Fethin Boğazdaki mührü
Yunusun dizelerinde ölümsüzleşen Bir garip
ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle
garip bencileyin... ifadeleri, zaman ahde vefasızlık elbisesini
giydikçe daha derinden hissettiriyor kendisini. Bu hissi her ne kadar 3
Mayıs günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Fatihin 532 yıl önce
ebediyete göçtüğü Gebze-Hünkar Çayırı ndaki törende yaptığı konuşmada,
Fatih Sultan Mehmet Han ı anlamak, bizim için ulu bir vazifedir, bir
görevdir, sık sık, tekrar tekrar hatırlamamız gereken kaçınılmaz bir
vecibedir. Çünkü o, bizim siyasetimizin, medeniyetimizin zirve
şahsiyetidir" sözleriyle hafifletmeye çalışsa da hüznümüze derman
olamadı. Sadece su serpti ölüm uykusundan uyanan toprağın üzerine.
Boğaza düğümlenen sis perdesiCumartesi sabah bahar uykusundan uyanmaya çabalayan İstanbulun
Boğazına ansızın bir sis düğümü çöreklendi. Haydarpaşa, facianın
eşiğinden dönülen bir kazaya daha şahit oldu. Bereket versin ki, havanın kurşun gibi ağır olduğu şu günlerde, korkulan olmadı. Fatihin çağ kapayıp, çağ açtığı fetih mevsiminde Boğazın ortasında can pazarı
yaşandı. Hafif sıyrıklara maruz kalan gemilerin yolcularını teğet geçen
ölüm, iki nefes arasındaki hayatın ne kadar güzel olduğunu hatırlattı.
Oysa biraz ötede, Fatihin ebedi istirahatgâhının çevresinde farklı
bir iklim yaşanıyor. Fevzipaşa Caddesi her zamanki gibi akan insan
selinde boğuluyor, araçlar gıdım gıdım Vezneciler, Taksime ve
Eminönüne doğru ilerliyor. Bozdoğan Su Kemerinden tıkanmaya başlayan
trafik (her Cumartesi ve Pazar gününde olduğu gibi) Ragıp Gümüşpala
Caddesinde kilitleniyordu.
Menzile ulaşma gayretinde olan yolcuların kimisi yâ sabır
çekerken, kimisi ağlayan bebesini susturmaya çalışıyor. Kimisi alnından
akan teri silmekle meşgulken, kimisi Eminönünde yiyeceği balık-ekmeğin hayalini kuruyordu.
Galata Köprüsünü herc ü merc içerisinde geçenlerin bir çoğunu
Kabataşta bir sürpriz bekliyordu. Tayyi mekân yapmışçasına birdenbire
herkes bir sis bulutunun ortasında kalıyordu. Biraz önce buram buram
terleyenler, kutuplara gelmişçesine çantalarından çıkardıkları
giyeceklerini alelacele üzerlerine geçiriyordu.
Her zaman
cömertçe maviliğini misafirlerine sunan Boğaz, üzerine çöken sis
perdesinin içinde boğuluyordu. Rumeli ve Anadolu yakaları birbirlerinden
ayrılmış sevgili gibi amansız bir hasret karamsarlığına tutuluyordu.
Kabataştan başlayan sis perdesi Arnavutköyde son buluyordu. Bebekte
ise hava birden bire bahara dönüşüyordu.
Görünmez bir mezarlıktır zamanErguvan ağaçlarının mor ve pembe çiçekleri, Çengelköyden Anadolu
Hisarına kadar göz alabildiğince misafirlerinin gözlerini
şenlendiriyor. Ulu bir çınar gibi duran Rumelihisarının gölgesindeki
Aşiyan, yeşilin bütün tonlarıyla ölümden sonraki hayatı hatırlatıyor.
Yahya Kemal Caddesindeki Aşiyan Kabristanında uyuyan Attila İlhan,
görünmez bir mezarlıktır zaman / şairler dolaşır saf saf / tenhalarında
şiir söyleyerek / kim duysa / korkudan ölür // -tahrip gücü yüksek- /
saatli bir bombadır patlar / an gelir /Attila ölür dizeleri başucundaki
beyaz mermerde yeniden cana geliyor. Dökülmeye yüz tutmuş erguvan
tomurcukları her nefis ölümü tadacaktır gerçeğini hâlâ toprağın üzerinde nefes alıp verebilenlere fısıldıyor.
