Önceki gün okulun çok amaçlı spor salonunda düzenlenen ve jüri üyeliğini eğitimci yazar Abdullah Altunkes, gazeteci Orhan Üngör ve radyo programcısı Faruk Bilge´nin yapmış olduğu yarışmada 4/A sınıfından Hatice Çiğdem 1.ci, yine aynı sınıftan Melike Zehra Çapraz 2.ci, 4/D sınıfından Mehmet Ege Demir ise 3.cü oldu.
Sınıf arkadaşları ve öğretmenlerinin alkışlarla destek vermiş olduğu yarışmacılar, ezberden okumuş oldukları Sakarya şiirini mimik ve el işaretlerinin yanı sıra vurgu ve ses tonlamalarıyla da süslemeye çalıştılar. O yaştaki çocuklar için şiirin söylenmesi çokta kolay olmayan ?Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! / Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!?? gibi bölümlerini dahi şaşırmadan okuyan öğrenciler jüri üyeleri ve salondan büyük alkış aldılar.
Yarışma sonrası kısa bir konuşma yapan okulun müdür yardımcısı İlhan Ege, kaybedeni olmayan güzel bir yarışma olduğunu belirtti ve Sakarya şiirini ezberden okuyan öğrenciler ile onları hazırlayan öğretmenlerine teşekkür etti. Ege, ileriki haftalarda düzenlenecek bir programla öğrencilerin ayrıca ödüllendirileceğini de ifade etti.
Yarışmada ilk iki sırada yer alan öğrencilerin sınıf öğretmeni Sedat Gündoğdu, göğrencilerini göstermiş oldukları başarıdan dolayı tebrik ederken, etkinliğin düzenlenmesine katkı sağlayan okul yönetimine de teşekkür etti.Yarışma sonunda ilk üçe giremediği için üzülüp ağlayan öğrencileri teselli etmeye çalışan jüri üyeleri ve öğretmenler onlarla birlikte fotoğraf çektirerek bu tür yarışmalarda kaybedenin olmadığını katılan herkesin bir şekilde kazandığını ifade etmeye çalıştılar.
SAKARYA TÜRKÜSÜ
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu´nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
Necip Fazıl KISAKÜREK