Bir davadır, bir kavgadır, bir sevdadır Milli Görüş! Kınayanların kınamasından korkmadan Hak namına yürüyenlerin yoludur Milli Görüş! Geriye bakmadan sürekli ilerleyerek özlenen günlere kavuşmanın umududur Milli Görüş! Dikenlerin ortasında hepsine inat açan güldür Milli Görüş! Iraklı Fatımanın namusu, Filistinli Farisin öfkesi, Moritanyalı Sadıkın özlemi, Suriyeli Muhammedin türküsü, Mısırlı Hasanın yumruğudur Milli Görüş! Tarihin birileri tarafından kirli kanlarıyla yazılmış sayfalarına inat beyaz güvercindir Milli Görüş! Hasretin adıdır Milli Görüş! Aşkın, sevginin, şefkatin!!!
Kıyamete kadar sürecek savaşın adıdır Milli Görüş! Hakkın yanında saf tutanların davasıdır Milli Görüş!
Yazarlar Erbakan Hocaya odaklandı
Erbakan Hocanın ölüm haberinin alınmasından sonra köşe yazarları onunla ilgili düşünce ve anılarını yazdılar.
Ahmet Hakan (Hürriyet):
Ben bir Erbakancı idim
Benim babam azılı bir Selametçi idi. Yeşil komünist derlerdi bize...
Mahallenin haylaz ve acımasız çocukları bizi Kadayıfın altı kızardı mı? diye kıl etmeye çalışırlardı.
Kızlara pek çaktırmazdık Erbakancı olduğumuzu...
Erbakan Hoca, 12 Eylülden sonra kimselerin iplemediği Refah Partisine iki oy daha kazandırmak için inanılmaz bir inatla çabalarken, biz olanca fiyakamızla Bu Hoca çok âlem adam vallaha diyerek kafa bulurduk.
O zamanlar gençtik. Kimimiz radikal takılırdı, kimimiz şiir yazardı, kimimiz öykü tadında yaşardı, kimimiz de Özaldan kaptığı nemaya fit olurdu. Hocadan uzak durulan dönemdi yani.
Sonra bir şey oldu, tuhaf bir şey: Kimsenin iplemediği Refah Partisi, hakikaten de yükselişe geçmeye başladı. Varoşlardan Refahın vakti geldi türküsü yükseliyordu. Başbakan Erbakan sloganı, yılların hayali olmaktan çıkıyordu galiba. Hepimiz doluştuk Refah Partisine. Ne de olsa omuz vermek farz olmuştu ve ne de olsa son tahlilde hepimiz Refah Partili idik.
Mehmet Barlas (Sabah):
Erbakan siyasal İslam gerçeğini Türk siyasetine kabul ettirdi...
Erbakan ın önemini vurgulamak, onunla aynı siyasi görüşleri paylaşmak anlamına gelmiyor. Erbakan ın topluma sunduğu bazı projeler gerçek ötesi hayalleri ifade ediyordu.
Bana göre en büyük yanılgısı da, Başbakan olarak hedef alındığı 28 Şubat 1997 MGK muhtırasının sonuçlarını doğru biçimde tahlil edememesiydi. Bu muhtıra ertesinde kendisiyle yaptığım görüşmede "Askerler bana değil, Çiller Hanım a karşı" değerlendirmesini yapmıştı.
O dönemdeki koalisyon protokolünün gereklerini gecikerek yerine getirdi. Hemen Başbakanlık görevini Çiller e devredip, birlikte erken seçim kararı alsalardı, post-modern darbecilerin parlamentodaki tabloya müdahale etmeleri mümkün olmayacaktı. Ama Erbakan ın "D-8 Zirvesi ne kadar Başbakan kalacağım" demesi yüzünden post-modern darbeciler zaman kazandılar ve demokrasi rafa kaldırıldı.
Cumhurbaşkanı Demirel in hükümet kurma görevini Çiller e vermesi gerekirken, devlet kuşu Mesut Yılmaz ın başına konduruldu. Bütün bunlar geride kaldı. Erbakan la son olarak Saadet Partisi nde Numan Kurtulmuş un ayrılması ertesinde Genel Başkan olduğu günlerde konuştum. Hakkında yazdığım bir yazıdan ötürü beni aradı ve teşekkür etti.
