reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11
sivas360 Gündem İslam Kardeşliği ve Tasavvuf

İslam Kardeşliği ve Tasavvuf

‘İslam’da Kardeşlik ve Tasavvuf’ başlıklı konferans vermek için ilçemize gelen eski Kangal Müftülerinden Miktad Kutlu Hoca ilçe halkının yoğun ilgisiyle karşılandı.

Kangal Müftülüğü ve Diyanet Vakfı Kangal Şubesi nin 21 Şubat Cumartesi günü belediye kültür merkezinde düzenlemiş olduğu programa katılım oldukça yoğun oldu.

Sunuculuğunu Fatih Camii İmam-Hatibi Hüseyin Kaya’nın yaptığı programın açılışında İmam Hatip öğrencilerinden İhsan Zahid ERKEÇ ve Emir Han DAĞ Kur’an-ı Kerim okudular.

Daha sonra bir selamlama konuşması yapan İlçe Müftüsü Salim Erkeç, tasavvufun tefsir, hadis, fıkıh gibi İslamî ilimlerden olduğunu ifade ederek, tasavvufun Cibril hadisinde belirtilen ihsan kavramıyla ifade edildiğini belirterek şunları söyledi. “Tasavvuf islami ilimlerde önemli bir yer tutar. Kur’an ve sünnet ile sabit bir ilimdir. Merhum Mehmet Emin Er Hocamıza sorulan bir soruda ‘Bir kişinin tasavvufu inkar etmesi-eğer tasavvufu içeriği itibariyle inkar ederse kafir olur- Ama söz itibariyle şöyledir böyledir derse bunun maksadına bakılır’ der. Yani tefsir ilmi, fıkıh ilmi ne ise tasavvufta böyle bir ilimdir. Peygamber efendimiz (sav) zamanında bu en güzel şekilde yaşanmış tasavvufi ahlak kardeşilk ve barışı en güzel şekilde temin etmesi bakımından günümüz içinde çok elzemdir. Emperyalist güçlerin böl-parçala-yut taktiği ile müslümanları parçalayarak zayıflatmasını engellemek içinde sağlıklı bir tasavvufi bilincin oluşması gerekir.”

Tasavvufun Peygamber Efendimiz (SAV) dönemi olan ashab-ı Kiram’ın dönemini örnek aldığını, kardeşliğin zirvesinin de o dönemde yaşandığını belirten Erkeç, Allah’ın Kur’an- Kerimde bütün mü’minleri kardeş kıldığını bildirmesine rağmen bugün emperyalist güçlerin güdümündeki bazı grupların Cihadı, müslümanın boğazlanması haline dönüştürdüklerini ifade etti. Bu gün gerçek kardeşliğin Asr-ı Saadet örneğinden hareketle tasavvuf mekteplerinde öğrenilerek, ümmete uygulamalı olarak yeniden öğretilmesi ve tüm dünyaya ümmet kardeşliğinin şamil kılınması gerektiğini ifade eden Erkeç, bu meyanda İlçemize büyük hizmetleri bulunan Mikdat Kutlu hocaya yapılan davet üzerine konferansa katıldığı için teşekkürlerini sundu.

‘Tasavvuf ve İslam Kardeşliği’ başlıklı konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edilen Mükdat Kutlu Hoca, önceden milli eğitim sisteminde hem talim hemde terbiye odaklı bir eğitim verilmeye gayret edilirken şimdi okullarda sadece öğretim verildiğini, terbiyenin ise okullardan uzaklaştığını söyledi.

Kutlu, terbiyeye herşeyden çok insanın muhtaç olduğunu belirterek şunları söyledi. “Allahu Taala hazretleri insanları terbiye etmek üzere peygamberler göndermiştir. Kitaplar göndermiştir. Dolayısıyla terbiyeye en fazla ihtiyaç duyan varlıkta insandır. Bizi biz yapan kelimelerimiz var. Bunlar bize zamanla yabancılaştırımış. Mesela Mevlanayı seviyoruz Yunusu seviyoruz, Ahmet Yeseviy seviyoruz. Bu isimlerin adına uluslararası sempozyumlar düzenleniyor. Yunus Emre’yi anma yılı, Mevlana’yı anma yılı gibi etkinlikler düzenliyoruz ama bu büyük şahsiyetlerin yetiştiği mektepleri ve terbiye ocaklarını bilmiyoruz. Demekki Mevlana gibi olabilmek için onların yetiştiği mekteplere ihtiyacımız var. İşte onları yetiştire mektep tasavvuftur. Tasavvuf terbiyesinin en kolay yolu ise kardeşlikten geçiyor. Bizim yaptığımız eğitim kardeşliği tesis etmiyorsa o işte bir eksiklik var demektir.

Konuşmasını ayet ve hadislerle destekleyen Kutlu, islam medeniyetinde cami, mezar ve ticaretin önemine değinerek çeşitli örnekler verdi. Medeniyetler fikir ve düşünce adamlarının gayretleriyle geliştiğini kaydeden Kutlu, her medeniyetin arka planında ciddi bir emeğin olduğunu belirtti. Bakıldığında selçuklu ve osmanlının kuruluşunda aslında Ahmet Yesev, Mevlana ve Yunus Emre gibi fikir ve gönül insanlarının olduğunu görürüz. Rahmetli Esat Hoca’da bir sohbetinde Osmanlıyı Osman Gazi’den önce Mevlana, Yunus Emre, Şeyh Edebali kurdu demişti. Eğer bir toplum insanı kâmil hedefiyle talim ve terbiyeye önem veririse o oranda gelişir güç ve kuvvet kazanır. Aksi durum olursa o toplumda fitne olur fesat olur. Herkes birbirine kin besler ve ortalık anarşiden terörden geçilmez olur.

