reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11
sivas360 Gündem ÇAĞIN MANEVİ HASTAKLIKLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

ÇAĞIN MANEVİ HASTAKLIKLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

20 Mayıs Salı günü akşam Saat: 20: 30`da TSO Konferans Salonunda Kur`an ve Hayat Konferanslarının 21. yapıldı.

Abıhayat Dergisi ve Gaye-der işbirliği ile gerçekleşen program Sinevizyon gösterimi ve Emekli imam Tahsin DOĞAN`ın Kur`anı Kerim tilaveti ile başladı.

Abıhayat Dergisi G. Yayın Yönetmeni Hüseyin Emre AKTAŞ, yapmış olduğu açılış ve selamlam konuşmasında kısaca şunları söyledi: “Soma yüreklerimiz dağladı. Milletimizin başı sağolsun. Allah böyle bir acı bir daha yaşatmasın. Soma sonrasında kamuoyunda yaşanan tartışmalar bir gerçeği daha ortaya koymuştur. Bu toplumda yaşayan her bireye iyiyi, doğruyu ve güzeli yaygınlaştırmak için büyük vazifeler düşüyor. Bu toplumun yazarından çizerine, işcisinden işverenine, gazetecesinden akademisyenine, paolitikacısından bürokratına, idarecisinden memuruna ve öğretmeninden öğrencisine varana kadar herkesin Kur`anın hayat veren mesajı ile buluşturulması gerekir.”

Aktaş`tan sonra Gaye-der adına selamla konuşması yapan dernek başkanı Şahin BERÇİN ise Kur`anın her an gündemimiz de olması gereken bir kitap olduğundan bahsetti.

İlginin yoğun olduğu programda kürsüye davet edilen Sosyolog Yusuf Özkan ÖZBURUN Konuşmasında Çağımızın hastalıklarından bahsetti. Ve çözüm önerileri sundu. ÖZBURUN, konuşmasında özetle şunları söyledi.

“Çağın ruhunu hissedip algılayamazsak çatışmalar yaşayabiliriz. Çağın hastalıklarının farkında olun, çağla beraber gelen, yükselen ve alçalan değerlere, problemlere karşı uyanık olun! Çağın ruhuyla beraber hangi hastalıklar bizi kuşatıyor? Nereden geliyorlar? Gençlerde yansımaları neler oluyor?”

“Medyanın etkisiyle bir etki, moda haline gelebilip, bir komedyenin yaptığı hareket hemen zihnimizi şekillendirir hale gelebiliyor. Yazılı-görsel medyadaki bir grup, bizim zihinlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi inşa edebiliyor. Derinlikli, analitik düşünmeyen geniş kitleler haber bültenleri, gazete ve dizi kültürüyle besleniyorlar. Bu şekilde dünyaya bir grup belirleyicinin gözüyle bakıyoruz. Bir meselenin aslını, başını, sonunu, araştırmayla, düşünmeyle, merakla öğrenen insanların sayısı çok azdır. Derme çatma fikir edinme, başkalarınca yönlendirilip genel kanaat oluşturma şeklinde şartlandırma yaşayan kitleler, biçimsiz zihinsel yapılar, garip insan ilişkileri oluşturuyorlar. Kitleler kendisi gibi olmayan insanları affetmezler, kendi bataklıklarına çekmeye çalışırlar. Vasat duyguların iktidarı böylece gerçekleşmiş oluyor.”

“Bayanlar için en büyük hastalık estetik ve diyet kültürüdür. Kadınlarımız bu kültürle beraber kendileriyle ve çevreleriyle geçimsiz, memnuniyetsiz bir hale bürünüyor. Gerek reklamlarda, dizilerde, gerek gazetelerde birer numune olarak önümüze belli rol modeller sürülüyor. Kendi kendiyle kavgalı olmaya başlayan kadına bu endüstriyi yaratan mimarlar gülümser ve mutluluk formülleri sunar. Mutsuz, sıkıntılı, kompleksli, kaygılı, kendisiyle sağlıklı ilişki kuramayan genç kızlar bedenini çirkin görme hastalığına tutulur. Bedeniyle uğraşan insanlar yerine kalıcı olan şahsiyetini geliştiren gençlere ihtiyacımız var. Çünkü bütün problemler kişilikteki sıkıntılardan kaynaklanır.”

