Sniper: Medeniyetler Çatışmasını Sinema Namlusu ile Tasdiklemek
1990’ların başında Samuel Hungtington “Medeniyetler Çatışması/Çarpışması” (Clash of Civilization) adında bir makale yayınladı.Huntington bu tezini ilk olarak 1993 yılında ForeignAffairs adlı akademik dergide yayınlanan bir makalesinde ele almış, ardından da 1996 yılında çalışmasını genişleterek kitaplaştırmıştır. Bu teori/tez de Hungtington dünyadaki medeniyetlerin (Batı, İslam, Hint, Çin vb.) yüzyıllarca çatıştığını, bu çatışmada bazı medeniyetlerin yok olup tarih sahnesinden silindiğini iddia eder. Bugün ise bu tarihi çatışmadan/çarpışmadan sağ çıkan medeniyetlerin de kendi aralarında çatışmaya devam ettiğini ancak son tahlilde Batı medeniyetinin bu savaşı kazanacağını ya da kazanamaya çok yakın olduğunu iddia eder.
Yine aynı dönemde Japon asıllı Amerika vatandaşı Francis Fukuyama “Tarihin Sonu ve Son İnsan” (TheEnd of HistoryandtheLast Man(1992)) adlı bir makale yayınladı ve bu makalesinde dünyanın geldiği aşama bağlamında Batı medeniyetinin sosyal, siyasal ve ekonomik olarak üstün olduğunu ve dönüşümün mümkün olmayacağını iddia etti. Çok genel bir ifadeyle soğuk savaş sonrası bir dünyada artık liberal kurumların ve düşünce yapısının hakim unsurlar olarak kalacağı, kapitalizmin alternatifsiz-kaçınılmaz-nihai bir sistem olduğu ve dolayısıyla ideolojik anlamda insanoğlunun varabileceği son noktaya vardığı tezleri etrafında yoğunlaşan bir teori. Her ne kadar makale Fukuyama`ya ait olsa da neo-liberal düşünce yapısının yeni palazlanmaya, Thatcher
ve Reaganınsahıslarındaanglo-sakson dünyada tavan yapmaya başladığı dönemlerde neo-liberal teorisyenlerin-siyasetçilerin ve bürokratların farklı nedenlere atfedilebilecek premature ve tehlikeli zafer çığlıklarının iyi bir özeti.
Bu iki makale yaptığı yankı ve üstendiği misyon bağlamında önemli bir yere sahiptir. Nasıl ki Ernest Renan “İslam Terakkiye Manidir” dedi ve çok sayıda, başta Namık Kemal olmak üzere, karşı tez ya da lehte çalışma yaptı ise bu çalışmalar da böyle bir öneme sahipti. Bu bağlamda Ahmet Davutoğlu’nun “Tarihin Sonun Sonu” makalesi ve “Küresel Bunalım” kitabı önemli örneklerdendir. Elbette bu kişilerin makamları da bu makaleleri çoğu sosyal bilim alanında lehte ve aleyhte kale almak zorunda bıraktı.
Televizyon, sinema ve diğer kitle iletişim araçları var oldukları günden beri egemenler tarafından istedikleri toplumu yaratmak için kullanılan en önemli ideolojik aygıtlardandır. Bu yapının içinde ise Hollywood ayrı bir öneme sahiptir. Hollywood sürekli Batı egemen fikrin aklayıcı, aklileştirici, ötekileştirici ve şeytanlaştırıcımisyonunu üstlenmiştir. Bir fikir, olay, işgal, durum veya kişi bu ideolojik aygıtla ya aklanmış, aklileştirilmiş ya da ötekileştirilip şeytanlaştırılmıştır.
Her kolonyal Hollywood filmi gibi “Sniper” da ezan sesiyle başlıyor. Böylelikle ezan sesine bindirilmiş sentetik Doğu kurgusu, Batılı izleyicisinin hafızasında 10 saniye içinde dowland ediliyor: vahşi, tekinsiz, karanlık, kanlı, barbar, gerici, sapkın, düşük ve insanın karanlık tarafına dair ne varsa; bunlar Doğu’ya özgüdür ve tabii ki Doğu’nun içinde de en kötü topluluk Müslümanlardır. Filmin bütün kurgusu bu nitelikleri taşıyan Doğu/İslam ve mensupları ile bu niteliklerin tam tersi, iyi, özverili, dürüst Batı/Hıristiyan ve mensuplarının çatışması üzerinedir. Yönetmen ClintEastwood bu olguyu/subliminali Chris/İsa Mustafa/Muhammed alegorisi üzerinden sunuyor. İsa/Hıristiyan/Batı, Muhammed/Müslüman/Doğu’ya karşı ve onu terbiye etmek için mücadele verir görüntüsü içindedir. Chris katı Cumhuriyetçi/vatanperver bir babanın oğlu olan bir Amerikan askeri, Mustafa ise bağnaz, terörist vari, Iraklı atıcılık şampiyonu, gerici birisidir. Filmin sonunda Chris ve Mustafa karşılaşır, Chris Mustafa’yı öldürür; yani Muhammed ve onun temsil ettiği uygarlık/medeniyet kaybeder. Zaten bu akla göre kaybetmeye de mecburdur.
Bu film Hollywood tarafından hem Hungtington hem de Fukuyama gibilerin ürettiği fikirleri tasdiklemeye hem de Batı egemen aklın çöküşünü gizlemek, saklamak ve zihinlerde değişen paradigmaları yeniden subliminal yöntemlerle eskiye döndürmeyi amaçladığı çok belirgin. Bu akıl, bu dünya algısı, dünya medeniyetlerini çatışan, uzlaşmaz ve üstünlük kurmak için her yolu mübah sayabilen bir yapının parçası olarak görmektedir. Bu algı bağlamında da kendi medeniyetlerini üstün ve hatta tek kılabilmek için sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik bütün sahaları işgal edip, zorunlu kabulü sağlamaya çalışılabilmektedir. Bu bağlamda da bütün kutsalları istedikleri gibi kullanmaktan da geri durmuyorlar ve uzun bir süre daha bu devam edecek gibi. Charlie Hebdovakaıası da başından sonuna kullanılması bağlamında yine aynı durma işaret etmiyor mu?