reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
14

Sevgi ve aşka dair

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Sevgi ve aşka dair

Bugün “Sevgi ve Aşk”a dair bir çağrı var. Parlayan güneşin ayazla dostluk ettiği günün ortasında Beyazıt’a yürüyorum. Soluklanıyorum, huşûya dalıyorum, aşkın gönlüme değdiğini hissediyorum. Bir çağrıyı zamanın koynunda bırakarak, yeni çağrılara yürüyorum.

Çıkıyorum TGC Basın Müzesi’nin 2. katına, Abdullah Kırbaş beyefendinin objektifinden “Kuş Bakışı Muğla”yı seyrediyorum. Fotoğraf karelerinin içine dalıp “Allah’ım tıpkı hava, toprak ve su gibi Muğla’yı da ne güzel yaratmışsın” diyorum.

Sonra iniyorum basamakları yavaş yavaş, “Sevgililer Günü, Sevgi ve Aşk”a dair cümle ve dizelerin Divanyolu Caddesi’ne taştığı yere. Çayımı alıp, “mâziden âtiye akan zaman”a pür dikkat kesilmişlerin arasına oturuyorum sessizce. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir beyefendi gönül heybesinden çıkardığı naif ifadeleri misafirlerine ikram ediyordu, beyaz güller eşliğinde.

Leyla çıkıyordu sahneye, meğer çok da güzel değilmiş. Soruyorlardı Mecnun’a: “Onca sıkıntın bunun için miydi?” Mecnun cevap veriyordu: “Hayır gönlümdeki Leyla içindi!” Sonra Yunus geliyor, süzüyordu sevgi sahnesinin önünde toplaşanları: “Yaratılanı hoş gör, Yaratan’dan ötürü” diyerek kararmaya yüz tutmuş gönül hanelerine ak bir çizik çekiyordu. Susuyor, fakat kaybolup gitmiyordu. O da bizim gibi, “Kardeşlerim sevin, dostça sevin! Sevgi gönül cennetinin kapılarını açan anahtardır” diyerek semâya duran Mevlânâ’yı izliyordu.

Roma Katolik Kilisesi’nin Aziz Valentine için bir güne hapsettiği “sevgi”; Ahmet Yesevî’de, Hacı Bektaş Velî’de, Karacaoğlan’da, Ruhsatî’de, Âkif’te dahası bu coğrafyada yılın bütün günlerinde mâkes buluyordu. Dizeler; neyden çıkan aşk kıvamında, uda eşlik eden sevgi yumağında akıp gidiyordu. Sevgi ve muhabbete akan zaman; biraz önce bizlere “hoş geldiniz” diyen Ahmet Özdemir beyefendiye, “bugün ayın 11’i, 65’ine hoş geldin Ahmet” diyordu.

Şaşkınlık ve mutluluğu aynı anda yaşayan Özdemir sunumuna “sevgi ve aşk” ile devam ediyordu. Bir şaire, bir ozana, bir hikâyesi olana söz veriyor ve sıra bana geliyordu:

Aşk

Aşk; ruh sahnenin sonsuzluğa açıldığı an

Öyle engin bir deniz ki, ucu bucağı olmayandır

Aşk; varlığın sırrı, hayatın demi

Sevmekten başka çaresi olmayanların eylemidir

Aşk; bülbülün güle hasreti

Allah’ın kuluna merhametidir

Aşk; Hâcer gibi Safâ’dan Merve’ye koşabilmek

İbrahim gibi İsmail’ini kurban edebilmektir

Aşk; Peygamberi, Hatice gibi sevebilmek

Vahşi’yi yahşiye çevirebilmektir

Aşk; dokunmadan ruhunla hissedebilmek

“Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yârim” diyebilmektir

Aşk; Fatih’in İstanbul’u, Sinan’ın Selimeye’si

Yunus’un Taptuk Emre’si, Mevlânâ’nın, Şemsi’dir

Aşk; bitmek bilmeyen bir hakikat

Sonsuzluğa inanmaktır.

11 Şubat 2012 – İstanrbul

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...