Tasavvufu nasıl anlamalıyız diyecek olursak. Geçmişte bize çok kötü örnekleri gösterilerek bu nezih müessese kötülenmek ve kirletilmek istenmiştir. Böylelikle insanlar tasavvuftan soğutulmuş ve uzaklaştırılmıştır. Pakala şimdi biz ne yapmalıyız diyecek olursak. Bu yolun çınarları mesabesinde olan yukarda saydığımız isimleri örnek alarak bu işin doğrusunu tanımalıyız. Fikirlerr insanlarda tecessüm eder. Özü sözü bir olan ve islamı en güzel şekilde yaşayan insanların sayısını arttırmak için doğru örneklere sarılmamız lazım. Peygamber efendimiz hayattayken bile kendisini peygamber ilan eden sahtekarlar olmuştur. Tasavvuf konusunu da istismar eden sahtekarlar dün olduğu gibi bugünde vardır. O bakımdan doğru ile yanlışı ayırt edebilecek bilgi ve dikkatede sahip olmamız gerekiyor.

Ahlaklı ve erdemli bir toplum oluşturabilmek için tasavvufi bir terbiyeye ihtiyaç olduğunu belirten Kutlu, Fatih Sultan Mehmet’in tebdili kıyafet ederek esnafı kontrol ettiğini ve her girdiği esnafın bencillik yapmadan siftah etmeyen yan komşusunu düşünmesini örnek göstererek İstanbul’un fetih sürecinde Fatih Sultanı motive eden asıl unsurun böylesi kardeşlik ve diğergamlık örneği olduğunu ifade etti.

Şimdilerde ise bu duygu ve yaklaşıma toplumun ne kadar ihtiyaç duyduğunu dile getiren Miktad Kutlu Hoca, iyi insan olabilmek için ilk önce Allah’a kulluk görevlerinin yerine getirilmesi gerektiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti. İbadetlerimizi düzgün yapacağız. helal-haram kavramına titizlikle dikkat edeceğiz ve Allah’ın dinine ciddiyetle uyan müslümanlar olacağız. Adamda ilim var ama ibadet yok at onu... İbadet var ahlaki yönü zayıf at onu... Her işimizde samimiyetle hareket edeceğiz. Tasavvufu doğru anlayıp ibadetlerimizi huşu ve ihlasla yapacağız. İslama hizmet için var gücümüzle çaba sarfedeceğiz...”

Allah için kurulan İslam kardeşliğinin çok önemli olduğunu ve bu kardeşliğin öğretildiği ilmin de Tasavvuf olduğunu bu ilmin okulunun ise tarikatlar olduğunu ifade etti. Ancak tasavvuf ve tarikat adı altında olan her şeyi de kabul edemeyeceklerini, bunlardan sadece Kur’an ve Sünnet çerçevesi içerisinde istikamet üzere olanları kabul edilebilir bir değer ifade edeceğini belirtti. Tarih boyunca doğru ve hakikat olanların yanında, insanları saptırmak için sahtelerinin de yine insanlar tarafından icat edildiğini, insanlar Allah-ü Teala’nın varlığına karşı nemrutlar, fıravunlar gibi nasıl sahte ilahlar edindilerse ve Hz. Peygamber daha hayatta iken nasıl sahte peygamberlik iddialarında bulunan kimseler zuhur ettiyse günümüzde de tasavvuf ve tarikat adı altında insanları Allah’a ve Rasulüne bağlama yerine Allah’tan uzaklaytıran şeyhler ve namazı yasaklayan tarikatların var olduğunu biliyoruz. Bunun için öncelikle bizlerin Kur’an ve Sünneti iyi öğrenip O ölçülere uyan gerçek tasavvuf ve gerçek liderleri bulmamız gerektiğini ifade etti. İslam tasavvufunda Mürşidin iki görevinin olduğunu bunun birisinin kullara Allah’ı sevdirmek, diğerinin ise Allah’a, kulları sevdirmek olduğunu söyledi. Kullara allah’ı sevdirmenin yolunun Allah’ın verdiği nimetleri, O’ nun gücünü, kudretini ve merhametini anlatmak olduğunu, Allah’a kulları sevdirmenin yolunun ise ; De ki: «Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.» Âli İmrân Suresi, 31. Ayeti Kerimesine binaen Allah’ın kulları sevmesinin, kulların Peygambere tabi olmalarına ve Peygamber (SAV)’i sevmelerine bağlı olduğunu, bunun başka bir yolunun olmadığını işte Tasavvufta da Mürşid’in hem sohbetiyle ve hem de yaşantısıyla insanları Rasulullah’ ın sünnetine bağlayan ve Rasullah’ı sevdirmek için yaşayan kişi olduğunu veciz bir şekilde ifade etti. Dinleyicileri özellikle bu konuda uyarı mahiyetinde ; son zamanlarda televizyon ekranlarında özellikle hoca görünümlü kişilerin insanları sünnetten uzaklaştırarak Rasullah’tan koparmaya gayret ettiklerini, bu çalışmaların samimiyetten uzak, art niyetli, İslam’a zarar veren ve Kur’an’ın ruhuna uymayan boş gayretler olduğunu ve bunlara iltifat edilmemesi gerektiğini anlattı.

Konuşmanın tamamlanmasından sonra katılımcılar sahne önüne gelerek Miktad Hocaya teşekkürlerini ilettiler. Birçok katılımcı ise Miktad Hoca ile hatıra fotoğrafı çektirerek programı daha kalıcı hale getirmek istediler.

Salondan ayrılan Miktad Hoca ve beraberindekiler yemek programı için çevre yolu üzerindeki ulusoy petrole gittiler.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...