Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yeniden yüzleştiği şu günlerde, Van’ın Tuşba ilçesinde meydana gelen sarsıntılar, beklenen büyük İstanbul depremini bir kez daha gündeme taşıdı. Ancak Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Osman Bektaş’tan, kamuoyunun endişelerini hafifletecek dikkat çekici bir açıklama geldi.
Sosyal medya platformu X (eski adıyla Twitter) üzerinden değerlendirmelerde bulunan Bektaş, Marmara Bölgesi'nin, özellikle İstanbul çevresinin 1999 yılındaki büyük depremlerden sonra görece bir sakinlik dönemine girdiğini ifade etti. Uzman isme göre, Marmara'nın tarihsel deprem döngüsü ve stres aktarımı modeli, İstanbul’daki deprem beklentisini daha geniş bir çerçevede değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.
“1999 İzmit Depremi İstanbul’u Rahatlattı”
Prof. Dr. Osman Bektaş’a göre, 17 Ağustos 1999 İzmit Depremi sadece büyük bir yıkıma yol açmakla kalmadı, aynı zamanda İstanbul’un bulunduğu Kuzey Anadolu Fayı'nın (KAF) kuzey kolundaki gerilimi de önemli ölçüde azalttı.
İşte Bektaş’ın dikkat çeken açıklamaları:
1. Deprem Göçü ve Stres Transferi
Deprem riski doğrudan fay hatlarının üzerindeki kırılmalar kadar, bu kırılmalar sonrası oluşan stres transferleriyle de şekilleniyor. Bektaş, Erzincan’dan batıya doğru göç eden depremlerin Bolu’ya kadar Kuzey Kol üzerinden devam ettiğini, ancak Bolu’dan sonra bu göçün Marmara'nın güney koluna kaydığını belirtti. Bu durum, İstanbul’un üzerindeki doğrudan tehdit seviyesini düşüren bir faktör olarak değerlendiriliyor.
2. 1912’den Günümüze Fay Dinamikleri
1912 Mürefte Depremi, Marmara'da ciddi bir stres boşalması yarattı. Bu kırılma, hem batıya (Ege’ye) hem de doğuya (İstanbul’a doğru) yeni depremleri tetikledi: 1975, 2003 ve 2014 depremleri Ege yönüne; 1963 Adalar, 1999 İzmit ve 1999 Düzce depremleri ise doğuya, İstanbul hattına uzandı. Bektaş’a göre bu süreç, Marmara’daki ana fay hattının üzerindeki stresi büyük ölçüde azalttı.
3. Mikro Depremler de Önemli
Tekirdağ ile Çınarcık Çukurları arasında meydana gelen küçük ve orta büyüklükteki depremler, tıpkı büyük depremler gibi doğuya doğru bir kırılma düzeni izliyor. Bu mikro sarsıntılar, fay hattının enerjiyi azar azar boşaltmasına olanak tanıyarak büyük birikimlerin önüne geçebiliyor.
4. "Creep Zone" Etkisi
Batı-Orta Marmara'da yer alan ve 'creep zone' (sürünme zonu) olarak adlandırılan bölge, 1912'deki büyük kırılmayı durduran doğal bir bariyer işlevi gördü. Aynı bölgenin, 1963 Adalar Depremi’ni tetikleyen stres transferinde de önemli rol oynadığı düşünülüyor.
5. Sakinlik Dönemi Mi Başladı?
Tüm bu verileri bir araya getiren Bektaş, Marmara Denizi çevresinin büyük depremlerden sonra tarihsel olarak bir sakinlik dönemine girdiğini savunuyor. “Geçmişte olduğu gibi, Marmara yine büyük bir deprem sonrası göreceli bir sakinlik dönemine girmiştir” diyen uzman, bu dönemin ne kadar süreceğini ise zamanın göstereceğini belirtiyor.
Bilim İnsanları Ne Diyor?
Prof. Dr. Bektaş’ın açıklamaları, Marmara’da deprem beklentisini yeniden tartışmaya açtı. Bazı uzmanlar bu görüşe temkinli yaklaşarak İstanbul için hâlâ ciddi bir riskin sürdüğünü savunuyor. Özellikle fay hattı üzerindeki enerji birikiminin tam anlamıyla sona ermediğini düşünen isimler, olası bir sarsıntıya karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurguluyor.
Deprem Gerçeğiyle Yaşamak
Bilim insanlarının farklı değerlendirmeleri olsa da üzerinde hemfikir oldukları tek konu: Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği. Bu yüzden her koşulda yapı güvenliği, afet bilinci, şehir planlaması ve bireysel hazırlıklar en büyük öncelik olmaya devam ediyor.
İstanbul’da beklenen büyük depremin ne zaman olacağını kimse tam olarak bilemese de, uzmanların açıklamaları bu sürecin sadece bir “bekleyiş” değil, aynı zamanda bilimsel değerlendirme ve toplumsal hazırlık süreci olması gerektiğini hatırlatıyor.