“Erkeklerin bu çağda en çok maruz kaldığı bombardıman ise cinselliktir. Bunun hem psikolojik hem biyolojik anlamda getirdiği zararlar vardır. Bir köşe yazısı okurken kenardan çıkan uygunsuz fotoğraflar, haber bültenlerinde magazinsel ifşalar, kaba cinsellik öğelerini her fırsatta öne süren medyan kişinin beklenti eşiğini yükseltiyor. Kadın ve erkek bedeninin bu kadar hoyratça kullanıldığı, aşağılandığı bir çağ olmamıştır.”

“Ailelerin dağılmasında bu faktörler ve dolayısıyla şahsiyet bozukluklarının yaptığı tahribat çok fazladır. Geçmişte bu kadar bağımlılık haline gelmeyen bir diğer problem ise müzik bağımlılığıdır. Taşınılabilirlik açısından kolaylaşan listelerin bir küçücük kutuda dolaşmasıyla, fazlaca ritim uyaranı almanın insan sağlığına ve doğasına olumsuz etkisi çok fazladır. İnsanın bu kadar çok ritim alması insan tabiatına aykırıdır. Çünkü sürekli, her yerde karşımıza çıkan bu uyarıcılar bağımlı hale getirir. Bunun yanında müzik üreten endüstriler bu işi kısa sürede fabrikasyon olarak yaparlar. Üç ay içerisinde kendi kendini yok eden bu endüstri, kendini şarkı sözleri düzeyinde düşünen ve duygularını bu şekilde ifade eden nesillere yol açtı. Aşk, melankoli, şiddet, isyan gibi çeşit çeşit duygularla gelgitler yaşanması duygusal olarak da hissizleşmeye sebep oluyor. Kendini şiirle, edebiyatla ifade etmeyen, mecazî ve derin düşünmeyle bağlarını kesmiş, ritimle yaşayan insanlar…”

“Zihnimizi şekillendirenler komikliği yüceltiyor. Komikliğin en kaba hali bu kadar talep görüyorsa bunu sosyolojik vaka olarak görmek lazım. Komik arkadaş, komik öğretmen beklentisi aslında derin düşünmeyi ve yoğunlaşmayı önemsemediğimizi gözler önüne serdi. Espride dahi şartlanmalar ön plana çıkıyor. Tek tipleşme zengin düşünme sistemini yok eden bir unsurdur.”

“Diğer hastalıklar da futbolizm ve teknoloji bağımlılığıdır. Seyirci kalmamıza sebep olan futbol yerine dikkat ve dikkati ayakta tutan spor ve ilgi alanlarını cazip hale getirmeliyiz. Tefekküre, derinleşmeye, analitik düşünmeye, eleştiri ve sorgulamaya yer vermemiz gerekiyor. Şehvetin karşısına şefkatin; ritmin karşısına edebiyatın, sadelikteki güzelliği keşfetmenin konulması gerekiyor.”

“Bilge, çıraktan bir tutam tuz getirmesini ister. Çırak tuzu getirir. Bilge tuzu bir bardak suya attırır ve içirtir. Rahatsız olan çırak suyu tükürünce yine bir tutam tuz isteyen bilge çırağı bir tatlı su gölüne götürür. Tuzu göle attırır. Çırağa da sudan içmesini söyler. Sudan içen çırak, bu sefer rahatsız olmaz tattan. Sıkıntılar ve acılar bir avuç tuz gibidir. Ne fazla ne eksik. Hangi kaba koyduğun önemlidir. Zihin, akıl, gönül derinleşip ummana dönerse onda sıkıntı yer etmez.”

Kur`an ve Hayat Konferanslarının 21. si Plaket takdimi ve Hatıra Fotoğrafı çekinerek sona erdi.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...