ra)’in ümmetim tarafından öldürüleceğini

haber verdi...” buyurmuştun. Seni ağlatan, Hz. Hüseyin’i şehit eden

Yezidler şimdi İslâm beldelerinde oluk oluk ümmetinin kanını akıtıyor Yâ

Resûlullah.

Hicap perdesi parçalandı, mazlumlar üryan

düştü. Güller sarardı birer birer, bülbüle hüsran düştü. Kırıldı

adaletin kalemi, hakime zindan düştü. Sensizlik ikliminde bozulan

dengeye ziyan düştü Yâ Resûlullah.

“Benden sonra öyle

kimseler gelecek ki, keşke Peygamberi görseydik de ne malımız, ne

evladımız olsaydı diyecekler” diye işaret ettiğin ümmetin, Seni

görüyormuşcasına Hz. Hatice, Hz. Sıddık-ı Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Bilal

gibi Sana iman etti Yâ Resûlullah.

Biat ettik, itaat ettik, kapına diz çöktük; “Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun Yâ Resûlullah.”

Çağlayan olsak, Sana, hep Sana aksak. Çöl sıcağında ayağına tûrab

olsak. Bir yetim çocuk gibi başımızı okşadığında, muhabbet ateşinde doya

doya yansak. Ve bütün üzüntüleri unutup hüngür hüngür ağlasak. Tâ ki,

“ümmetime bütün perdeleri kaldırdım” muştunla biz de, “Canımız,

anamız-babamız Sana feda olsun” diye bir kez daha haykırsak Yâ

Resûlullah...

***

HAMİŞ:

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(sav)’in ilk hanımı Hz. Hatice(ra) 19

Nisan 620’de Hakkın rahmetine kavuşarak, Mekke’deki Cennetü l-Muallâ’ya

defnedilmiştir. Bir taraftan Peygamber Efendimizin “Kutlu Doğum”uyla

coşarken, diğer taraftan ise efendimizin en zor günlerinde, en büyük

destekçisi olan ve hakkında “Bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı

Hatice’dir” (Müslim, Sahih, VII, 336) buyurduğu annemizi de rahmetle

yâd ediyoruz.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...