Fakat nafile!.. Sahilde kurulan çilingir sofralarında kadehlerini
tokuşturanlar umursamıyor bu fısıltıları. Oltalara takılan balıklar can
havliyle çırpınırken, genç kızların türbanları mini etekli hoppaların
yanaklarına savruluyor. Gösteriş budalaları son model arabalarıyla hız
denemesi yaparken, züppeler motosikletlerinin egzozunda çıkardıkları
seslerle senfoni yapıyor.
Ya ben İstanbulu alırım, yada İstanbul beniHisarın kitabesi sırra kadem basmış kapısından adım atar atmaz zamanın ruhu benliğinizi terkedip sizi tekerrür eden tarihin kucağına bırakıyor...
Ya ben İstanbulu alırım, yada İstanbul beni
diyen 20lik delikanlı 2. Mehmed, İstanbulu ne kadar çok istediğini
Rumelihisarını inşa ettirmesindeki dehasıyla ortaya koyuyor. İstanbul
Boğazından geçişleri kontrol etmek ve fethi gerçekleştirmek için
Anadolu Hisarının karşısına dikilecek yeni bir hisarın planını çiziyor.
1452nin baharında mimar Muslihiddinin kontrolünde başlanan 31.250
metrekarelik alanda 15 kule, 1 cami, 2 çeşme planı bulunan inşaat, 7 bin
işçinin gece gündüz demeden çalışarak 4 ay 13 günde bitiriliyor. Bu
süreçte deniz kenarındaki büyük kulenin inşaatı Vezir-i Azam Çandarlı
Halil Paşa, güneybatıdaki kulenin inşaatı Zağanos Paşa, kuzeydeki
kulenin inşaatı ise Saruca Paşa işçileri teşvik için omuzlarında taş
taşıyarak burçlara isimlerini kazıyorlar.
400 muhafız ve
topçuya komuta eden Firuz Ağa, Boğazın en dar yerindeki bu dünyanın en
özel ve azametli kalesinden düşmana geçit vermiyor. Fethin ilk adımı
Rumelihisarı(Boğdoğan)ndan atılıyor. İstanbulu fethedecek güzel
kumandan ve askerleri buradan müjdeli şehre yöneliyor. İstanbul bizim
oluyor.
Fethin mahremine dokunan zihniyetYüzyıllar sonrasına döndüğümüzde ise hezimetler silsilesi burçların
arasında fink atıyor. Manzara görmek, duymak istemediğiniz gerçeklerle
başbaşa bırakıyor.
Doğal afetlerin yanında, diğer
eserlerimizin başına gelenler maalesef Anadolu Hisarının da başına
geliyor. İçine gecekondular yapılıyor, bu da yetmezmiş gibi Fatih Sultan
Muhammed Han tarafından yaptırılan Ebul Feth Camiinin bulunduğu
kısımda 1960 yılından itibaren Hisar Açık Hava Tiyatrosu oluşturuluyor.
Bundan birkaç yıl öncesine kadar Rumeli Hisar Konserleri adı altında
rezilliğin daniskası yaşanıyor.
Rumeli Hisarı şimdilerde
sessiz, sadece sarnıçtaki su şırıltısı ve kuş sesleri hakim duvarlarının
arasında. Uyanan baharın her yere neşe saçtığı bağrında kulelerin
kapıları kelepçelenmiş zindan kapısı gibi. Mahremine dokunan
zihniyetlerle, dışarıdan içeriye sızan göz izlerinin verdiği tedirginlik
her halinden belli oluyor. Boğazda yolunu şaşırıp kendisini ziyarete
gelenleri anaç bir tavırla bağrına basıyor.
Bütün umursamazlıklara rağmen, Rumelihisarı bütün heybetiyle fethin ruhunu
hâlâ haykırmaya devam ediyor. İstanbulun fethinin anısına dikilmiş bir
abide olarak Boğazın kıyısında soylu bir sessizlikle yükseliyor.
Burçlara dizilen taşlar Fatihin İstanbuluna kol-kanat geriyor.
Hamiş: Ne
yapın, ne edin bir gün mutlaka yolunuzu Rumelihisarına düşürün. Fethin
temeline döşenen burçların arasında gezinirken çocuklarınıza çağ
kapatıp, çağ açanların hikâyelerini anlatın.