Hasan Bülent Kahraman (Sabah):
Erbakan ve uzun koşu
Necmettin Erbakan öldü. Biraz da inanılmayacak bir ölüm onunki. O tür siyasetçilerin hiç ölmeyeceğini sanıyor insan. Amerikalıların tabiriyle Erbakan bir "siyasal yaratık"tı. Bu kimlik diğer insanlarda mevcut olmayan bazı hassaların bir araya gelmesiyle oluşur. Müthiş bir ego, benmerkezcilik, iktidar azmi, akıl almaz bir irade, hırs, direnme gücü. Erbakan ın büyük bir lider olarak bu özellikleri bünyesinde topladığında kuşku yok. Bunlara herhalde çok yüksek bir zekâyı eklemek gerekir.
Mehmet Altan (Star):
Leopard tankları ve merhum Erbakan
1969 yılında başlayan siyasal yaşamını düne kadar izlediğim Necmettin Erbakan renkli ve önemli bir siyasi şahsiyetti... Önemi, dindar kesimlerin görüşlerini, İslami hassasiyeti siyasal sisteme taşıyıp, iktidar olmasını sağlamasından geliyordu... Ama bu toprakların din, ırk ve mezhep üzerinden oy avlayan siyasetçisi, temel hak ve özgürlükleri esas alarak Birinci Cumhuriyeti demokratikleştirmeyi, sadece seçmenine değil, tüm mağdurlara sahip çıkacak ve mağdur yaratmayan kurumsallaşmış bir yapı kurmayı hedef almadığı için kendi de 28 Şubatın mağduru oldu. Ayrıca, uluslararası konjonktürü iyi analiz edemedi.
Ahmet Kekeç (Star) :
Erbakanın bana anlattığı...
Erbakan, bana hep, Oğuz Atayın Bir Bilim Adamının Romanını, o romanın kahramanı Mustafa İnanı hatırlatmıştır... Çok dolaysız bulabilirsiniz. Ama öyleydi. Aradaki teknik farka rağmen, Nurettin Topçuyla da koşutluklar kurabilirsiniz.
Henüz içine doğdukları yeni ülke için bir şeyler yapma, asırların ihmali sonucu oyun kurucu niteliğini yitirmiş çevreyi merkeze taşıma, kalkınmamıza yerli referanslar üretme çabasıydı onları oyunun içinde tutan. Ve çok saygıdeğer bir çabaydı bu.
Erbakan için söyleyeceklerimi, bu yazının münderecatı içinde özetlemem mümkün değil... Cumhuriyetten andaç Yeni Türkiyeyi kuran ve taşraya özgüvenini kazandıran liderlerden biriydi. Belki de, en mühimiydi.
Mustafa Karaalioğlu (Star) :
Erbakan Hocaya veda
Hoca nazik olduğu kadar sabırlı ve ısrarcıydı... Hayatını inandığı davaya adadı, bu uğurda bıkmadan usanmadan yürüdü. Onun için dünya Hak ve batıl mücadelesinden ibaretti. Hak bildiğinin peşinden ayrılmadı, batıl gördüğüyle de mücadele etti.
O yolu açmak için her türlü baskıyı ve küçümsenmeyi sineye çekti. Sonunda kazandı ve siyasi tarihe damga vuran ender liderlerden birisi olmayı başardı.
Ağır sanayi hamlesi, İslam dünyasıyla ilişkiler ve D-8 projelerinin ne kadar isabetli ve gerekli olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Tarih, Erbakan Hocayı daha sağlığında haklı çıkarmıştır.
Okay Gönensin (Vatan):
Siyasi İslamı sandıktan çıkardı
Necmettin Erbakan siyasi İslamı sandıktan çıkaran ve meşru siyaset yollarıyla iktidara getiren lider oldu. Zekâsıyla en alttan en üste çıkmayı başarırken, siyasi İslamı, klasik kalıplarıyla yeni dünyada geçerli kılmanın zor olduğunu hem kendisi gördü hem de görülmesini sağladı.
Burhan Ayeri (Akşam) :
100 bin tank isterdi
Türk siyasetinin en renkli isimlerinden Prof. Dr. Necmettin Erbakan ı kaybettik. Meslek hayatımızda tanıdığımız en zeki insanlardan biriydi. İTÜ nün önemli motor hocası olarak parladı. 100 bin tank formülüyle, dünyanın gündemine oturdu. İhracat Ekonomisi ni ön plana çıkardı. Yetiştirdikleri ise bugün işbaşında. Ancak, kendisi farklı yerde kaldı. Hoca yla epey anımız var. Bir kısmını parça parça aktarmıştık. Onunla ilgili son yazımızda İnsanoğlunun yaşa bağlı direnci nden söz etmiştik. Aktif siyaseti bırakmasını ve Altınoluk ta yaşamasını önermiştik. O inandığı yola devam etti. Erbakan a rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
Fehmi Koru (Zaman) : Bir örnek insan olarak Necmettin Erbakan
Siyasi hayatının henüz başlangıcındayken, 1969 seçimi öncesinde, İzmir de çıkan Tekyol dergisi adına kendisine yönelttiğim "Profesörlüğe kadar yükselmiş bir bilimadamıyken Odalar Birliği nde genel sekreter ve sonra başkan oldunuz, şimdi ise milletvekili olmak istiyorsunuz; neden?" soruma verdiği cevap zihnimde hâlâ kazılı: "Benim tek bir amacım var, Türkiye yi saygı duyulacak bir ülke haline getirmek..."
Esas mesajı ise şuydu: "Bunu önce salt ilim yoluyla yapmak istedim; engel çıkardılar... Ben de işadamlığına soyundum, yine engel çıkardılar... İş dünyasında etkin hale gelirsem belki durum değişir düşüncesiyle Odalar Birliği ne genel sekreter oldum, engel çıkardılar; başkan seçildim, engeller büyüdü. Anladım ki, amacımı gerçekleştirebilmem için tek yol, siyaset yapmak..."
Ali Bulaç (Zaman) : Erbakan bir çınar
Erbakan Hoca nın o süreçte oynadığı rolün ne kadar doğru olduğunu son on yılın siyasi tecrübesi açıkça göstermektedir. O isteseydi milyonları sokağa dökebilirdi. Partisinin 4 milyon 100 bin kayıtlı üyesi vardı, 6 milyonun üzerinde oy almıştı. Ucuz ve yanlış yola sapmadı, Türkiye İslamcılarının araziye aşina olan geleneksel yöntemini takip etti ve o tarihî konuşmasını yapıp şunları söyledi: "Bu olay (28 Şubat) bizim yolumuzda bir virgül hükmündedir. Kimin canı sıkılıyorsa, kim bağırıp çağırmak, rahatlamak istiyorsa ormana gitsin bağırsın."
Oral Çalışlar (Radikal): Hapishane arkadaşım Necmettin Erbakan
Necmettin Erbakan, zor dönemlerin siyasetçisiydi. Onun siyasetle uğraştığı dönemde üç askeri darbe, bir postmodern darbe gerçekleştirildi. 12 Mart darbesinde partisi kapatıldı. Kendisi yurtdışına gitti. 12 Eylülde tutuklandı, hapis yattı, partisi kapatıldı. 28 Şubat postmodern darbesinde ise asker zoruyla iktidardan düşürüldü, partisi kapatıldı, kendisi siyaseten yasaklandı.
Bütün bu tarihi iniş-çıkışlar boyunca, kendine güvenini hiç yitirmedi. Çok eleştirilere uğradı, çok tepki gördü. Bunların ne kadarı haklıydı, ne kadarı önyargıların ürünüydü, bunu tarih yargılayacak. Ben kendisine birçok kez haksızlık yaptığımızı düşünüyorum. 28 Şubatta darbecileri eleştirmekten çok onun hatalı olduğu yönlerine daha çok vurgu yapanlardan birisiydim. Dindarların siyaset yolculuğu ve siyasetin normalleşmesi konusundaki rolünün küçümsenemeyeceği kanaatindeyim.
Son dönemde ise değişen Türkiyeyi ve değişen dünyayı anlamakta zorluk çektiğini düşünüyorum. Yeni siyasetleri okuyamadı ve giderek marjinalleşti. Çektiği bunca sıkıntının, dışlanmanın da bu yanlış okumada mutlaka payı olduğunu düşünüyorum.
Tarhan Erdem (Radikal) :
Erbakan ın kabına sığmayan zekâsı
Erbakanı halkın çok iyi tanıdığını gösterdi. Yılmayan, bıkmayan, yenilgiyi teşvik olarak kabul eden bir lider; gerçek sandığı hayallerinin peşinden koşarken heyecanlanan bir mücahit! Siyaset böyle sıradışılıkları sever, alkışlar ve anahtar teslim etmez.
Son kırk yılın tarihinde görülmeden geçilemeyecek Erbakan, içindeki çocuğu öldürmeden yaşlanıp bu dünyadan göç etti. Her zaman bir iddiası, yaklaştığını sandığı bir hedefi vardı. Kimseye kırgınlık duymuyordu ve mutluydu sanıyorum.